KAZANDIK!
Doruk Madencilik direnişimiz zaferle sonuçlanmıştır. Madencilerin tazminatları, yıllık izinleri, TİS farkları, yasadışı zorunlu ücretsiz izinde geçen sürelerin ücretleri işçilerin hesaplarına yatırılmıştır. Hesaplamalarda eksiklik veya yanlışlık tespit edilme ihtimaline karşı sendikamız, bakanlık ve şirket arasında takip eden süreçteki bir işleyecek mekanizma tanımlanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sürdürdüğü sendikal haklara ve zorunlu ücretsiz izin uygulamasına ilişkin teftişin sonucunda ortaya çıkabilecek fazladan hakların da şirket tarafından itiraz edilmeksizin ödeneceği konusunda kesin mutabakata varılmıştır.
Hiçbir söze kanmadık, yalnızca irademize ve dayanışmaya inandık. Bizimle yürüyen halkımıza, madenci dostlarına teşekkür ederiz. Birlikte direndik, birlikte kazandık!
Ankara'daki heyetimizle Edirne'de sendikamız öncülüğünde 15 gündür direnen Özşen Madencilik işçilerinin yanına geçiyoruz. Köleliğe karşı her daim, her yerde mücadele edeceğiz!
Ömer efendi hazretleri ülkenin sahibisiniz..
Öl deseniz ölür müesseses nizamın sağı solu..
Unutmayın milyonların ahı ve küfrü var asgari ücret masasından mess masasına..
yoksul ölülerimizin de vasiyetidir doğmamış çocuklarına.. halktan aldığınız her şeyin geri alınması..
Hakkını arayan madenciye bir tokat da polisten geldi!
Özşen Madencilik işçilerinin, 3 aydır ödenmeyen ücretleri için firma sahibi Kiremitçiler'in ofisine başlattıkları yürüyüşe polis ve jandarma sert müdahale etti
https://t.co/bzwAPqI8S7
Ya devlet göz göre göre madencilere yalan söyledi ya da 3 tane bakanlığın tek bir holdinge gücü yetmedi!
Bizler haklarımızı almakla kalmayacağız Doruk Maden işçilerine bu oyunu oynamaya kalkan herkesle de hesaplaşacağız!
#MadencilerAyakta
Madencilerin alacaklarının yatırıldığına dair holdingler tarafından yapılan yalan haberlere karşı madencileri dinleyelim.
"7 maaş alacağı olan arkadaşımıza 1-2 maaş anca yatırdılar. Ödenen miktar toplam alacağımızın 50'de 1'i bile değil."
Sendikamız ve madenciler tarafından yapılan açıklamalar dışında hiç bir habere itibar etmeyiniz. Her bir madencinin son kuruşunu dahi alana kadar direneceğiz. #HakkımıVerDorukMadencilik
Ölmek var, dönmek yok! Çocuklarımıza verdiğimiz sözü tutacağız.
Dün kamuoyuna sunulan yatırılan para, alacaklarımızın yalnızca ellide biri. Bize “Paranızı aldınız, neden gitmiyorsunuz?” diyenlere cevabımız nettir. Bizim meselemiz sadece maaş değil. 10 yıldır gasp edilen özlük haklarımız, tazminatlarımız ve sendikal haklarımız var.
Çocuklarımız bize “Hakkınızı almadan eve gelmeyin” dedi. Biz, onurumuzu savunacağız.
Alacaklarımızın tamamı yatana kadar bu direnişi bitirmeyeceğiz.
#MadencininEliniTut #HakkımıVerDorukMadencilik
Direnişimizin 14. açlık grevimizin 6. gününden, Kurtuluş Parkı’ndan Türkiye’ye selam olsun.
Direnişimizin ilk gününden beri söylediğimiz gibi: Tüm haklarımızı alana kadar buradayız, gitmiyoruz.
#MadencininEliniTut#HakkımıVerDorukMadencilik
Kurtuluş Parkında abluka altındayız. Kimseyle konuşmuyor, kimseyle görüşmüyor, bedenimizi betona yatırıyoruz.
Tüm Türkiye’yi bulunduğu yerlerde ses çıkarmaya çağırıyoruz. Bizimle beraber ablukanın içerisine gelerek açlık grevine gireceğini beyan eden milletvekillerini madenciyle dayanışmaya çağırıyoruz.
#MadencininEliniTut #HakkımıVerDorukMadencilik
2025, küresel çapta zorluklarla dolu bir yıl olmaya aday.
Donald Trump’ın “Önce Amerika” politikası, korumacı ekonomi ve tek taraflı çıkar odaklı yaklaşımlarıyla dünya düzeninde ciddi değişimlere yol açabilir. Bu politika, ticaret savaşlarından diplomatik krizlere kadar birçok alanda etkisini gösterebilir.
Gördünüz mü yabancı sermaye denen olgunun anlamını?
