Suriyeli işçilere verilen müjdenin gerçek yüzü:
Geri dönüş ve güvencesiz çalışma arasında sıkışmışlık
📌Patronlar iş gücü maliyetlerinden şikayet ederken iktidar da göçmenlerin çalıştırılmasının kolaylaşması adına adım attı
📌Halihazırda tüm yabancı çalışanlara ödenen ücretlerin, Çalışma Bakanlığının belirlediği yasal taban ücretlerin altında olması yasak
📌Bu tutar sektöre ve işin uzmanlık seviyesine göre değişiyor. Fakat “geçici koruma” kapsamındaki Suriyeli işçiler bu kapsamdan çıkarılacak. Bu her alanda Suriyeli güvencesiz, ucuz işçi anlamına geliyor.
Laçin Barış'ın haberi
https://t.co/5p88wfh40c
📌 Gökhan Günaydın, CHP Grup Başkanvekili görevine iade edildi
Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına atanan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından TBMM'deki grup başkanvekilliği görevinden alınan Gökhan Günaydın, yeniden görevine döndü.
https://t.co/Bmo8jiapjp
🔴 İBB Davası'nda 59. duruşma günü...
Murat Ongun savunma için kürsüde:
🗣️ "Operasyon öncesinde Başsavcılık, 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma neden bu kadar önemliydi, neden ısrarla iptali beklendi? Ekrem Başkan tutuklanacaksa diploma içerideyken de iptal edilebilirdi.
Ama iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Bu iptal, sanıldığı gibi yalnızca cumhurbaşkanı adaylığını engellemek için yapılmadı. Diploma varken İmamoğlu tutuklansaydı, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu da demokratik sisteme müdahale olarak değerlendirilecekti. Böylece ileride ‘Biz seçimlere müdahale etmedik, diploması iptal edilmiş bir kişiye yönelik belediye başkanı operasyonu yaptık’ denilecekti. Kurgulanan savunma buydu."
https://t.co/s7EA1lXxP7
Murat Ongun ‘’Açıkçası bize Real Madrid’i anlatıp sahaya Siirt Köy Hizmetleri Spor’u çıkarmışlar.
Daha geçmişi de var ama önce sadece 18 Mart – 23 Mart arasındaki 5 günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu 5 günde gizli.
-18 Mart 2025 saat 18:00 – İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06:00’da İmamoğlu Operasyonu yapıldı.
Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti? Evet 23 Mart’ta bir önseçim vardı ama bu CHP’nin iç konusuydu. YSK’nın değil.
Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay - 3 ay - 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada. Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı.
Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş,seçimlere müdahale edilmiş olacaktı.
Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi. Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanların şu olacaktı: ‘’Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu‘nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu.’’
Dosyada ne var ne yoksa sahte
Diyarbakır’daki GES projesinde bir usulsüzlük daha ortaya çıktı. Daha önce bölgedeki göleti gizleyen şirket, bu kez de projenin konutlara mesafesini gerçeğe aykırı şekilde gösterdi
https://t.co/6EusVEGvug
Rezerv alan yasasıyla tapuları alınarak bir şirkete devredilen Sarıyerliler:
-Benim hiç aklıma gelmezdi. Sahibimiz var derdik, sahipsizmişiz.
-Benim ölmüş eşimin adına hesap açıp para yatırıp, tapusunu almışlar. Benim hiçbir şeyden haberim yok.
(Sözcü)
Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin tutuklandı.
İsmail Yetişkin diyaliz hastası ve haftanın üç günü diyalize giriyor. Benim babam da aynı şekilde haftada üç gün diyalize bağlanıyor. Bu nedenle diyaliz hastalarının yaşadığı zorlukları yakından biliyorum.
Diyaliz sonrası birçok hasta ciddi halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve yorgunluk yaşıyor. Düzenli kullanmaları gereken ilaçlar, sıkı beslenme kuralları ve özel sağlık ihtiyaçları bulunuyor. Tuzdan sıvı tüketimine kadar pek çok konuda hayati hassasiyet söz konusu.
Cezaevi koşulları, sürekli diyaliz tedavisi gören ağır kronik hastalar açısından uygun değildir.
Engelli raporu almak istese en az yüzde 90 engelli raporu alacak bir kişi nasıl cezaevinde kalabilir.
https://t.co/9sJhcXVqCt
Çok basit bir soru:
"Akaryakıt fiyatları, örneğin motorin fiyatları şu dört aylık savaş boyunca ne kadar arttı?"
