Başıboş hayvanlar üstünden kendini gerçekleştirme ve saygınlık ihtiyacını gidermeye çalışanların fizyolojik ve güvenlik ihtiyacı tehlikede olanlara ahkam kestiği, merhamet mastürbasyonu yaptığı bi ülkede yaşıyoruz.
Bir çocuğun hayatı, köpeğin özgürlüğünden daha mı değersiz?
Adam açık açık anlatıyor: Şirket köpeği bağlamış. Bir kadın gelip “Ben hayvan derneğiyim, köpeği bağlayamazsınız” diyerek olay çıkarmış, şirketi rezil etmiş. Köpek daha sonra başıboş bırakılmış ve 15 yaşındaki Berat hayatını kaybetmiş.
İtperestlerin ne ilk öldürdüğü ne de son öldürdüğü çocuk bu olacak.Bu kadın, dernek her kimse kamuoyuna çocuk katili olarak ifşalanmalı!
7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma (İttifak) Anlaşması, üç ülke arasındaki savunma ilişkilerini yeni bir aşamaya taşımaktadır.
Hal böyleyken asıl değerlendirilmesi gereken, bu ittifakın hangi tehditlere karşı kullanılacağı, kriz anında kararların nasıl alınacağı ve tarafların birbirlerinin çatışmalarına hangi ölçüde dahil olacağıdır.
Son derece önemli riskler barındıran bu anlaşma; İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki gerilimin bölgesel dengeleri değiştirdiği, ABD’nin 28 Şubat 2026’dan bu yana İran Körfezi’ne giremediği, Hürmüz Boğazı’nı kontrol edemediği, son 1,5 yıldır Bab el-Mendeb Boğazı’ndan savaş gemisi geçiremediği ve bölgedeki vekil devletlerin hava üslerini kullanmakta ciddi kısıtlamalarla karşılaştığı bir konjonktürde imzalandı.
Bu yönüyle anlaşma, ABD’nin bölgedeki yükünü Türkiye ve Pakistan’a aktarmaya yönelik acil bir can simidi talebi olarak okunabilir. Ancak aynı zamanda, bölgede Şii eksenine karşı yeni bir Sünni eksen oluşturma girişimi olarak da değerlendirilebilir.
Üstelik İsrail-Lübnan, Yemen-Suudi Arabistan ve İran-ABD/İsrail savaşları sürerken ve ufukta bir barış görünmezken, “birine saldırı hepsine saldırıdır” ilkesi İran’ın batı, güney ve doğusunda yeni bir güvenlik mimarisi oluşturuyor.
Türkiye yeni süreçte İran’la yüzyıllardır koruduğu dengeyi riske atabilir, Pakistan-Hindistan çatışmasına veya bir Husi saldırısı üzerinden Yemen savaşına çekilebilir; gerek Hürmüz’de gerekse Bab el-Mendeb’de Türk deniz ticaretinin risk profili değişebilir. Daha da önemlisi Türkiye, istemeden İsrail’in İran’ı çevreleme stratejisine hizmet eden bir konuma sürüklenebilir.
Yunanistan, GKRY ve İsrail blokunun Doğu Akdeniz ve Ege’de her geçen gün artan hamleleri devam ederken, Türkiye’nin birincil jeopolitik çekim alanı şüphesiz Mavi Vatan, KKTC ve Akdeniz’dir. Türkiye’nin hayati çıkarları öncelikle bu alandadır. Dolayısıyla Türkiye’nin stratejik dikkatini, askerî kaynaklarını ve siyasi enerjisini kendi asli jeopolitik mücadele alanlarından uzaklaştırabilecek yeni yükümlülüklerin son derece dikkatli değerlendirilmesi gerekir.
Bu anlaşmayla Ankara, İsrail’e karşı da bir Sünni blok oluşturuyor görüntüsü verse de gerek Suudi Arabistan’ın gerekse Pakistan’ın ABD’nin büyük çekim ve etki alanında bulunan devletler olduğu göz ardı edilemez. Dolayısıyla Türkiye’nin yarın İsrail ile Suriye veya Doğu Akdeniz üzerinden bir çatışma yaşaması halinde, anlaşmanın 5. madde benzeri otomatik bir kolektif savunma mekanizması şeklinde Türkiye lehine işletilmesini beklemek uzak bir ihtimaldir. Başka bir ifadeyle Türkiye, Suudi Arabistan veya Pakistan’ın güvenlik sorunları nedeniyle kendisini otomatik yükümlülük altında bulabilirken, kendi hayati jeopolitik çıkarları söz konusu olduğunda aynı mekanizmanın ne ölçüde işletileceği ciddi bir soru işaretidir.
