BU DÜZENİN KÖPEK BALIKLARI KİM?
Yedi fon şirketinde vatandaşımızın kaybettiği paralara bakın.
Şimdi dönüp sadece zarar edenlere bakmayın.
Bu işin köpek balıklarını bulun!
Yüz binlerce insan para kazanma ümidiyle bu sazan sarmalının içine çekildi.
Peki bu insanları buraya çekenler kim?
Bire yüz, bire bin, bire iki bin, bire beş bin kazanıp, tam zamanında kârını realize ederek parasını alıp çıkanlar kim?
Kim hangi hisseye ne zaman girmiş?
Ne kadar kazanmış?
Ne zaman çıkmış?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Eğer ortada hukuka aykırı bir kazanç, manipülasyon, piyasa suçu varsa; bu köpek balıkları bulunmalı, kazançlarına el konulmalı, vatandaşın zararı sorumlularından tazmin edilmelidir.
Bu faturayı milletin sırtına yükleyemezsiniz!
Bir de işin denetim tarafı var.
İçine inek girmemiş, süt girmemiş, üretim girmemiş; içinde masadan başka bir şey olmayan bir şirket nasıl oluyor da milyarlarca liralık değere ulaşıyor?
Bir masa, bir kasayla milyarlarca liralık vurgun yapılırken bunu görmesi gerekenler neredeydi?
Kim denetleyecekti?
Kim müdahale edecekti?
Kim etmedi?
Bugün operasyon yapıyorsunuz. Yapın!
Ama 25 yıldır da siz iktidardasınız.
İktidara dün gelmiş gibi davranamazsınız.
Bugün hesaplaşmaya çalıştığınız bu düzen dün kurulmadı. Bu düzen sizin iktidarınız döneminde büyüdü.
O yüzden bu sazan sarmalında kaç kişinin mağdur olduğunu saymayın!
Bu denizin köpek balıklarını bulun.
Kim olduklarını, nasıl kazandıklarını, kimlerin göz yumduğunu da bu millete anlatın.
Fonlar vesilesiyle başlayan bu sarmala yaklaşık 500 bin insan çekildi.
Peki bu süreçten büyük kârlarla çıkan “köpek balıkları” kimler?
Bir masa, bir kasa ve milyarlarca dolarlık işlemler…
Kim ne kazandıysa ortaya çıkarılmalı, zarar millete ödetilmemeli!
Çocuğunu okutmak da zor, doyurmak da…
Yurt bulamayan kilometrelerce yol gidiyor.
Ev kiraları ailelerin belini büküyor.
Beslenemeyen çocuk eğitimde geri kalıyor.
Anahtar Parti olarak okullarda ücretsiz yemek desteği vereceğiz.
Bize bu Vatanı bırakan bu aziz iradeyi evlatlarımıza salimen teslim edebilme mesuliyetini haleldar edecek hiçbir münasebetsizliğin içinde bulunmadım otuz beş senedir!!
@yavuzagiraliog@anahtarparti#AnahtarParti
2019: “Bu sene enflasyonu tek haneye düşüreceğiz.”
2021… Aynı söz.
2022… Yine aynı söz.
Yıllar geçti, söz değişmedi.
Demek ki Allah izin veriyor, sizin adamlar vermiyor!
Bursa’da yaşlı bir teyzemiz, bir ihtiyacını karşılayabilmek için kuyumcuya gidiyor.
Ne satıyor biliyor musunuz?
Kulağındaki küpesini…
Oradaki bir vatandaşımız durumu fark ediyor. Kuyumcuya, “Teyzemizin küpesini alma, parasını ben vereyim.” diyor.
Allah razı olsun.
Milletimizin vicdanı hâlâ ayakta.
Ama benim canımı yakan başka bir şey var:
Bu memlekette bir insan, ömrünün sonunda neden kulağındaki küpeyi satmak zorunda kalıyor?
Bizim Anadolu’da büyüklerimiz bir kenarda üç kuruş para, bir küçük altın saklardı.
Adına da “kefen parası” derlerdi.
