Arkanıza yaslanın ve Ömer Kutluay'ın Milli Takımımızı yarı finale çıkardığı o kusursuz serinin keyfini çıkarın.
İnanılmaz bir yetenek. İnanılmaz bir potansiyel.
Duyanlar, duymayanlara, duyursunlar.
Ticaret Bakanlığı, Yapay zeka ile hazırlanan reklamlar ile ilgili yeni düzenlemeler getirdi.
Artık reklamlarda yapay zeka ile oluşturulan, insandan ayırt edilmesi zor dijital karakterler kullanılıyorsa bu durum açık, anlaşılır ve tüketicinin fark edeceği şekilde belirtilmek zorunda olacak.
Yani tüketici, izlediği içerikte gerçek bir kişi mi yoksa yapay zeka ile üretilmiş bir karakter mi gördüğünü net şekilde anlayacak.
Ayrıca önemli bir sınır daha getirildi:
Gerçek bir kişinin yapay zeka ile oluşturulmuş dijital kopyası, bir ürünü gerçekten deneyimlemiş, kullanmış ya da tavsiye etmiş gibi gösterilemeyecek.
Bence bu düzenleme özellikle yapay zeka ile reklam içeriği üreten markalar için çok kritik.
Çünkü artık mesele sadece iyi görünen reklam yapmak değil, reklamın ne kadar şeffaf, doğru ve yanıltıcı olmayan şekilde sunulduğu da önemli hale geliyor.
Kısacası, gerçek kişi gibi görünen yapay zeka reklamlarında daha net bir dönem başlıyor.
Murat Ağırel'in Kıyafet Kumbaralarındaki Büyük Vurgun Anlatısı:
🔸Biz millet olarak ihtiyaç sahiplerine ulaşsın diye kıyafet bağışlıyoruz.
🔸Belediyelerin koyduğu kıyafet kumbaralarını görünce ben de bu yardımların muhtaç insanlara gittiğini sanıyordum.
🔸Ama araştırınca gördüm ki bazı firmalar bu kıyafetleri ihtiyaç sahiplerine vermek yerine depolarda toplayıp yurt dışına satıyor.
🔸Yani vatandaşın yardım niyetiyle verdiği malzemeler ticari bir kazanç kapısına dönüşüyor.
🔸 Üstelik Türkiye genelinde çok büyük bir ağ kurmuş durumdalar ve milyonlarca parça ürün topluyorlar.
🔸Benim itiraz ettiğim nokta şu: Yardım amacıyla verilen bu eşyalar ihtiyaç sahiplerine ulaşmak yerine ticaretin konusu haline geliyor.
Türk futbolunun en büyük başarısı nedir diye sorsalar, sanırım artık sahadaki sonuçları değil, sonuçlardan bağımsız olarak umut satabilme becerisini söylerim.
Çünkü biz dünyada belki de başarısızlığı bu kadar uzun süre başarı gibi pazarlayabilen ender milletlerden biriyiz.
Her turnuva öncesi aynı filmi izliyoruz. Bu kez farklıyız, bu kez hazırız, çok iyi bir jenerasyon geliyor. Sonra turnuva başlıyor ve birkaç hafta sonra eve dönüyoruz.
Eskiden milli takım kaybettiğinde insanlar gerçekten üzülürdü. Çünkü ortada kaçırılmış bir fırsat vardı. Şimdi ise kaybetmek bile kurumsallaştı. Maç bitiyor, teşekkür mesajları yayınlanıyor, videolar hazırlanıyor. Sanki Dünya Kupası’ndan elenmedik de yeni sezon ürün lansmanını tamamladık. Hatta bazen futbolun kendisi, reklam kampanyalarının arasına sıkışmış küçük bir ayrıntı gibi duruyor. Bir oyuncunun hangi arabaya bindiğini, hangi saat markasıyla çalıştığını, hangi şampuanı kullanıp hangi krakeri yediğini biliyoruz. Ama son üç beş maçta kaç ikili mücadele kazandığını bilmiyoruz. Eskiden başarı para getirirdi, şimdi bazen para başarıdan önce geliyor. Henüz büyük bir şey kazanmadan yıldız gibi yaşamak, kupaya dokunmadan efsane muamelesi görmek mümkün.
Belki de Türk futbolunun en büyük rakibi Almanya, İspanya ya da Arjantin değildir. Belki de en büyük rakibi kendi anlattığı hikâyedir. Çünkü biz futbol oynamaktan çok futbol hikâyesi anlatmayı seviyoruz. Daha ilk düdük çalmadan destan yazıyor, grup aşaması başlamadan yarı final hesapları yapıyoruz. Sonra sahadaki gerçeklik gelip suratımıza tokat gibi çarpıyor. O zaman da dönüp hakemi, çimi, fikstürü, havayı, şansı konuşuyoruz. Bir tek futbolu konuşmuyoruz.