Sahte bayrak ve kışkırtmalar çağında bu ittifakın karşılaşacağı riskler de göz ardı edilmemelidir. Günümüz savaş ortamında bir füzenin, İHA’nın, deniz saldırısının veya başka bir askerî eylemin gerçek failinin kısa sürede ve tartışmasız biçimde belirlenmesi her zaman mümkün değildir. Böyle bir ortamda üçüncü aktörlerin yaratabileceği bir kışkırtma veya sahte bayrak eylemi, “birine saldırı hepsine saldırıdır” hükmü üzerinden Türkiye’yi kendi tercih etmediği bir krizin veya savaşın içine çekebilir. Bu nedenle Türkiye’nin savaş ve barış kararının hiçbir şart altında otomatik bir ittifak mekanizmasına bırakılmaması gerekir.
Türkiye, her iki ülkeyle ikili savunma ve iş birliği anlaşmaları üzerinden çok daha dengeli, esnek ve Türkiye’yi ancak taşıyabileceği yükler çerçevesinde ileriye götürecek bir format yaratabilirdi. Savunma sanayii, askerî eğitim, teknoloji transferi, istihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar ve deniz güvenliği gibi alanlarda Pakistan ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin geliştirilmesi Türkiye’nin çıkarınadır. Ancak bu iş birliğinin başka devletlerin güvenlik sorunlarını Türkiye’nin güvenlik sorunu haline getiren otomatik bir kolektif savunma yükümlülüğüne dönüşmesi tamamen farklı bir konudur.
Balkanlardan Kafkasya’ya, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar çok geniş bir coğrafyada stratejik yönelişleri ve hayati çıkarları bulunan, aynı zamanda Türk dünyasının lider ülkesi konumundaki Türkiye, neredeyse NATO benzeri bir ittifak taahhüdüne girerek kendi jeopolitik hareket serbestisini daraltabilir ve istemediği bir jeopolitik çıkmazın içine çekilebilir. Türkiye gibi çok yönlü bir bölgesel gücün temel avantajı, başka devletlerin oluşturduğu eksenlere bağlanmak değil, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda farklı güç merkezleri arasında bağımsız hareket edebilmesidir.
Böylesine kapsamlı sonuçlar doğurabilecek bir anlaşmanın TBMM’de ve kamuoyunda yeterince tartışılmadan, üstelik ana muhalefetin kendi içinde ciddi bir parçalanma yaşadığı bir siyasi ortamda gündeme gelmesi ve hayata geçirilmesi de ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Türkiye’nin savaş ve barış kararlarını, İran’dan Yemen’e, Hindistan’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada etkileyebilecek böyle bir güvenlik taahhüdünün hangi stratejik değerlendirmeler sonucunda kabul edildiği, gelecekte siyasi tarihçilerin üzerinde önemle duracağı başlıklardan biri olacaktır.
@Av_MeltemZorba Yasa istedikleri şekildeyken yasayı uygulayın diye bağıranlar yasa değişince yasayı uygulamayın diye bağırıyor ve meslekleri de avukatlık. Sonra bi de TRde hukuk kalmadı diye şikayet ediyorlar. Tam bi tımarhaneye döndü buralar
@Av_MeltemZorba Yasa istedikleri şekildeyken yasayı uygulayın diye bağıranlar yasa değişince yasayı uygulamayın diye bağırıyor ve meslekleri de avukatlık. Sonra bi de TRde hukuk kalmadı diye şikayet ediyorlar. Tam bi tımarhaneye döndü buralar
Tüm g.rizekalıların anlayabileceği şekilde anlatmış arkadaş.
Tabii çoğunluğu g.rizekalı olduğu için yine anlamayacak ama olsun 1 kişi anlasa o bile yeter.
@dmyagiz@ajansmuhbir1923 Yarattığı profil yeni mezun, B1 daha olası ve gerçekçi.
Sanırım dikkat çekmeye çalıştığı şey en iyi cv iş bulamıyor değil, okulunu okuyup dil öğrenenler piyasaya giriş yapamıyor
Selon plusieurs analystes sportifs, Bono pourrait bien avoir révolutionné la manière de défendre lors des séances de tirs au but. Contrairement à la technique classique qui consiste à rester au centre de la cage avant de plonger, il a, à plusieurs reprises — notamment face au Nigeria et aux Pays-Bas — adopté un déplacement et un positionnement debout.
