Bizlere yakın olan, dua ettiğimizde dualarımıza icabet eden bir Rabb’den razı olduk. Nassla sabit olan kimseler dışında kimsenin cennetlik olduğuna şahitlik etmezken, ölünün senin duana (faydana) ihtiyacı var, senin ona değil.
Yunus bin Abdula’la dedi ki: Şafii’yi şöyle derken işittim:
التصاون في النزهة سحف
Gezinti ve eğlence esnasında, vakarlı görünmeye çalışmak (aşırı resmiyet ve kasıntı davranmak) ahmaklıktır.
Et-Tuyuriyyat, 1/60
Her yerin kendine has bir duruşu, davranışı ve muamelesi vardır.
İnsanın her mekanda tek bir tabiat üzere olması doğru değildir. Örneğin; ders esnasında veya ciddi ortamlarda sürekli gülüp eğlenmekle, ciddiyetsizlikle meşgul olmak nasıl bir ahmaklıksa, gezide ve eğlence anında veya dost meclisinde de sürekli ciddi, katı ve asık suratlı olmak
Özellikle de kişi, eleştiri ve alay karşısında kolay etkilenen bir mizaca sahipse, hedeflerini erken paylaşmak ona zarar verebilir.
Neticede, her niyet ilan edilmeyi gerektirmez. Bazı dualar gizlilikte olgunlaşır, bazı hedefler ise sessizlik içinde büyür.
Allâhuâlem.
Hedeflerini herkesle paylaşmak zorunda değilsin; onları Rabbine arz etmen bazen daha hikmetli olabilir.
Allah Teâlâ, Zekeriyya aleyhisselam’ın duasını anlatırken şöyle buyurur:
{Hani o, Rabbine gizlice seslenmişti/nida etmişti.} Meryem, 3
Bu yüzden insanın bazı hayallerini ve hedeflerini herkese anlatmaması daha isabetli olabilir. Onları Rabbine arz eder, çünkü onları gerçekleştirmeye gücü yeten yalnızca O’dur. Aksi hâlde insanlar alayları, küçümsemeleri ve olumsuz sözleriyle kişinin şevkini kırabilirler.
İnsanlar zor zamanlarda bir terazi gibidir, onlardan yalnızca kökü sağlam olanlar ağır basar. Eğer dürüst çıkarlarsa bu özlerinin güzelliğindendir, eğer yalancı çıkarlarsa, kuruyup dökülen çamurun tabiatına şaşmamak gerekir.
Her sevgi gösteren gerçekten dost değildir, her yumuşak söz söyleyen de samimi olmayabilir. Bazen dal yeşerir ama eğilmeyecek kadar serttir, bazen de serap insanı aldatır da susamış kimse onu su sanarak peşinden koşarken tükenir.
Onun, “onun vasfı/nasıllığı nedir" sözünden kasıt, keyfiyet verme yönünden bir nitelemedir ki bunun bilinmesi kesinlikle imkansızdır, çünkü bu gaybidir.
Buna karşılık, Rabbimizin kendisini onunla vasfettiği bu sıfatın zahir manası ise mâlum ve muhkemdir.
Bir dil âliminin nakil ve eser ehliyle istidlalde bulunması..
İbnu’l Enbâri (h.328) Allah azze ve celle’nin {Gemiyi gözlerimizin önünde yap} ayeti hakkında dedi ki:
Nakil ve Eser ashabı dediler ki: Gözler (الاعين) ile göz kastedilmektedir.
Dedi ki: Allah’ın gözü, zahirinden fazlası ile tefsir edilmez (açıklanamaz). Hiç kimsenin “o nasıldır?”, veya “onun vasfı/nasıllığı nedir?” deme hakkı yoktur.
Tehzibu’l Luğa, 3/130
Böyle bir mesele ancak Bişr’e sorulur. Eğer hayatta olsaydı, bu sorunun tam muhatabı oydu. Bu makam Bişr’in makamıdır, benim ise bu konuda konuşmam yakışık almaz.
El-Ver’a el-Merruzi, 268
Merruzi dedi ki: Ebu Abdullah’ı (İmam Ahmed’i) işittim, Bişr bin Haris’ten bahsederek şöyle diyordu: Allah ona rahmet etsin, gerçekten kendisinde bir ünsiyet vardı.
Kendisine (İmam Ahmed’e) verâ meselelerinden biri sorulduğunda ise şöyle dedi: