▪️ Futbolda 'Analiz' nedir?
▪️ Analiz nasıl yapılır?
▪️ Analizde püf noktalar nelerdir?
▪️ Futbolda istatistiklerin yeri ve önemi nedir?
▪️ Ve kariyer hikayem;
🔗https://t.co/2Yqg1eiH3Z
Meksika’nın 6 numarası Erik Lira, 45 dakikalık performansıyla kendisini bir süredir takip edenlerden artık ‘olur’ son kararını almıştır. Bakalım kime gidecek?
Yaklaşık üç yıldır birlikte çalıştığımız Burak Yılmaz Hoca’nın ekibinden ayrılmış bulunmaktayım. Bu süreç içerisinde maddi ve manevi anlamda bana katmış olduğu her şey için kendisine çok teşekkür ederim. Bundan sonraki kariyerinde sonsuz başarılar dilerim. Yollarımız açık olsun…
Maresca'nın PSG karşısında planı neydi? Maçın başında agresif 1v1 eşleşmelerle rakibin toplu oyundaki ritmini bozup psikolojik üstünlüğü aldıktan sonra toplu oyunda PSG'nın zaaflarına yönelik kurguladığı opsiyonlar dikkat çekiciydi. Özellikle Gusto-Palmer-Pedro üçlüsüyle PSG'nin sol tarafını parçaladılar.
Kvara'nın baskıdaki karar ve zamanlama hatalarından çok iyi faydalandılar. Sağ bek Gusto sürekli yüksek yerleşti. Sağ kenar Palmer sürekli içeri girerek cepte konumlandı. Santrafor Pedro da onları desteklemek için rakip sol stoper Beraldo'nun üstünde kaldı.
Kvara, Gusto'yu takip etmedi. Beraldo'yu Pedro kilitledi. Nuno Mendes sürekli Palmer-Gusto ikilisine karşı yalnızdı ve sürekli ikilemde kaldı.
Burada zekice tasarlanmış bir diğer husus ise Chelsea sağ tarafında bu bağlantıları gerçekleştirirken Enzo-Caicedo-James orta saha üçlüsü rakiplerini ters tarafa çekerek sağda alan yaratmış oldular.
Videoda değindiğim bu hususları gösterdim. Göz atmanızı tavsiye ederim.
Maresca'nın PSG karşısında planı neydi? Maçın başında agresif 1v1 eşleşmelerle rakibin toplu oyundaki ritmini bozup psikolojik üstünlüğü aldıktan sonra toplu oyunda PSG'nın zaaflarına yönelik kurguladığı opsiyonlar dikkat çekiciydi. Özellikle Gusto-Palmer-Pedro üçlüsüyle PSG'nin sol tarafını parçaladılar.
Kvara'nın baskıdaki karar ve zamanlama hatalarından çok iyi faydalandılar. Sağ bek Gusto sürekli yüksek yerleşti. Sağ kenar Palmer sürekli içeri girerek cepte konumlandı. Santrafor Pedro da onları desteklemek için rakip sol stoper Beraldo'nun üstünde kaldı.
Kvara, Gusto'yu takip etmedi. Beraldo'yu Pedro kilitledi. Nuno Mendes sürekli Palmer-Gusto ikilisine karşı yalnızdı ve sürekli ikilemde kaldı.
Burada zekice tasarlanmış bir diğer husus ise Chelsea sağ tarafında bu bağlantıları gerçekleştirirken Enzo-Caicedo-James orta saha üçlüsü rakiplerini ters tarafa çekerek sağda alan yaratmış oldular.
Videoda değindiğim bu hususları gösterdim. Göz atmanızı tavsiye ederim.
Futbolda trend nedir diyorsanız tam olarak şu an oynanan Chelsea - PSG maçıdır. Top rakipteyken 1v1 eşleşmeler, top kendindeyken rotasyonlar ve agresif geçişler. Bütün bunları da maksimum atletizm ile yapmak. Budur.