Cette posture lui permet de couvrir près de la moitié du but à lui seul : il peut arrêter un tir à ras de terre avec ses pieds tout en conservant la possibilité d'intervenir sur un tir en hauteur avec ses mains, sans avoir à se coucher prématurément.
Si cette technique venait à être adoptée par d'autres gardiens, espérons qu'elle sera un jour baptisée « le Bono », à l'image de la célèbre Panenka, nommée d'après son inventeur.
Van’ın Saray İlçesi Belediye Başkanı Hakkında Soruşturma İzni Verilmesine Dair Basın Açıklaması
Van’ın Saray ilçesinde 29 Nisan 2026 tarihinde yaşanan ve 5 yaşındaki Hamza ÖZSOY’un hayatını kaybetmesi, 9 yaşındaki Ayaz ÖZSOY’un ise yaralanmasıyla sonuçlanan sahipsiz köpek saldırısına ilişkin Mülkiye Müfettişi incelemesi tamamlanmıştır.
Yapılan detaylı incelemeler neticesinde; Saray Belediyesi’nin sahipsiz hayvanların toplanması, bakımı ve rehabilitasyonu konusundaki yasal yükümlülüklerini yerine getirmediği belirlenmiştir.
Vatandaşlar, muhtarlar ve resmi kurumlarca yapılan çok sayıda yazılı ve sözlü başvuruya rağmen belediyenin hiçbir toplama faaliyeti yürütmediği görülmüştür.
Belediyenin sahipsiz hayvanları toplamamak için öne sürdüğü "araç bulunmadığı" yönündeki iddiasının aksine, ilgili hizmet aracının belediyeye iade edildiği resmi tutanaklarla ispatlanmıştır.
İlgili tüm tarafların ifadeleri ve somut belgeler doğrultusunda yapılan değerlendirme sonucunda; yaşanan acı olayda sorumluluğu ve ihmali bulunduğu tespit edilen Saray Belediye Başkanı Davut Acar hakkında soruşturma izni verilmiştir.
Bakanlığımız, vatandaşlarımızın can güvenliğini koruma ve kamu görevlilerinin sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesini sağlama konusundaki kararlılığını titizlikle sürdürecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Otizm & Engelli Dernekleri Federasyonu olarak yaklaşık 5 senedir herhalde gitmediğimiz belediye kalmamıştır.
İsteğimiz ise, ailelerin +18 otizmli çocuklarını bırakabilecekleri 1 gündüz bakımevi.
Belediyelerin köpekler için art arda açtığı şu yerleri görünce insan ağlamaklı oluyor
@evrenselgzt Galiba zirveye katılacakların “yaşam alanından, hayvan sevgisinden, kültürümüzden” haberi yok.
Mahalledeki menapoz ablaya söyleyin de gidip bu yetkililere haddini bildirsin ve toplamayı engellemeye çalışsın
Birisi çıkıp şunu söylese muhtemelen gülerdik:
“İneklere yapay zeka ile entegre tasma takalım, çiftçi de sürüyü telefondan yönetsin.”
Ama bugün bu fikir 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüştü.
Şirketin adı Halter.
Mantık basit ama etkisi büyük:
İneğin boynunda güneş enerjili bir tasma var.
Çiftçi telefondan harita üzerinde sanal bir çit çiziyor.
İnek sınıra yaklaşınca tasma ses ve titreşimle onu yönlendiriyor.
Yani artık bazı yerlerde sürüyü hareket ettirmek için:
Kapı açmak yok.
Kilometrelerce tel çit çekmek yok.
Saatlerce arazi dolaşmak yok.
Ekranda çizgiyi kaydırıyorsun, sürü de yavaş yavaş oraya gidiyor.
Ama asıl olay tasma değil.
Asıl olay veri.
Bu tasmalar hayvanın hareketini, davranışını, aktivitesini ve sağlık sinyallerini sürekli takip ediyor.
Bir inek hasta mı olacak?
Doğuma mı yaklaşıyor?
Normalden farklı mı davranıyor?
Sistem bunu çoğu zaman çiftçiden önce fark edebiliyor.
Çünkü yıllardır milyonlarca hayvandan gelen davranış verisiyle eğitiliyor.
İşte bu yüzden mesele “ineğe tasma takmak” değil.
Mesele şu:
Tarım ilk kez gerçekten yazılıma dönüşüyor.
Eskiden çitle, kapıyla, araziyle yönetilen sürüler…
Şimdi veriyle, yapay zekâyla ve mobil uygulamayla yönetiliyor.
İlk duyunca komik geliyor.
Ama bazen geleceğin en büyük işleri, ilk başta en saçma gelen fikirlerin içinden çıkıyor.