Haliyle cayılan haklarımız için araf sınırına koşan kahramanın ölümü karşısında ‘mimiğinizin oynamaması’ veya ‘gül gül ölmemeniz’ falan sizi çokluktan ayrışmış özel kimseler yapmıyor ne yazık ki. Siz de ölürseniz belki daha kaydadeğer şeyler söylersiniz.
Çokluğun hayret uyandıran bir kültürel fenomene hücum etmesi sonucunda bir “orada bokluk” etkisi hep görülür. Fakat Göktaş vakasında popüler bokluktan ayrışmaya çalışan kar tanelerinin eleştirilerine bakınca ayrışma çabasını değerli kılan bir perspektife henüz hiç rastlamadım.
Mezarı başından seslenen soluk benizli çocuk, yaşayangillerin göte göt diyemediği, konuşmaktan, yani en temel insanlık belirtisinden vazgeçtiği bağlamı orta yerinden yırtan bir eylem yapıyor. Direnmeden bıraktığımız hür ifade sancağını omuzlayıp herkese orta parmağını kaldırıyor.
Bu rejimin referandumsuz geçireceği bir metin, meşru bir Türkiye Cumhuriyeti anayasası olarak kabul görmez. Zira Türkiye’nin birinci partisi fiilen kapatılmış, halk egemenliği hile yoluyla dumura uğratılmış, halkın çoğunluğu mecliste temsiliyetsiz kalmıştır. Mutlak butlandır.
Tayyip Erdoğan yenildiği seçimi yenileyen, yenileceği rakibini içeri attıran bir siyasetçi. Bu uydurulmuş bir karikatür değil, yüce liderinize dair en yalın gerçek. Oyunu kuralına göre oynamamak ne zaman "dersine iyi çalışmak" oldu?
CHP Lideri Özgür Özel, kendisine ciğer ikram eden esnafa takıldı:
"Ben bu ciğeri yediğimde işler yolunda gidiyor, biraz geciktim butlan geldi.
Şimdi bunu yiyeyim yine sokacağım inşallah."
(ANKA)
Ekrem İmamoğlu: (Kılıçdaroğlu hakkında)
"Ben kayyımlık yapanın niyetini merak etmiyorum. Ne düşündüğünü de doğrusu önemsemiyorum. Türkiye'nin buna ayıracak vakti olduğunu da düşünmüyorum. Bu ülkenin milyonlarca emeklisi geçim derdinde. Gençleri gelecek kaygısıyla yaşıyor. İnsanlar adalet arıyor, refah arıyor, nefes alacak bir iklim arıyor. Böyle bir dönemde bütün dikkatlerin bir kişinin ne hesap yaptığına, ne planladığına çevrilmesini doğru bulmuyorum.
Ben başka bir şeye bakıyorum: Yüz yılı aşan bir siyasi mirasın, milyonlarca insanın umudunun ve değişim iradesinin hangi hesapların konusu haline getirildiğine bakıyorum.
Bazı insanlar bulundukları yeri temsil eder. Bazıları ise bulundukları yere rağmen başka odakların temsilcisi gibi davranır. Takdiri milletin vicdanına bırakıyorum.
Ama şundan eminim: Cumhuriyet Halk Partisi'ni dışarıdan yenemeyenlerin içeriden sonuç alma arayışına tarih iyi gözle bakmayacaktır."
Olayın adı Ölü Deniz. Önceki gösterinin aksine renk yok, değişim ümidi yok, sahte canlılıklar, hoşa gitmeler, tatlışlıklar yok. Pür thanatos var. Mutlak salış var. Kelle koltukta. Böyle hissetmeyenin çok anlayabileceği bir hal değil.
çok konuşulduğu için biraz izledim.
zeki bir genç, takılmadan konuşuyor, cesur şeyler söylüyor. fakat bir ruhu ve tarzı yok. etkilemiyor ve güldürmüyor. soğuk ve metalik. ses rengi 70'li, 80'li yılların militarist sloganları hissi veriyor. beni sarmadı doğrusu. yolu açık olsun.
Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz gösterisini izleyince belli ki hepimiz çok fazla şey yazacağız. Var olduğunu unuttuğumuz bir şeyi hatırlattı bize.
Özgürlükler taleple ve pratikle genişler. Konuşurken, tweet atarken bile sürekli otosansür yapmaya başladığımız günlük hayatımızda unuttuğumuz ve geri kazanmamız gereken çokça pratiğimiz var. Geri adım atmaya alıştıkça da daha çok sınırlanacağız. Bu gösteriyle hepimiz özgürce konuşmaya ve gülmeye hakkımız olduğunu yeniden hatırlarız umarım.
En kısa zamanda izleyelim-izletelim ve bu gösterideki her şakanın ifade özgürlüğünün ne kadar ihtiyaç duyduğumuz bir özgürlük türü olduğunu yeniden bize fark ettirmesinin keyfini çıkaralım.