Bu sorunun yüzde 7, yüzde 13 ve yüzde 23 olmak üzere üç yanıtı var.
Üç oran da "matematiksel olarak" doğru ama hiç kuşkunuz olmasın siyasetçi bu soruya yüzde 7 diye yanıt verecektir.
Ama gerçek artışı yansıtan oran yüzde 7 değil ki...
Ayrıntılar yazımda...
🔴 "BU İDDİANAME DR. FRANKENSTEIN'İN ESERİ GİBİ"
İBB Davası’nın 59. gününde Medya AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, savunma yapıyor:
🗣️ "Bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir, onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir. Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir. Sizden beklenen, adını iddianame diye okuduğumuz bu şeyi üzerimize salmanız ve bize zarar vermesini sağlamanızdır.
Siz de şimdi kollarınıza atılan bu canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak, ya da etiğin, ahlakın ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için tüm bu zaman zarfı ise şunu sorarak geçti: 'Asıl canavar kim?!"
https://t.co/s7EA1lXxP7
Milletin gönlünden düşen, iktidarda olsa da yalnızdır.
Milletin gönlüne giren, yolda olsa da menzile çoktan varmıştır.
Yolun sahibi millettir.
Milletle yoldayız, milletin yolundayız.
İktidara yürüyoruz!
📍İzmir
Özgür Özel İzmir’de sert çıktı, 'sloganı' duyurdu
‘Butlancılar bir elin parmakları kadar kişiyle ziyaret yaparken biz çay içmeye on binlerle geliyoruz!’
https://t.co/lR0lYucKR7
#SonDakika I Seferihisar Belediye Başkanı hakkında tutuklama kararı
Seferihisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin'in de aralarında bulunduğu 12 kişi tutuklandı.
https://t.co/7n0grs2ZWB
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir ulus devlettir ve Misakı Milli sınırları içindeki toprakları bölünmez bir bütündür. Türkiye Cumhuriyeti'nin her ilinde ilçesinde aynı anayasa ve aynı kanunlar geçerlidir.
Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmi dili Türkçedir.
Türkiye'nin bir ilinde, ilçesinde veya bölgesinde Türkçe yerine başka bir dili fiilen veya resmen "resmi dil" ilan etmeye kalkmak anayasaya aykırıdır.
İkincisi; böyle bir girişim "ana dilini konuşmak" isteğinin çok ötesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin içinde ayrı bir ulus inşası girişimidir.
Osmanlı'nın son 150 yılında özerkliğe ve ayrışmaya giden yolun kilometre taşlarının nasıl döşendiğini iyi biliyoruz. Bu kararlar, özerkliğe giden yolu açar.
Bu kararlar, etnik kökeni, dini mezhebi farklı Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının birleşmesine değil, ayrışmasına zemin hazırlar.
Gerçek şu ki, Türkiye Cumhuriyeti geri dönüşü olmayan bir yola sürüklenmek isteniyor. Bu süreci yürütenler dillerinin altındaki baklayı çıkarmalıdır. Türk ulusu neyle karşı karşıya olduğunu açık seçik bilmelidir.
Bakırköy’ün ortasında, 2 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere 12 insanı yakarak katleden bir terörist, “Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz dönüp bize bakın meydandaki onbinlere bakın biz de pişman olmuş bir hal var mı? Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin pişman olsun onu evlat olarak kabul eden var mı ? diyor ve onurdan söz ediyor.
Oysa bu ülkeyi var eden; Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Abazasıyla milyonlarca onurlu insandır.
Onur; masum canlara kıymakta değil, birlikte yaşama iradesinde, vicdanda ve insanlıktadır.
PKK; kadın, çocuk, yaşlı demeden insanları katleden, kan ve şiddetten beslenen, hiçbir halkın onurunu ve iradesini temsil etmeyen bir terör örgütüdür.
Kaddafi şöyle demişti:
“Onların planı, Lübnan ve Suriye'yi ortadan kaldırarak sözde İsrail'in sınırlarının Arap ülkeleriyle değil, Türkiye’yle olmasını sağlamaktır. Bunu, bizim çağımızda olmasa bile çocuklarımızın çağında başaracaklarını göreceksiniz... Suriye 5 küçük devlete bölünecek.”
-Kaddafi’nin söyledikleri gerçekleşti.