Depoya yeni çalışan aldık. Arkadaşlar önce panelleri öğretiyor, sonra sipariş hazırlamayı gösteriyorlar. Daha ilk günü ekipte.
Sonra ekip ekranı yeniliyor, Bugün çok az sipariş gelmiş diyor. Yeni başlayan arkadaş da “Süper.” diyor.
Bizimkiler “Neden?” diye sorunca, “Benim için daha iyi, hiç yorulmam.” diyor.
Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bu insanların kötü niyetliliği her şeyden soğutuyor.
Fatih Altaylı:
"İlber'i anmadığım gün yok, özlemediğim gün yok, bir anı hatırlayıp gözlerimin dolmadığı gün yok.
Ve geçen gün galiba Oray Eğin gündeme getirmiş, “Kızı eşyalarını satıyor” demiş.
Bilip bilmeden konuşmak da bu işte.
Birincisi, ister atar ister satar kime soracak, kendi babası.
İkincisi, “Babasının eşyalarını satıyor” diye çirkin bir itham yapacaksan önce bir arayıp öğreneceksin.
Kızı Tuna’nın dediği gibi İlber Hocamızın bir sürü evi vardı. Kiraya verip gelir elde ettiği evler değil, oturduğu evler.
İlber, hepinizin de bildiği gibi, normal bir adam değildi. Çocuksuydu.
Mesela diyelim ki bize geldi oturduk, sohbet ettik. “Yahu bu mahalle çok güzelmiş. Manzara da iyi. Her yere de yakın. Ben de buralara bir yere taşınayım” der ve gerçekten ertesi gün orada bir ev kiralardı.
Üç gün sonra sıkılır, burayı boşaltmadan başka bir yerde ev alır ya da kiralardı.
Sonra da bazen birinde, bazen diğerinde, akşam eve dönerken hangisine yakınsa orada kalırdı.
Son olarak Yeşilköy’e kafayı takmıştı. Celal’in Yeşilköy’de çocukluğunun geçtiği evi Celal’den almak istemiş, Celal “Al senin olsun” deyince gidip başka bir ev almıştı.
Ben son olarak beş evde kalmışım. Tuna açıkladı. Sekiz evi varmış.
Hepsi lebalep eşya dolu, kitap dolu evler. Sık sık kitaplarını da bağışlardı. Çünkü Türkiye’deki her yayıncı, çıkan kitabından İlber’e yollar, birkaç ay içinde binlerce kitap gelirdi. O da bunları bir yerlere bağışlardı.
En iyilerini Galatasaray Üniversitesi’ne bağışlamış, okulda çıkan yangında kitaplar yanınca çok kızmıştı.
Bunların hatıra değeri olanları elbette saklıyor kızı ama o kadar çok eşya var ki, bunları ya birine vereceksin ya da satıp parası ile hayırlı bir iş yapacaksın. Tuna Ortaylı’nın da yaptığı bu.
Ayrıca da isterse atar isterse satar. Hesap mı verecek birine.
Babasının malı sonuçta. Milletin malını satıp savanlardan hesap soramayanlar, babasının malını satana mı hesap soruyor."
"Solculuk insan doğasıyla uyumlu değil.
İnsan doğası, büyük idealler için kendini feda etmeye veya bir ahlak adına kendi zararına olacak eylemlerde bulunmaya müsait değil.
İnsan binlerce yıldır aynıdır, dürtü ve doğası değişmez."
Burak Bilgehan Özpek
Sibil Çetinkaya: "Ben ünlü olmaya bayılıyorum, dünyanın en keyifli şeyi.
Sektör çökse, ben limon satıcısı olurum. Yine onların arasındaki en iyisi olurum."
Tarabya British Schools (TBS). 2013'te kuruldu, 13 yıllık bi okul.
Yıllık ücret seneler önce 22.000 Sterlin'di. Şu an ne kadar bilmiyorum, resmi web sitesinde fiyat yayınlanmıyor, öğrenmek için form doldurmanız gerek.
Cambridge müfredatı uygulanıyor. Hedef UK üniversiteleri.
Mezuniyet töreni her yıl İngiliz Konsolosluğu bahçesinde yapılıyor. Bu sene Hadise sahne aldı, geçen sene Sertab Erener. İngiliz Başkonsolosu David Reed öğrencilere hitap etti.
Bazı veliler: Cem Yılmaz, Acun Ilıcalı, Mustafa Sandal, Okan Buruk, Mirsad Türkcan.
Hayata 10-0 önde başlayan çocuklar.
reels kaydırmak... ana, baba, çoluk çocuk, yaşlı genç; herkes bu batağın içinde kaybolmuş durumda. kimse hayattan keyif almıyor, herkes bir an evvel telefona gömülüp reels kaydırmak istiyor. tek bir uygulamanın bütün insanlığa bunu yapabilmesi çok acayip.
ne kadar dandik öneriler ya.
en başta dağda bayırda internet yok, şarj yok, tuvalet yok.
ayrıca 300 lirayı kenara koysan ne olacak? en fazla neye sahip olabilirsin?
insanların bir kafeye gidip sohbet etme keyfi var, ona bile limon sıkıyorlar.
he yurt dışına gitcez he
Arkadaşlar benden size ister kardeş ister arkadaş tavsiyesi.Kafelere gitmeyin bir kahveye 300 lira vermeyin onun yerine yaz geliyo dışarda parkta bahçede arkadaşlarınızla termosla çay kahve için.Biriktirin yurtdışı gezin. Şişme yeleklilerin arasında oturmak kimseye bişey katmaz
deprem yoksulları, garibanları, korunaklı evlerde oturmaya parası yetmeyenleri öldüren politik bir afettir. utanması gerekenlerin yerine; ısınıyoruz diye, yemek yiyebiliyoruz diye de yine biz utanırız. kibrinizde, o yığdığınız paralarınızın içinde boğulun.
Karl Marx: İşçilerin zincirinden başka şeylerini kaybetmeyecekleri komünist devrim karşısında,burjuvazinin tir tir titremesi anlaşılır bir şeydir.
Beyaz yaka: sen işini sevmiyorsun galiba aşko çok mutsuzsun verimli olabiliyo musun? Sodexon kaçtan yatiyo
Osmaniye'de lahana tarlasında çalışan kanser hastası kadın işçi:
"Soğukta dondum, üşüdüm. İki tane yetimim var onları doyurmak için çalışıyorum. Kanserim.
Hayat çok pahalı. Buraya gelmezsem açım, gelirsem tokum."
Bir de dürüst olalım, kimse Shakespeare'in dengi değil. Ergenken "ehehe olayı ne ki bu lavuğun" derdim. Sonra bir Kral Lear oyununa gittim, ağzım açık kaldı.
edebiyatta yıllardır orhan pamuk’tan bir adım öteye geçilemedi. sinemada da nuri bilge mitinin bir sonrasına geçilemiyor. tüm yönetmenler nuri bilgecilik oynamak zorunda. maalesef. tiyatro, resim, müzik… bunlara sıranın gelmesine de 100 sene var