Harput’un toprağında gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen nasıl bir tarih var?
Yazarımız Veysel Arpaca, Harput Zafer Rölyefi’nden hareketle bölgenin kadim geçmişini ve Türk tarihine ilişkin tezleri köşesine taşıyor.
Harput’ta kapsamlı arkeolojik araştırmalar yapılması çağrısında bulunan Arpaca, tarihî mirasın izini sürmenin ve toprağın sesine kulak vermenin önemini anlatıyor.
“Çünkü tarih, son sözünü henüz söylemedi.”
Veysel Arpaca’nın yeni köşe yazısı Gazeteniz TURAN’da!
https://t.co/8sjScUljF2
HARPUT’UN FETHİNİN 941. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN…
Türklerin Anadolu’yu vatan haline getirmelerinin hikayesi 11. yüzyıla uzanır. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun içinde hızla hareket ederek, fetih faaliyetine girişen Türk beyleri yerleşmeye ve yaşamaya elverişli bölgeleri ele geçirerek, bölgeyi imar ve iskanla vatan haline getirirler. Türk’e vatan olan yerlerden birisi de Harput’tur. Harput’un vatanlaşması Suriye ve Diyarbakır’da başarılı bir askeri performans gösteren Sultan Melikşah’ın komutanlarından Türk Beyi Çubuk’a bölgenin ikta olarak verilmesiyle başlar.
Malazgirt Savaşı’ndan yaklaşık on dört yıl sonra1085 yılının sonbaharında bugünkü Elazığ Ovası’na giren Çubuk Bey yüzyıllara meydan okuyan, bölgeye hakim mevkide bulunan Harput’un zirvesine çıkarak kutsal fetih sancağını Yukarı Şehre diker. Türk kanıyla sulanarak vatan payesi alan Harput, böylelikle yüzlerce gaziyi misafir eder. Asya bozkırlarından Küçük Asya’ya uzanan Türk akınlarının müstesna durağı Harput, zamanla Türk kimliğiyle şekillenmeye başlar.
İnsanın toprağa, toprağın da insana şekil verdiği bir düzende Türk’ün kültürüyle yoğrulan Harput zamanla Anadolu sathına kainat çivisi misali çakılan abidevi milli nişane haline dönüşür. Zırhını kuşanmış at üstünde fırtına misali Türk atlıları deyim yerindeyse Harput’tan her geçtiklerinde Türk’ün nal izlerini toprağa imza gibi perçinlerler. Nal izleri tohum misali toprağa saçılırken, filizlenen fidanlar şeklinde tecessüm eden Türk sanatının ve mimarisinin nişaneleri Harput’un her yerini kaplar.
Türk-İslam mührünü kalbine işleyen Harput, zamanla yüreğinde cehennemi söndüren Alperenlerin yuvasına döner. Hatta öyle ki yüzyıllar geçse dahi, vatan ve millet sevgisini toplumsal genetiğine gergef gibi işleyen bölge insanı milli kimliğine yönelen bütün tehditlerin karşısında dimdik durur. Ne Orta Çağ’ın Haçlı güruhları ne de yirminci yüzyılın emperyalist kan emicileri mukaddes vatan Harput’un toprağını kirletmeye yeltenemezler. Bu nedenle Türk’ün Harput’un toprağıyla vuslatının ehemmiyetine şüphe yoktur. 941 yıl önce fethedilen Harput sayesinde Anadolu’da Türklüğün yıkılmaz bir kalesi inşa edilir. Kan, can ve şehit kemikleriyle inşa edilen bu kalenin dün olduğu gibi bugün de düşman tarafından aşılması mümkün değildir. Dosta güven düşmana korku veren bu kalenin bir ferdi olmak her Elazığlı için şereftir. 941 yıl önce Harput’u fethederek bizlere miras bırakan Çubuk Bey ve bugün Kayabaşı’ndan şehre bakan Belek Gazi başta olmak üzere geçmişten günümüze bu kaleye harç olan kanını ve canını mukaddes Harput toprağına katan her bir bedeni şükranla, minnetle ve rahmetle anıyoruz. Kültürüyle, tarihiyle, sanatıyla velhasıl her şeyiyle Türk olan kutsal toprağımız Harput’un fethinin 941. yıl dönümü kutlu olsun! @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir@elazig_valiligi@ElazigBld
Türk Ocakları Elazığ Şube Yönetim Kurulumuz ve Türk Ocaklı gençlerimiz, Şube Başkanımız Prof. Dr. Yavuz Haykır’ın başkanlığında gerçekleştirilen yemekli istişare toplantısında bir araya geldi.
Toplantıda ülke gündemi, Türk Ocakları Elazığ Şubemizin yeni dönemde gerçekleştirmeyi planladığı faaliyetler ve gençlerimize yönelik çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.
Türk Ocaklı gençlerimizin görüş, öneri ve taleplerinin de dinlendiği toplantıda, gençlerimizin karşılaştığı sorunlar ve beklentileri üzerine karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu. @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir
“Sen bizimsən bizimsən, durduqça bədəndə can, yaşa yaşa cox yaşa ey şanlı Azərbaycan!”
