Tercih döneminde yalnız değilsin!
Tercih dönemine dair sıkça sorulan sorularını derledik.
Aklındaki diğer sorular için formu doldur sana ulaşalım 👇🏻
https://t.co/lvtDjFWHp2
#yks#yks2026
Başta Emel Memiş hocamız olmak üzere, hukuksuzca hapsedilen yurttaşlar hakkında tahliye kararı verildi.
Hukuksuz ve gayrimeşru uygulamalar son bulana, tüm yurttaşlarımız serbest kalana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Tercih döneminde yalnız değilsin!
Ankara Üniversitesi ve diğer tüm üniversiteler hakkında bilgi edinmek için formu doldur, bize ulaş. ⬇️
https://t.co/FnkjbckquF
Tercih döneminde yalnız değilsin!
Tercih etmek istediğin bölüm ve üniversite ile ilgili sorularını üniversiteli arkadaşlarımız cevaplasın.
Formu doldur sana ulaşalım 👇🏻
https://t.co/SwcHgbtzNZ
#yks#yks2026
Devlet Küçüldükçe Soygun Büyüyor
Geride bıraktığımız haftanın önemli gelişmelerini kısaca değerlendirdiğimiz "Haftalık" yeni sayısıyla yayında:
Hayırseverlik değil kamuculuk
Geçtiğimiz hafta Ahbap Derneği’ne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında, aralarında Haluk Levent'in de bulunduğu 14 kişi tutuklandı. Soruşturma dosyasında deprem bağışlarının şahsi hesaplarda toplandığına, dernek çevresindeki isimler aracılığıyla yüz milyonlarca liranın bahis ve kumar oyunlarına aktarıldığına, belediye organizasyonları üzerinden sahte faturalarla kamu kaynaklarının eritildiğine dair iddialar yer alıyor. Elbette iddiaların hukuki akıbetini AKP yargısının siyasi hesapları belirleyecektir, ancak ortaya çıkan tablo tek başına bir "yozlaşmış hayırseverlik" hikayesi olarak okunamaz. Haluk Levent vakası, aynı zamanda küçültme adı altında çözülen devletin ve çökertilen kamusallığın bir resmidir.
Ahbap gibi yapıları büyüten şey halkın saflığı değil, aslında devletin yokluğudur. Karşı-devrimci AKP iktidarıyla tepe noktasına ulaşan neoliberal dönüşüm süreci, eğitimden sağlığa, afet yönetiminden sosyal güvenliğe kamusal hizmetleri adım adım tasfiye ettikçe, insanlar dayanışmayı ve güveni başka adreslerde aramaya başladı. Devletin bu çözülüşünden doğan boşluklara ise mafya-çeteler, tarikatlar, sermaye ve siyasi patronaj ilişkileri yerleşti. Bu tablo, yaratılmak istenen neoliberal toplum modeliyle de tam bir uyum içindeydi. O nedenle bugün, devasa para trafiğinin ve bağışların en büyük adresi olan tarikat ve cemaatlerin kılına dahi dokunulmuyor.
Meselenin bir diğer boyutu ise neoliberal dönüşümün yurttaşlık kavramını tasfiye etmiş olmasıdır. Kamusal alanın eşit yurttaşının yerini, tebaalaştırılmak istenen ve “hayırseverlerin” merhametine muhtaç bırakılan bireyler aldı. Toplumsal bağları çözülen, yalnızlaştırılan insanların topluluk olma özlemi ise bir sömürü alanına dönüştürüldü. Kimileri tarikatlarda, kimileri ise "iyilik hareketi" ambalajlı derneklerde bu özlemin karşılığını aradı. Halkın duygularının, dayanışma iradesinin ve deprem gecesi cebindeki son parayı gönderen umudunun şaibeli para trafiklerine konu edilmesi, bu çürümüş düzenin halkı nasıl bir bataklığa sürüklediğini bütün çıplaklığıyla göstermektedir.
Her ne kadar bu yönü unutturulmak istense de 10 yıl önce gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişimi de karşı-devrimci dönüşümün ortağı olan ve bu süreçte açılan alanlarla kuvvet bulan Amerikancı bir tarikatın hamlesiydi. Bugün de kamuya ait birçok görev, cemaat ve tarikatlara ihale edilerek yurttaşlarımız istismar ediliyor. Bu yapılara akıtılan kamu kaynakları ise tartışma konusu bile edilmiyor.
Karşı-devrim iktidarının Haluk Levent soruşturmasını kendi kirli hesapları için kullanmaya çalışacağı, meseleyi birkaç ünlü ismin şahsi günahına indirgeyerek asıl sorumluluğu gizleyeceği açıktır. Oysa hesap sorulması gereken, kamuyu çökerten, Kızılay'ı ticarethaneye çeviren, afet yönetimini yandaş kayırmacılığına teslim eden düzenin ta kendisidir. Halkın dayanışma iradesi ne şahıslara ne derneklere ne de tarikatlara emanet edilebilir. Gerçek ve eşitlikçi tek güvence kamuculuktur; Eğitimi, sağlığı, afet yönetimini ve sosyal güvenliği yurttaşlık hakkı olarak örgütleyen bir kamusal düzendir. Bu düzeni kuracak olan da kerameti kendinden menkul kurtarıcılar değil, örgütlü halkın kendisidir.
Bugün serbest bırakılan Devrim Partisi Genel Sekreteri Ercan Bölükbaşı, Sıhhiye Adliyesi önünden seslendi:
“Biz bu ülkenin yurtseverleri, bu ülkenin devrimcileri, bu ülkenin sosyalistleri. Türkiye’nin ihtiyacı olan çıkışı gerçekleştirmek için sokaklardaydık.
