Alarko holding Leyla Alaton:
Ben ekonomide uçuyorum. 40 senedir aynı koltukları kullanıyorum evimde. Yani o marka çantalara vesairelere o kadar büyük paralar vermeyi ben... abes karşılıyorum. Yani yazık günah o paraya.
Gidip de business uçtuğunuz zaman, 1 saatlik İzmir uçağına ne veriyor size ekstra? Fazladan bir bardak kahve mi veriyor? Nedir yani o statü?
Statü insanın içinde olur. Statü insanın beyninde olur, görgüsünde olur, bilgisinde olur.
Benim kulağıma gelen bir ekstra bu kararların açıklanacağı zaman döviz kurunun bir %20-25 yukarı yönlü hızla salınacak olması.
Dolar 65 lira falan olacak yani.
Bankalar beni aramaya başladı. “Emre bey TL’nize Dolar opsiyonu yazalım nasılsa seneyi 54-55 Liradan bitirecek size ekstra prim geliri olsun” falan diyip ayak üstü sikmeye çalıstıklarına göre bu kulis %100 doğru derim ben.
Başkası sana yalan söylese silersin, affetmezsin. Peki ya her gece yatarken kendine söylediğin yalanlar? "Yarın sigarayı bırakacağım", "Yarın spora başlayacağım", "Yarın o hayalimin peşinden gideceğim"... Sabah olur, alarm çalar ve sen yine aynı döngüye, aynı bataklığa uyanırsın. İnsanın kendine saygısını en çok bitiren şey, kendine verdiği sözü tutamamasıdır. Aynaya baktığında gözlerini kaçırırsın çünkü karşındaki adamın (kendinin) en büyük yalancı olduğunu bilirsin. Başkasının ihaneti can yakar ama kendi kendine yaptığın ihanet karakterini çürütür. Bir başkasına değil, kendi potansiyeline nankörlük etmek... İşte bu, yastığa başını koyduğunda uyutmayan o vicdan azabının asıl sebebidir.
Carl Jung’a göre, birçok insanın mutsuzluğunun nedeni, olması gereken kişi olmaya cesaret edememesidir. Bireyleşme süreci, insanın gösterebileceği en büyük cesareti gerektirir. Çünkü insanın en önemli meselesi, kendine özgü bir şahsiyet geliştirmektir.
“İlişki kesilen bir arkadaşla yeniden barışmak zayıflıktır. Bu zayıflığın cezası, bu arkadaş ilk fırsatta tam da ilişkinin kesilmesine neden olan şeyi yeniden, üstelik kendi vazgeçilmezliğinin bilincinde olarak daha pervasızlıkla yaptığında ödenir.” Arthur Schopenhauer
Ağzı sıkı olanların hayatları daha yolunda gidiyor, bundan hiç şüphem yok.
Kim sırlarından, hayatından, ilişkisinden, planlarından, başarılarından, yaşadıklarından az bahsederse kısmeti o kadar açık oluyor, nazardan korunuyor, enerjisini kaybetmiyor.
Kimi buna nazar der, kimi negatif enerji, kimi de insanların kıskançlığının oluşturduğu psikolojik etki.
Adı ne olursa olsun, her şeyi herkese anlatmamak çoğu zaman insana iyi gelir.
Çünkü herkes sizin mutluluğunuza aynı kalple bakmaz, bazı insanlar saf kötüdür, kıskançlık, haset herkesin içinde vardır.
Bu yüzden bazı hayaller yalnızca sizle Allah arasında kalsın.
Bazı hedefler sessizlikte büyüsün.
İşinizi konuşarak değil, yaparak büyütün.
Bırakın insanlar planlarınızı değil, sonuçlarınızı konuşsun.
Ve bir ekleme:
İrade insandandır, nasip Allah’tandır.
Her şeyi ben yaparım kibrine düşmeyin.