Bu soruyu herkese sormuyorum elbette. Dün ABD’nin dayılanmasından başı dönen biri bölgedeki ülkelerin ABD eyaleti olmasının herkes için en uygunu olacağını ileri sürdü örneğin. Sonra sildi. Ancak böyle düşünen epey bir kişi var Türkiye’de. Kimileri bağımlılığın, hatta sömürgeleşmenin medeniyet ve demokrasi getireceğini inanmış, kimise ise bayağı bilinçli aparat durumunda. Bu tarafı bir kenara bırakalım.
Beri yanda çağımızda dünya ekonomisine entegre olmaksızın ve bu anlamda yabancı şirketleri ülkeye çekmeksizin kalkınma, sanayileşme ve refahın mümkün olmadığına iyi niyetle inanan ama yurtsever duygularla hareket eden çok sayıda kişi var. Planlı ve devletçi bir ekonominin dünyanın geri kalanından izole olmak anlamına gelmediğini, belli koşullarda önlem alınarak ve akılcı anlaşmalarla yabancı yatırımların elbette ülkeye çekilebileceğini, başka ülkelerle ticaret yapılacağını hatırlatmak gerekir. Bu akılcılık ve toplum ve ülke menfaatlerini gözetmek, ancak sosyalizmde mümkün.
Kapitalizm ise çokuluslu tekellere sınırsız özgürlük ve ayrıcalık sağlar. Kilit bütün sektörler onlara teslim edilir (bugün Türkiye’de olduğu gibi).
Peki sonra? Diyelim ki emekçi halk iktidara geldi ve ekonomi politikaları değişti, toplumun çıkarları doğrultusunda adımlar atıldı. Tazminatla ya da değil, devletleştirme uygulamalarına geçildi. İşte o zaman Trump gibileri çıkacak ve “hoooop bu işletmeler benim, dokunamazsın” diyecek. Venezuela’da diyor ahlaksızca. Derse desin elbette ama bütün bu işletmelerin teknolojik anahtarlarının, lojistiklerinin bu haydutlarda olduğunu unutmayalım.
Devam edelim. Bambaşka hesaplarla Türkiye’de bazı şirketlere TMSF el koyuyor. Bunu güçlü yabancı bir şirkette denesinler bakalım ne oluyor!
Dünyada geçmişte de benzer örnekler yaşanmıştı. Küba Fidel Castro önderliğinde başta United Fruit Company olmak üzere bir dizi şirketi millileştirdi, Küba’nın çıkarlarına uyacak şekilde tazminat da önerildi ama ABD “buraları bizim mülkümüz” diyerek teklifi reddetti. Fidel oralı bile olmadı, güzel yaptı. Trump’a şimdi şımarıkça ve ahlaksızca “bizimdir buraları” deme cesareti veren ABD emperyalizmine zamanında Küba’yı alçakça açan bir avuç zengin ve onların diktatörleridir. Venezuela’da ise petrol sektöründeki ana millileştirmeler Chavez ya da Maduro döneminde gerçekleştirilmedi, bu işin mazisi 1976’ya kadar gidiyor. Ama zamanında tamamen yabancı sermayeye terk edilmiş bu sektörün ABD tekellerine büyük kaynak aktarması devam etti. Chavez ile birlikte bu kaynak aktarımı kesintiye uğrayınca ABD ciyak diye bağırdı. Trump bizim diyor ama 1976’deki millileştirmelerde ABD’nin onayı vardı. Buna rağmen bir kez girdiği yerden çıkmıyor çokuluslu tekeller. Lenin’in dediği gibi yabancı sermaye girdiği yeri kendi mülkiyeti görüyor. Uzatmayayım. Yabancı şirketlere açtığınız her sektör, sattığınız toprak ve mülk vatan topraklarının elden çıkarılmasıdır ve halkımızın geleceğine ipotek koymaktır. Hoş, bir kez kalksın ayağa emekçi halk ve kendine ait olanı alsın, o zaman Trump gibiler desin bakalım “bunlar bizim” diye…
Chávez 17 yıl önce ne demişti?
ABD emperyalizminin Karakas’ı bombalayıp Maduro’yu kaçırdığı haydutça saldırı, akıllara Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chávez’in 2009 tarihli röportajını getirdi:
💬“Venezuela, gezegendeki en büyük petrol rezervlerine sahip. ABD’nin temel amacı, boyun eğen, petrolü emperyalizmin hizmetine sunacak bir kukla rejim kurmaktır.”
💬“Bu bir paranoya değil, Latin Amerika’nın kanlı gerçeğidir.”
https://t.co/3Hb199QgB7
IŞİD olunca hooop yayın yasağı!
Aman İslami terörizmin vahşetini kimse duymasın…
Aman bu canilere TC vatandaşlığını kim nasıl vermiş kimse sorgulamasın…
Aman hainler “Allahu Ekber” diyerek polislerimizi şehit ermiş kimse bizden hesap sormasın…
@siyahkartus1 300 metrelik yola 300 araba tamircilik olduktan sonra dökülen asfalta sevinen bir topluma dönüştürdüler Antakyalıları. Ağlasam mı gülsem mi, yazsam mı çizsem mi bilemedim…ama şunu iyi bilirim. Her toplum kendi kaderini kendi belirler, nasıl yaşamak istiyorsa öyle hareket eder.