Oysa dünyanın büyük futbol ülkeleri kendilerini olduklarından büyük göstermeye çalışmıyorlar. Çünkü gerçekten büyükler. Biz ise bazen büyük görünmeye çalışırken büyümeyi unutuyoruz. İşin acıklı tarafı şu, Bu ülkede yetenek de var, potansiyel de. Ama bir noktadan sonra formanın ağırlığı yerine reklam sözleşmelerinin ağırlığı hissedilmeye başlanıyor. Futbolun en acımasız tarafı budur. Sahaya çıktığında herkes eşitlenir. Takipçi sayısı, reklam anlaşmaları, mavi tikler, photoshop pozlar, bolca hamaset, bol sıfırlı primler anlamını yitirir. Geriye yalnızca karakter, mücadele, cesaret ve istek kalır. Dünya Kupası da biraz bunun turnuvasıdır. Kim daha çok isterse onun hikâyesi büyür, kim daha çok konuşursa değil. “Vatandaşlarımızdan özür dileriz…” cümlesini yeteri kadar duyduk. Yıllardır hikâyeyi sahada yazmak yerine mikrofonun önünde anlatmaya çalışıyoruz. Belki de sorun budur. Belki de bu yüzden her turnuva sonunda aynı cümleyi duyuyoruz, “Önümüze bakacağız...” Biz yıllardır önümüze bakıyoruz zaten. Belki de artık biraz aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.
#BizimÇocuklar
#DünyaKupası2026
#WorldCup
#FifaDünyaKupası
bu kadar eksiğe ve yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen ortaya koyulan mücadeleden ve karakterden sonuna kadar razıyız. dusan hocamın ve tüm oyuncuların emeğine sağlık. basketbola gerekli olan yatırım yapılmalı ve bir üst seviyeye çıkmalıyız artık.
BJK kere BJK diyelim... 🦅
1-1 ile Sinan Erdeme gitmek çok iyiydi lakin 4. Yabancı sakatlığımız oldu. Umut kesilmez lakin yüzdesel olarak da çok az olan şansımız mucizelere kaldı diyebiliriz . Çok talihsiz oldu bu sakatlıklar
Kitlesel depresyondan bunaldım biraz. Hiçbir yerde hiçbir hareket yok. Cafeler dolu, herkes tatilde falan umrumda değil.
Bilim, kültür, sanat, teknoloji, girişimcilik ruhu yok oldu. Yemek, içmek, hayatta kalmak, anlık hazlar ve statü taklidi dışında hiçbir konu kimsenin umrunda değil.
Kahramanlık türküleriyle ömrünü geçirecek kadar milli, 12 Eylül'de şarkısını kullanan darbecilere yüz vermeyecek kadar mert. Üstelik sesi çok iyi ve yorumları da muhteşem.
Hasan Mutlucan daha fazla övmemiz gereken bir sanatçı.
Eski Eşini sevip sevmeyin bu adam eşine zülum ettiği halde kadının beyanı ortada olduğu halde hiç bir şekilde dokunulmadı. Şimdi ilişkiler ve kendi cematinden dışlanma başlayınca hemen salvolar gelmeye başladı. İki yüzlüsünüz. Biz hepinizin ne olduğunuzu çok iyi biliyoruz.
📍Cem Küçük, gözaltında olan Rasim Ozan Kütahyalı’yla ilgili gündeme bomba gibi düşen açıklamalar yaptı. Dikkatle dinleyelim:
“— Onunla 2020 yılında tüm ilişkimi kestim. 5 yıldır görüşmüyorum!
— Rasim Ozan Kütahyalı bir iş insanından para istemiş, benim ismimle tehdit etmiş!
— Rasim’in parayla ilgili bir sorunu var. Sürekli para konuşurdu!
— Yasa dışı bahis oynamamış ama kara para aklama olayında MASAK raporlarını duydum!”
Gördünüz mü? Gözaltına alınır alınmaz hepsi bir anda patır patır ROK’u satmaya başladılar. Hatta “tanımayız, ilişkimiz yok” demeye başladılar. Tam anlamıyla ibretlik!
Çünkü insanların bilinç seviyesi artıyor. Çocuk eskiden Tarımda +1 kişi iken şuan yaşam, maddi kaygı nedeniyle 2. Planda. Zaten bilinçsiz üremeye de dur diyelim. Adım başı sokakta yeni nesil x çeteler üremiş durumda
Mert Başaran:
• Vergi arttıkça insanların alım gücü düşer.
• Bir tek Türkiye'de vergileri artırınca alımlar düşmüyor.
• Avrupa bizi gerçekten kıskanıyor.
•Avrupa diyor ki: 'Ben de telefonu, arabayı Türkiye'deki gibi 3 katı fiyatına satayım ama biz yaptığımızda halk almıyor.
• Türkiye'de insanlar bunu nasıl alıyor?' diyor.