Çabalayın, elinizden geleni yapın; fakat sonucu kontrol etmeye çalışmayın.
Tohumu siz ekersiniz, suyunu siz verirsiniz ama onu yeşerten siz değilsiniz.
Vakti geldiğinde nasibiniz sizi bulur. Gelmiyorsa da bazen olmayışı, oluşundan daha büyük bir hayır taşır.
Gayret edin ama kendinizi her şeyin sahibi sanmayın. İsteyin ama dayatmayın. Dua edin ama sabırsızlanmayın.
Çünkü bize düşen yürümektir, yolu açacak, vakti belirleyecek ve varacağımız yeri nasip edecek olan Allah’tır.
Elinizden geleni yaptıktan sonra gönlünüzü ferah tutun.
Gayret sizden, takdir Allah’tandır.
Direnmeyin, akışta olun, teslimiyetle, büyük bir kabullenişle yolunuzu dirayetle yürüyün sadece.
Sonucunu düşünmeden, emin olun hak ettiğiniz sizi bir şekilde bulur er ya da geç.
Stay horny.
Life is more fun when you’re horny 24/7.
Horniness fills life with color, passion, excitement, and energy.
The second you fulfill that horniness, life becomes grey, dull, and existentially void.
Stay horny to truly enjoy life.
Sevilenle yenen zehir bile şifadır.
Bir süredir yalnızım, 1+1 eve sıkıştım ve anladığım bir gerçek var, erkek ya da kadın fark etmez yalnızlığın üstesinden gelemiyoruz.
Bu zayıflık değil.
Sevdiğinle geçirdiğin tek bir saniye, sarılmalar, dertleşmeler, beraber yaptığın yemek, izlediğin film, içtiğin kahve, uzun yürüyüşler, o içten sohbetler kadar insanın ruhunu avutan bir şey var mı?
En güzel, unutulmaz anlarınızı düşünün?
Yalnız mıydınız başkaları mı vardı?
En çıkmazda, depresif, kaybolmuş anlarınızı düşünün?
Yalnız mıydınız?
İnsan, insanın en güçlü ilacıdır, sevildiğini, değer verildiğini bilen insan sağlıklıdır, güçlüdür, dayanıklıdır, yaşaması için bir anlamı vardır.
Yalnız insan ise yaşamaz, yaşamaya çalışır ama günden güne çürür, azalır, kaybolur, karanlığa gömülür, zihnine, vesveselere yenik düşer.
Belki de bu hayatta sahip olunabilecek en büyük nimet iyi bir aileye, güvenilir dostlara, kalabalık sofralara, halini hatırını soran insanlara ve sevdiğin bir eşe sahip olmaktır.
Ve belki de bunlardan daha önemlisi onların sevgisine layık bir insan olabilmektir, kasmadan, telaşlanmadan, olduğun halinle.
Çünkü günün sonunda ne para, ne makam, ne başarı ne mal hiçbir işe yaramaz, insanı avutmaz.
İnsan, sadece en çok sevildiği yerde iyileşir.
Parayı kendinize çekmek istiyorsanız onu harcamayı, dağıtmayı ve cimrilikten, içinizdeki o korkak istifçi asalaktan kurtulmanız gerekiyor.
Cimriler, parayı harcamaktan korkanlar, kıtlık frekansına sıkışıp kalanlar asla bolluğa erişemez.
Kötü günler için para biriktirenler genelde o kötü günlerle sınanır.
Gönlü ve eli bol olana ise bolluk zaten akar.
En iyi zenginlik öğretisi bu, parayı harcayın, dağıtın, bağışlayın, en iyi hayatı yaşamak için çabalayın, asla cimri olmayın ve kıtlık frekansına girmeyin.
“Bir insandan nefret ediyorsan, ondan nefret ettiğin şey, senin kendinin bir parçasıdır. Bizim bir parçamız olmayan şeyler bizi rahatsız etmez.” — Hermann Hesse