🗣️ Enzo Maresca: "We won the game in the first 10 minutes. The message before the game was 'let them understand we are here to win the game'. It set the tone of the game."
Futbolda trend nedir diyorsanız tam olarak şu an oynanan Chelsea - PSG maçıdır. Top rakipteyken 1v1 eşleşmeler, top kendindeyken rotasyonlar ve agresif geçişler. Bütün bunları da maksimum atletizm ile yapmak. Budur.
Maresca’nın başlangıç stratejisi olarak proaktif savunmayı tercih etmesi kendileri lehine fark oluşturan ana etkendi. Bu aynı zamanda son oynadığı büyük maçların hepsine psikolojik üstünlükle başlayan ve maçın ik bölümlerinde bu üstünlüğü daha da yukarılara çeken PSG’nin dengesini bozmak demekti. PSG’li oyuncuların maç boyunca yaptıkları sportmenlik dışı hareketler, Luis Enrique’nin maç sonu yaptığı hareket dengelerinin nasıl bozulduğunun net göstergesiydi. Şampiyonlar Ligi finalinde Inzaghi reaktif savunmayı tercih etti paramparça oldu. Bu turnuvada yarı finalde Xabi Alonso reaktif savunmayı tercih etti paramparça oldu. Chelsea’nın agresif 1v1 baskısı maçın hemen başında PSG’yi pratiğinden çıkardı. Kendi özgüvenleri ise yukarı çıktı. Top kendilerindeyken de direkt oyunu çok iyi kurgularla gerçekleştirdiler. Gustavo-Palmer’lı sağ kenar kullanımı, Pedro’nun mobil oyunu kusursuzdu. Buradan aldıkları özgüven ve cesareti Premier Lig’e taşıdıklarında ortaya neler çıkacak merak ediyorum.
Liglerin tatilde olduğu şu dönemde bu maç bir hafta falan götürür bizi. :)
@srcnakks7 Direkt çapa değil ama savunma meziyetleri Orkun'dan daha iyi olan bir partner. Son şampiyonluktaki Josef etkisi; bir önceki şampiyonlukta Atiba (o dönem savunması çok baskındı son dönemden farklı olarak) etkisi gibi.
Orkun inanılmaz bir transfer. Bireysel etkilerin gittikçe azaldığı günümüz futbolunda hala bir takımın çehresini değiştirebilecek ve seviyeyi yukarıya taşıyabilecek meziyetlerde bir oyuncu. Orta sahada birçok rolü oynayabilmesi teknik adamın elini taktiksel esneklik açısından da çok güçlendiriyor. Geriye düşer derin oyun kuruculuk da yapar, merkezde istasyon olup bağlantı da yapar, yüksekte oynayıp yaratıcılık ve tabela katkısı da verir. Bunun yanısıra sahada hem sorumluluk duygusu hem de kazanma arzusu çok önemli bir artı. Bütün bu artılara rağmen defansif becerileri daha baskın doğru bir orta saha profili ile kombinasyonu önemli.
Futbolda kadro planlamasında doğru transferler kadar doğru eksilme de çok önemli. Niceliksel açıdan değil niteliksel olarak doğru eksilmeden bahsediyorum. Çoğu zaman elde olan ‘fena değil’ olarak nitelendirilen oyuncular bu bölgeye transfere gerek yok ‘’idare ederiz” şeklinde değerlendirilebiliyor. Bazı oyuncuların da bireysel olarak albenisi yüksek olabiliyor ve ‘bütün’ içerisinde takıma verdiği zararın katkısından daha fazla olduğu fark edilemiyor. Bunun yanı sıra kötü geçen dönemlerde aslında ‘vasat’ olan oyuncular olduğundan daha değerli gözükebiliyor. Hal böyle olunca takıma ne kadar iyi takviyeler de yapsanız kaliteyi yeterince yükseltmiş ya da mühendisliği doğru yapmış olmuyorsunuz. Bu sebeple doğru eksilmeyi yapabilmek oldukça mühim. Güncelden örnekle Beşiktaş’ın yaptığı ve yapmayı düşündüğü ayrılıkları doğru buluyorum. Gelen ve gelecek olan oyuncuların profillerinin teknik adamın oynatmayı düşündüğü oyun ile örtüşüp örtüşmediklerini maçlar başlayınca gözlemleyebileceğiz. Zira takım ve oyuncu performansını ortaya çıkaran ana unsur çalışılan ligde çalışılan takıma uygun olarak seçilmiş bir oyun ve o oyunun ihtiyaç duyduğu oyuncu profilleri.