Kardeş ülke Can Azerbaycan’ın bağımsızlığının yeniden tesisinin 35. yıldönümü kutlu olsun!
Tek millet iki devlet ilelebet payidar olsun! @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir
Ekonomi yazarımız Veysel Arpaca, “İki Metrelik Mülk” başlıklı yazısında fon krizini Tolstoy’un öyküleri üzerinden değerlendirdi.
Hırsın ve küçük bir kıvılcımın büyüttüğü yangında yüz binlerce yatırımcı mağdur…
Tolstoy’un yüzyıl önce anlattıkları bugün finans dünyasında yeniden karşımızda.
Köy küle döndükten sonra suçluyu bulmak, yanan evleri geri getirmiyor.
https://t.co/rQ1r1UaxCs
Aziz Elazığ Türklüğün Yıkılmaz Kalesidir…
Karakoçan ilçemizde geçen günlerde kültür ve doğa festivali adı altında bazı etkinlikler düzenlenmiştir. Yapılan etkinlikler esnasında terör çıgırtkanlığı adına farklı paçavralar sallanmış, terör lehine propaganda faaliyetine girişilmiş, memleketimiz insanının milli hassasiyetlerini zedeleyecek ve sinir uçlarına dokunacak sloganlar atılmıştır. Bilinmelidir ki bu nahoş görüntüler Elazığ'ın milli duruşuna halel getiremez. Memleketimiz insanı tarihin her devrinden beri vatanının, devletinin ve milletinin yanında yüce Atatürk'ün çizdiği yolda ilerlemektedir.
Elazığ'ın mayasında milli birlik, devletine sadakat ve Cumhuriyet'e bağlılık vardır. Elazığ Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerini kararlılıkla savunmuştur. Bundan sonra da aynı kararlılığı sürdürecektir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." sözü, ortak milli kimliğimizin ve Cumhuriyet anlayışımızın temel taşlarından biridir.
İstisnaların kaideyi bozmayacağından hareketle memleketimizi küçük ve gayrimeşru hayallerine karargah yapmak isteyenler, geçmişte olduğu gibi bugün de Türk'ün tokatını yiyeceklerdir. Sinesinde binlerce vatansever Türk evladını barındıran, düşmana, teröriste, kökü dışarıda Haçlı işbirlikçilerine hiçbir zaman taviz vermeyen Elazıg insanını bu görüntülere aldanarak, zan altında bırakmak abesle iştigaldir. Elazığlı Türk bayrağının altında, vatana karşı yönelmiş tehditlerin karşışındadır. Elazığ, bölgede Türklüğün yıkılmaz kalesi olması, teröre ve hempalarına geçit vermez yönü nedeniyle hedeftedir. Ama hiçbir tehdit doğruyu yolundan döndüremez. Türklüğün mukaddes toprağı Elazığımızda Belek Gazi Haçlı karşısında geri adım atmamış, Ögretmen Mehmet Zeki Dündar Alp kökü dışarıda bölücü teröre karşı taviz vermemiştir. Günümüze kadar binlerce Elazığlı şehidimiz Mehmet Zeki ve Belek Gazi gibi ser verip vatan vermemiştir. Haçlı Seferine ve büyük terör isyanlarına geçit vermeyen, böyle bilinen bir memlekete üç beş kendini bilmez şımarığın eylemi zarar veremez. Bundan sonra da bunun aksini düşünmek mümkün değildir. Terörü ve bölücülüğü kendisine bayrak yapanlara son sözümüz bildiğiniz gibi gelin, biz bildiğiniz gibi olacağız. Ne size ne de beslendiginiz yerlere eyvallah edeceğiz.
Ne Mutlu Türküm Diyene!!! @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir@sahin_serifoglu@KverSemih@gurselerol62@erolkeles23@ejderacikkapi@mahmutnazirli
Biyolojik yaşımız yetmişli yılları süratle tırmanırken,Dava dendiğinde halen on sekiz yaşında çakılıp kalmamızı bir türlü anlayamıyorum. Herhalde biz deliyiz.
Yazarımız Veysel Arpaca’dan yürek burkan bir yazı: “Seni Bırakmayız”
Sadakatin, vefanın ve insan olmanın en derin tarafına dokunan bu anlamlı yazıda; dostluk, bağlılık ve unutulmayan hatıralar güçlü bir anlatımla okuyucuya sunuluyor.
Duygulara tercüman olan bu etkileyici köşe yazısını kaçırmayın.
🖋️ Veysel Arpaca
🌐 Turan Gazetesi
Yazının tamamı:
https://t.co/jQiuS8SJL5
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Ne Mutlu Türküm Diyene.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun. #19Mayıs1919 #Atatürk @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir
13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey’in yayımladığı fermanla,
“Şimden gerü divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” denilmiş; Türkçe, büyük Türk milletinin ve devletimizin ortak gür sesi olmuştur.
