Kardeşim (20y) Güney İtalya’yı gezmeye tek başına ,çok cüzzi bi parayla gitti. Ucuz hostellerde kalacakmış, yerel gibi takılmak istiyormuş, Instagramını silmiş kitap almış yanına. Genç olmak bambaşka bi şey, o hevesi o yaşama merağı muazzam güzel.
Depresyonda insan dünyada dolaşır ama dünyaya temas etmez. Henüz fiziksel olarak ölmemiştir ama varoluşsal olarak hayatta da değildir. Arafta, iki hiçlik arasında sıkışıp kalmıştır.
Heidegger bu durum için “şiirselliğin kaybolması” der. Dünya, bizim dünyamız olmaktan çıkmıştır.
Erişkinlik kırgınlığınla kalabilmek demek, küsmeden beklemeden göstermeye çalışmadan. Herkesin dünyaya bi noktadan kırgınlığı vardır elbet, bunu görmek bilmek ve hala orda durabilmek büyük meziyet.
şule gürbüz’ün ‘ben her şeyi çok erken, hiç sırası değilken ve kimseden yardım almadan anladım. bu yüzden hep böyle tek başımayım.’ dediği yerde insan eksiliyor.
Yasını tutamadığımız şey, bizi sessizce yönetmeye devam eder; yasını tutabildiğimiz şey ise yavaşça bizim olur, bir parçamıza dönüşür. Hayal kırıklığını göğüsleyebilen insan, dünyayı er ya da geç olduğu gibi kabul eder.
AKP'lilerin "Artık dövebiliyoruz" dediği, bakanın "Giden gitsin" dediği bilim insanlarından birisi...
Bir kamu üniversitesinde cerrah. Öyle bir yorulmuş, enerji kaybetmiş ki, muhtemelen hemen yemekhaneye indirmişler.
Süslü bir basın toplantısı, yanında protokol filan yok. Yemeğini yerken aynı anda mutlulukla ameliyatların önemini anlatıyor.