Yine şaşırmadık. Şimdi 2 aydır kadro planlamasını ve oyuncu hedeflerini +2 (2003 sonrası) için yapanlara yazık değil mi? Sırf bu sebepten bir sürü oyuncu elendi ya da elden kaçmış oldu. Her zaman kurala uymayanların lehine kural değişiyor. Plan yapanların suçu ne?
Futbolda kadro planlamasında doğru transferler kadar doğru eksilme de çok önemli. Niceliksel açıdan değil niteliksel olarak doğru eksilmeden bahsediyorum. Çoğu zaman elde olan ‘fena değil’ olarak nitelendirilen oyuncular bu bölgeye transfere gerek yok ‘’idare ederiz” şeklinde değerlendirilebiliyor. Bazı oyuncuların da bireysel olarak albenisi yüksek olabiliyor ve ‘bütün’ içerisinde takıma verdiği zararın katkısından daha fazla olduğu fark edilemiyor. Bunun yanı sıra kötü geçen dönemlerde aslında ‘vasat’ olan oyuncular olduğundan daha değerli gözükebiliyor. Hal böyle olunca takıma ne kadar iyi takviyeler de yapsanız kaliteyi yeterince yükseltmiş ya da mühendisliği doğru yapmış olmuyorsunuz. Bu sebeple doğru eksilmeyi yapabilmek oldukça mühim. Güncelden örnekle Beşiktaş’ın yaptığı ve yapmayı düşündüğü ayrılıkları doğru buluyorum. Gelen ve gelecek olan oyuncuların profillerinin teknik adamın oynatmayı düşündüğü oyun ile örtüşüp örtüşmediklerini maçlar başlayınca gözlemleyebileceğiz. Zira takım ve oyuncu performansını ortaya çıkaran ana unsur çalışılan ligde çalışılan takıma uygun olarak seçilmiş bir oyun ve o oyunun ihtiyaç duyduğu oyuncu profilleri.
Teknik Direktör Seçimi
Geçtiğimiz günlerde Göztepe başkanı Ankersen ‘biz teknik adamdan önce bir felsefe seçtik’ demişti. Bu işin olması gerekeni bu. Teknik adam belirlerken istisnai ve olağanüstü dönemler haricinde ana tercih kriteri felsefeye uygunluk olmalı. Teknik direktörün isminden, kariyerinden bağımsız bir şekilde ele alınacak bu felsefe Türkiye’de 4 büyükler için zaten belli. Teknik detaylara çok girmeden değinecek olursak topa sahip olma oyununu benimseyen(Türkiye’de tercih değil zorunluluk), ofansif anlamda coşkulu ve cesur; defansif anlamda proaktif ve agresif, rakipleri cesaretlendirmeyecek savunma anlayışına sahip bir teknik adam. Bu temel anlayış içerisinde günümüzde elzem halen gelen rakiplerin baskısına göre oyun kurma opsiyon çeşitliliği, rakiplerin oyun kurmasına göre baskı çeşitliliği üretebilen kaliteli bir ‘ekibe’ sahip olması da oldukça önemli.