Her şeye rağmen, her türlü baskıya ve akıl almaz hukuksuzluklara rağmen sokağa çıktık; Yankeelere burada hoş görülmediklerini, hoş gelmediklerini hatırlattık.
Biz Kurtuluş Savaşı’ndan ilham aldık. Biz, 68’de 6. Filo’yu denize dökenlerden ilham aldık. Biz, ODTÜ’de Komer’in arabasını yakanlardan ilham aldık.”
7 Temmuz'da NATO protestoları nedeniyle Ankara'da gözaltına alınan 19 parti üyemiz serbest bırakıldı.
NATO’ya, emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz.
Emperyalistler, işbirlikçiler geldikleri gibi gidecekler.
YURTSEVERLER DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
Emperyalist savaş örgütü NATO zirvesine karşı Ankara’da toplanan ve aralarında parti üyelerimizin de bulunduğu yurttaşlar, polis saldırısıyla gözaltına alındı. Başkent Ankara’da haftalardır süren fiili sıkıyönetim ve NATO karşıtı yürüyüşlere yönelik polis şiddeti, işbirlikçi AKP iktidarının NATO’ya yönelik itirazları zorbalıkla bastırma çabasının ürünüdür. Ankara’dan başlayarak yurt çapında yayılan abluka, uluslararası bir toplantının “güvenliğini” sağlamanın çok ötesinde yurtseverliğin, bağımsızlıkçılığın baskı altına alınmasına yönelik bir siyasi operasyondur.
Türkiye, ABD’nin fiili işgali altındadır. Filistin’de insanlık suçu işleyen İsrail’e petrol sevkiyatını sürdüren AKP iktidarı, Siyonizmin hamisi ABD’ye yaranmak için her gün başka onursuzluk yapmaktadır. Emperyalist efendilerin keyfi kaçmasın diye başkent Ankara’da fiili sıkıyönetim ilan ettikleri yetmiyormuş gibi Epsteinci Trump’ın rahatı bozulmasın diye zirveye özel havalimanı inşa ettiler, Macron sabah koşusu yapsın diye parkları halka kapattılar, İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü ABD bayrağının renkleriyle ışıklandırdılar. Savaş baronları neşelensin diye rütbeli subaylara Ankara tanıtım videosu çektirdiler.
Emperyalizm krizdedir ve AKP iktidarı krizi fırsata çevirmeye, gerileyen ABD hegemonyasına koltuk değnekliği yaparak ganimetten pay almaya çalışmaktadır. Halkımızın bu uğursuz rolü sessiz sedasız kabul etmesi mümkün değildir ve AKP de bu nedenle işbirlikçiliğe dönük itirazları susturmaya çalışmaktadır.
NATO karşıtı eylemlere yönelik tüm engelleme çabaları gayrimeşrudur. Haftalardır süren haksız gözaltı ve tutuklamalarla alıkonulan ve bugün Ankara’da NATO’ya Hayır Koordinasyonu’nun çağrısıyla yapılan eylemlerde gözaltına alınan tüm yurtseverler derhal serbest bırakılmalıdır.
Kahrolsun ABD emperyalizmi!
Kahrolsun NATO!
Yaşasın bağımsız Türkiye!
Emperyalist savaş örgütü NATO'yu da işbirlikçilerini de ülkemizde istemiyoruz.
Ülkemizde gerçekleşen NATO toplantısına karşı Haliç'ten seslendik.
"Yankee Go Home!"
Ankara’da NATO’ya karşı sesimizi yükselttik.
Devrim Partisi olarak, NATO zirvesine, emperyalist savaş politikalarına ve Türkiye’nin üs haline getirilmesine karşı Ankara’da eylemimizi gerçekleştirdik.
Bu ülkenin toprakları emperyalistlerin savaş planlarına teslim edilmeyecek.
Türkiye'nin bu onursuzluğa mahkum edilmesine izin vermeyeceğiz.
Geldikleri gibi giderler.
Genel Sekreterimiz Ercan Bölükbaşı polis ablukasından sesleniyor:
Biz ülkemiz için buradayız, bağımsızlık için buradayız. Ankara halkına sesleniyoruz, görün bu alçaklığı! Omuzlara yerleştirilen NATO apoletini, bu onursuzluğu hep birlikte söküp atalım.
NATO zirvesine, emperyalist savaş politikalarına ve Türkiye’nin üs haline getirilmesine karşı yürüdüğümüz için aralarında Genel Sekreterimiz Ercan Bölükbaşı ve Ankara İl Başkanımız Şevket Çavuşoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda üyemiz gözaltına alındı.
Ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye’nin bu onursuzluğa mahkum edilmesine izin vermeyeceğiz.
Geldikleri gibi gidecekler!
Devrim Partisi Ankara İl Başkanı Şevket Çavuşoğlu polis ablukasından sesleniyor:
Bizim karşımıza barikat kuranlar Filistin’de öldürülenleri görmüyor mu? Bizim karşımıza barikat kuranlar Ortadoğu’daki katliamları görmüyor mu? Bu ülkenin vatandaşlarını görmüyor mu? Kendi vatandaşınıza işkence yapıyorsunuz, kendi vatandaşınızı gözaltına alıyorsunuz, kendi vatandaşınızı tutukluyorsunuz peki neden? Trump gelsin diye, ABD askerleri rahat rahat gelsin diye, NATO’cular rahat rahat gezsin diye.
Maçka Parkı'ndaki polis ablukası ve kaymakamlık kararı sonucu, parktaki herkesin güvenliğini de düşünerek etkinliğimizi iptal ettik.
Hiçbir şeye benzemiyor, halkını satanların korkusu. Deniz Göktaş'ı izlemeye, izletmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz.