Zihnindeki hikâye örüntüsünü tamamlamak için hayatını harcayacaksın. Sonra bakacaksın ki hikâye de karakterler de senin yüklediğin anlamlardan ibaretmiş. Ve hayatın, özünde tek kişilik bir hikâye olduğunu, aradaki tüm insan kesişmelerinin bir illüzyon olduğunu anlayacaksın.
Duygusal doyum olmayınca bir süre sonra öpmek de sarılmak da anlamsızlaşır. Bir ilişkiyi ayakta tutan duygusal yatırımlardır. Hayatınızdaki kişinin ruhuna sarılmadıkça bedenine sarılmanızın pek de bir anlamı yoktur.
Derdini anlatan birine ‘haline şükret bak senden daha kötü olanlar var’ diyorsanız artık demeyin, berbat bir teselli çünkü. Kişinin acısını yok sayma var. Bu yüzden insanlar yalnızlaşıyor, dertlerini artık anlatmaz hale geliyorlar.
Gazze’de soykırım gecesi. Dünyanın sustuğu gece, sessizliğin her birimizi insanlığımızdan utandırdığı gece. Bu geceden sonra ağzımızdan çıkacak hiçbir sözcük, yüreğimizin acısını hafifletmeyecek. Soykırımcı katillerin yargılandığını görmeden, dünya rahat nefes alamaz artık.
Bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük; biricik hayatını başkalarının istek ve beklentilerine göre yaşamaktır. Çoğu zaman bizden beklenilenleri yapmakla o kadar meşgul oluyoruz ki kendimizi göremiyoruz. Bütün psikolojik sorunlarda tam olarak bu noktada başlıyor.
yaş aldıkça kimsenin vazgeçilmez olmadığı fikrine evrildim. önceden bir iki tane vazgeçemeyeceğim kişi sayardım. şimdi bu sayı sıfır. herkesin kalp muhitinden bir gün göç edebilirim. ne ebedi aşk ne daimi dostluk. hiçbiri bu dünyada erişemeyeceğimiz nimetlermiş gibi geliyor.