Bu işin saha kısmı. Saha kenarı ve saha dışında da yine dönemin dinamiklerini, camianın ve oyuncu grubunun içinde bulunduğu atmosfere uygun bir mantaliteyi barındırmalı. Örneğin Beşiktaş’ın şu anda ihtiyaç duyduğu teknik adam profili coşkulu, tutkulu ve agresyonu yüksek bir isim bence. Camianın ve oyuncu grubunun odağını artıracak şeylerden biri de bu. Bu anlamda dikkat edilmesi gereken ana hususlardan biri gelecek teknik adamın ‘istekli’ olması. Yani iyi bir teknik adam dahi olsa eğer gelmeye sıcak değilse ve para ile ikna edilecekse çok sağlıklı bir birliktelik olmayacaktır.
Bu parametrelerden hareketle bir teknik adamın kariyerinin çok parlak olması ya da kupaları olmaması tek başına bir kriter olmamalı. X takımda başarılı olup-olmaması tek başına bir tercih sebebi olmamalı. Leverkusen’in Sociedad B takımını küme düşüren Xabi Alonso’yu, Bayern’in Burnley’i küme düşüren Kompany’yi, dünyadaki en kariyerli teknik adamları getirebilecek güce sahip olan Liverpool’un Feyernoord’da son senesinde şampiyon olamayan, ŞL’de gruptan çıkamayan Slot’u getirmesi, ülkemizde birçok eleştiriye maruz kalan Farioli’nin Nice’e ve oradan Ajax’a gitmesi önemli örnekler. Bu demek değildir ki sadece potansiyel ve ‘aç’ teknik adamlar tercih edilmeli. Eğer gerekli parametreleri karşılıyorsa ve en önemlisi gelmek için ‘istekliyse’ elbette başarmış, kariyerli ve karizmatik bir isim pekala daha iyi olur.
Bu teknik, taktik ve psikolojik parametreleri ölçümleyerek, adaylar içerisinde saha içi ve saha dışı kriterleri analiz ederek ’uygun’ teknik adamları belirleyecek olan profesyoneller kim veya kimler? İşte orası bir kara delik…
Teknik Direktör Seçimi
Geçtiğimiz günlerde Göztepe başkanı Ankersen ‘biz teknik adamdan önce bir felsefe seçtik’ demişti. Bu işin olması gerekeni bu. Teknik adam belirlerken istisnai ve olağanüstü dönemler haricinde ana tercih kriteri felsefeye uygunluk olmalı. Teknik direktörün isminden, kariyerinden bağımsız bir şekilde ele alınacak bu felsefe Türkiye’de 4 büyükler için zaten belli. Teknik detaylara çok girmeden değinecek olursak topa sahip olma oyununu benimseyen(Türkiye’de tercih değil zorunluluk), ofansif anlamda coşkulu ve cesur; defansif anlamda proaktif ve agresif, rakipleri cesaretlendirmeyecek savunma anlayışına sahip bir teknik adam. Bu temel anlayış içerisinde günümüzde elzem halen gelen rakiplerin baskısına göre oyun kurma opsiyon çeşitliliği, rakiplerin oyun kurmasına göre baskı çeşitliliği üretebilen kaliteli bir ‘ekibe’ sahip olması da oldukça önemli.
Bu işin saha kısmı. Saha kenarı ve saha dışında da yine dönemin dinamiklerini, camianın ve oyuncu grubunun içinde bulunduğu atmosfere uygun bir mantaliteyi barındırmalı. Örneğin Beşiktaş’ın şu anda ihtiyaç duyduğu teknik adam profili coşkulu, tutkulu ve agresyonu yüksek bir isim bence. Camianın ve oyuncu grubunun odağını artıracak şeylerden biri de bu. Bu anlamda dikkat edilmesi gereken ana hususlardan biri gelecek teknik adamın ‘istekli’ olması. Yani iyi bir teknik adam dahi olsa eğer gelmeye sıcak değilse ve para ile ikna edilecekse çok sağlıklı bir birliktelik olmayacaktır.
