asla böyle bir yerde bir şey yazabilirim gibi gelmiyor. böyle bir manzarada ancak resim çizilir. çünkü şiir haksız yere dayak yedikten sonra gelir. kalbin yalan yere kırıldıktan sonra. bir yerden uzun bir süre sonra ayrılırken gelir. şehre indiğinde seni alacak kimsen olmadığında
Akşam üzeri hoş rüzgarlar, serin günler, ser sabahlar. Sonra baharın ilk, kışın son demi. Kanımız kaynamaya meyilli. Demek belki yaz geldi. Yani. Dünya senin güzel yüzün hatrına dönüyor da olabilir tabii. @kitapseverist
O kadar bunalıyorum ki bazen canım çıkıyor. Kendimi sürekli telkin etmeye çalışmaktan fevkalade yoruldum. Hem memleket hali, hem geçim derdi, hem gönül. Hepsinden yorgunum. Kendimi koyacak bir yer bulamıyorum. Kendime bir yer.
çok ağrılı günlerden geçiyoruz, içimiz titriyor tren rayları gibi. ne maddenin ne mananın tadı var. inanamıyorum. tüm bunlardan kurtulamamaktan ve kurtulmaya çalıştıkça hırpalanmaktan fena halde yorgunum. hâl ehli bir sufi gibi dünyaya battım da diyemiyorum, dünyaya saplandım.
mevsim say, gün devir, geleceğe el ovuştur/ sistemle aylak savaş, büyülü seviş, sarmaş dolaş/ ümit et, kaç kurtul, şans çevir/ fikrine yol ekle, boşluk doldur, mâna bekle/ duvara asılı yalnız çivi, norveç’te herhangi bir metrekare, memleket, çapraz ateş.
-olmaz.
Hiç kıymeti keyfi kadri kalmamış anlar gibi. Değer verdiğin kadar değer göremediğin insanlar gibi. Emin olduğun her şeyden bir süre sonra kaçmak gibi. Hep öyle şeyler işte.