Türkçemiz var oldukça milletimiz var olacaktır. Türk dil bayramımız kutlu olsun. @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir
Top yön değiştirip içeri giriyor. Gol olmasa Elazığspor 1. lige çıkıyormuş gol olunca devamında Muğlaspor çıkmış. Fenerbahçe şanssızlığı Elazığspor'a bulaşmış. Uzun süre atlatamazlar bu travmayı. Fenerbahçeli olanlar rahat atlatır
3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ KUTLU OLSUN.
3 MAYIS HERHANGİ BİR GÜN DEĞİL BİR MİLLETİN DİK DURMA AZİM VE KARARLILIĞININ KEMİKLEŞMİŞ İFADESİDİR.
Türkçülük zor zamanların deyim yerindeyse acil çıkış kapısı olarak ortaya çıkmış bir fikir yükselişidir. Geçtiğimiz yüzyılın başında büyük bir imparatorluğun içinde kurucu unsur olmasına karşın diğer milletlerin tacizine maruz kalan yüce Türk milleti yükselen milliyetçiliğin etkisiyle kendini ifade şansı bulmuştur. Bu ifade ediş biçimi milletin düştüğü fakr-u zaruret halinde can simidine dönüşmüştür. Fikri sahadaki mücadele zamanla aksiyon safhasına evrilmiş Türkçülük fikrini taşıyanlar hayatın her sahasında topyekun bir varoluş mücadelesine girişmişlerdir. Kanla ve canla verilen mücadelenin yarattığı mucize sayesinde Cumhuriyetimiz kurulmuştur. Verilen bu büyük mücadelenin kalem ve fikir cephesinin taşıdığı yegane düşünce ise Türkçülüktür. Bunu en basitinden şuradan da anlayabiliriz. Milli Mücadeleyi zafere ulaştıran kadroların başındaki isim Gazi Mustafa Kemal Atatürk büyük Türkçü Ziya Gökalp için fikirlerim babası der. Böylelikle vatan kuran, millete ruhunu aşılayan ana fikrin Türkçülük olduğu ortaya çıkar.
Fakat devlet kuran bir fikri nüveye rağmen Türkçülüğün kaderi her zaman aynı minvalde kalmaz. Zirveyi elde eden fikir, devrin konjonktürüne bağlı olarak haksız biçimde düşman kabul edilir. Her ne kadar düşman mevkiine konulsa da doğruların ortaya çıkmak gibi bir özelliği vardır. Türkçülük mevzii bu nedenle zamanla neferlerini büyük komutanlarını kaybetse de davasından hiçbir zaman geri adım atmayanların yüzü suyu hürmetine varlığını sürdürür.
Türkçülüğün münevver tabanında kaldığı, zirveye ulaşarak devlet kurduğu, muhalefete düştüğü bütün bu safhaları boyunca cephesini terk etmeyenler ise ölümsüz savaşçılar şeklinde tarihe geçerler. Hiç şüphesiz ki 3 Mayıs 1944 günü Sabahattin Ali - Nihal Atsız davasında büyük Türkçü Atsız’ın arkasında duranlar Türklük cephesinin yılmaz savaşçıları olarak anılırlar. 3 Mayıs 1944 günü davasından yılmayıp mahkeme koridorlarına oradan da tarifsiz acıları yaşayacakları tabutluklara düşenler bu millete ölümsüz bir fikir kazandırarak, geleceğin güçlü taarruzlarına karşı milletimizin dimağında bir direnç noktası oluşturmuşlardır.
Bu yüzden Üç Mayıs herhangi bir gün değil bir milletin dik durma azim ve kararlılığının kemikleşmiş bir ifadesidir. Üç Mayıs son Türk yok olmayana kadar Türklüğün her şeye rağmen ölmeyeceğinin ispatıdır. Üç Mayıs Türklüğün tarihinde rehber arayanlara bozkurttur. 3 Mayıs bir diriliş ve varoluş mücadelesidir. Üç Mayıs damarlarında dolaşan asil kanın gereğini yapanların dava adamlığını öğrettiği bir okuldur.
Bu nedenle Türklüğü yeniden dirilten Üç Mayıs’ın ölümsüz kahramanlarını rahmetle, minnetle, hürmetle anıyoruz. Ve bu davanın müdafi hüviyetiyle Atsız’ın kardeşi Sançar’ın davada zikredilen şu sözlerini tekrar ediyoruz: “Türk’ ü sevdim, seveceğim. Ama bunun sonunda ızdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş. Hepsi kabul! Türk ırkı sağ olsun!”
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE 🇹🇷 #3Mayıs #3Mayıs1944 #3MayısTürkçülerGünü @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir
Bir asırdan fazla Türklüğün faydasına çalışan #TürkOcakları114Yaşında
Kutlu olsun! 🇹🇷
Türk Ocağı, Türk'ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı, yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın. Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı.
-M. Kemal ATATÜRK
#TürkOcakları114Yaşında @turkocaklari@Mehmetoztarih@YavuzHaykir