Bu parametrelerden hareketle bir teknik adamın kariyerinin çok parlak olması ya da kupaları olmaması tek başına bir kriter olmamalı. X takımda başarılı olup-olmaması tek başına bir tercih sebebi olmamalı. Leverkusen’in Sociedad B takımını küme düşüren Xabi Alonso’yu, Bayern’in Burnley’i küme düşüren Kompany’yi, dünyadaki en kariyerli teknik adamları getirebilecek güce sahip olan Liverpool’un Feyernoord’da son senesinde şampiyon olamayan, ŞL’de gruptan çıkamayan Slot’u getirmesi, ülkemizde birçok eleştiriye maruz kalan Farioli’nin Nice’e ve oradan Ajax’a gitmesi önemli örnekler. Bu demek değildir ki sadece potansiyel ve ‘aç’ teknik adamlar tercih edilmeli. Eğer gerekli parametreleri karşılıyorsa ve en önemlisi gelmek için ‘istekliyse’ elbette başarmış, kariyerli ve karizmatik bir isim pekala daha iyi olur.
Bu teknik, taktik ve psikolojik parametreleri ölçümleyerek, adaylar içerisinde saha içi ve saha dışı kriterleri analiz ederek ’uygun’ teknik adamları belirleyecek olan profesyoneller kim veya kimler? İşte orası bir kara delik…
RELATIONAL FOOTBALL
Son yıllarda pozisyonel (konumsal) oyunun yerini daha esnek ve oyuncuların saha içinde özgür olduğu stratejiler almaya başladı. Inzaghi, Xabi Alonso, Motta, Diniz gibi teknik adamların başını çektiği anlayışa uluslararası terminolojide ‘relational football’ yani ilişkisel futbol adı veriliyor.
Modern futbolda son dönemlerin savunma trendi çok eskilerde olduğu gibi adam adama eşleşmelerden oluşan 1v1 baskılar. Futbolda taktiksel değişimler genellikle tez-antitez şeklinde ilerliyor. Hal böyle olunca stratejilerin çarpışması bir nevi taktiksel trendi belirliyor. 1v1 baskılara karşı saha içinde statik konumlanma oyunlarının yerini rotasyonlar ve hareketlilik içeren felsefeler almaya başladı. Adam adama baskıları aşabilmek için sürekli yer değiştiren ve kendi pozisyonunun dışında farklı bölgelere giren oyuncular görüyoruz.
İlişkisel felsefenin şu andaki en önemli temsilcilerinden biri Simone Inzaghi’nin Inter’i. Topa sahipken rotasyon ve pozisyon değişimi işini o kadar fazla yapıyorlar ki rakibin kafasını karıştırarak boşa oyuncu çıkarıp topla buluşturabiliyorlar. Inter topa sahipken en arka üçlüde orta sahaların, ileri uçta stoperlerin yer aldığını hatta stoperin savunma arkasına koşu yaparak kaleci ile karşı karşıya kaldığını görebilirsiniz.
Ben bunu ‘organize düzensizlik’ ya da ‘planlı karmaşa’ olarak adlandırıyorum. Siz saha içinde bu karmaşayı bilinçli bir şekilde yaratırken; sizi takip etmek isterken bilinçsizce hareket eden rakibin dengesi bozuluyor. Yarattığınız karmaşa ve ikilemler sayesinde 1v1 baskılardan kurtulabiliyorsunuz.
Bu elbette oyuncuların gelişigüzel bir yerlere hareket etmesi kadar basit bir konu değil. Saha içerisinde oyuncu isimleri ve bölgeleri farklılık gösterse de ana şablonun bir şekilde ortaya çıkıyor ve korunuyor olması çok değerli. Inter’i izlerken sürekli hareket halinde olan, boşalan bölgeleri dolduran oyuncular görüyorsunuz. Bu kadar hareketliliğe rağmen üst üste binmelerin çok az olması ve saha parselasyonunun çok iyi yapılması hayranlık verici.
Son dönemde çok konuşulan sportif direktör, futbol direktörü, futbol aklı adı her ne olursa olsun; 'Türkiye'de olmuyor' yaklaşımına katılmam mümkün değil. Eğer olmuyorsa da sebebi bu pozisyon değil onu doğru yorumlayıp doğru organizasyonun kurulmamasıdır. Olmayan şey budur.