Kimseye yük olmayalım, son yolculuğumuzun masrafını da kendimiz karşılayalım diye…
Şimdi siz bu milletin yaşlısına kefen parasını yaşarken harcatıyorsunuz.
Yıllarca çalışmış.
Primini ödemiş.
Vergisini vermiş.
Evlat büyütmüş.
Bu memlekete ömrünü vermiş.
Sonra emekli olmuş.
Ve bugün pazara çıkarken hesabını, faturasını öderken hesabını, eczaneye giderken hesabını yapıyor.
Yetmiyor…
Kulağındaki küpenin hesabını yapıyor.
O vatandaşımızın yaptığı elbette çok kıymetlidir. Allah ondan razı olsun.
Ama bizim konuşmamız gereken, o vatandaşımızın iyiliğinden önce, o teyzemizin neden o kuyumcuya girmek zorunda kaldığıdır.
Bir insan ömrünün sonunda geçinebilmek için hatırasını, birikimini, kulağındaki küpesini satıyorsa; bunu yalnızca yoksulluk istatistikleriyle anlatamazsınız.
İnsan, yıllarca çalıştığı bir ülkede yaşlandığında hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğini bilmek ister.
Devletin yaşlısına vermesi gereken güven de budur.
Güzel insanların büyüyen umuduyuz!
Bolu Dağı’nın zirvelerini aşan yollar gibi milletimizin umut ufku da her gün biraz daha büyüyor…
Bolu’da esnafımızı dinledik, hemşehrilerimizle dertleştik, teşkilatımızla omuz omuza verdik. Her selamda, her sohbette Türkiye’nin yarınlarına dair büyüyen umudu hemşehrilerimizin gözlerinde de gördük…
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde meydana gelen silahlı saldırıyı üzüntüyle öğrendik.
Yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyor, milletimizin huzur ve güvenliğini tehdit eden şiddetin bir daha yaşanmamasını temenni ediyoruz.
#Manisa
Devlet okulları yeniden kaliteli olacak.
Eğitimde devlet kalite standardını belirleyecek.
Çocuklarımızı güvenlik kaygısıyla özel okula mecbur bırakmayacağız.
Okul da çevresi de güvenli olacak.
Bir okul önünde silah sesleri duyulması kabul edilemez!
Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki bir lisede gerçekleşen silahlı saldırıyı üzüntüyle öğrendim.
Yaralanan öğrencilerimize ve vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve acil şifalar diliyorum.
Çocuklarımızın okula korkmadan güvenle gidebildiği bir Türkiye için hepimiz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz.
Faize para buluyorsunuz. Kamu-özel iş birliklerine verilen garantilere para buluyorsunuz.
Ama emekliye, çalışana, vatandaşa gelince “kaynak nerede?” diyorsunuz.
Faize bulduğunuz kaynağı milletinize de bulacaksınız.
Okullar açıldı. Ama maalesef memleketin manzarası değişmedi.
Çocuklarımızın bir kısmı okula beslenme çantasıyla, bir kısmı boş çantayla gidiyor. Birinin önünde sütü, yumurtası, meyvesi var; ötekinin karnı aç.
Sonra bu iki çocuğa diyoruz ki: Aynı sınıfta okuyacaksınız, aynı sınava gireceksiniz, aynı hayata hazırlanacaksınız.
Olmaz!
Aç çocukla tok çocuğu aynı sıraya oturtup buna eğitimde fırsat eşitliği diyemezsiniz.
Çocuklarımız yeterince beslenemiyor, zihnen ve bedenen gelişemiyor. Akranlarıyla aralarında oluşan mesafeyi eğitim sistemiyle kapatmak imkansız hale geliyor.
Biz bu mesafeyi daha oluşmadan kapatacağız.
Anahtar Parti iktidarında okul öncesinden başlayarak çocuklarımıza her okul günü en az bir öğün sağlıklı yemek vereceğiz.
Protein olacak, sebze olacak, meyve olacak. Bu memleketin evladı okulda aç oturmayacak.
17 milyon evladımızı beslemek için yaklaşık 150 milyar liradan bahsediyoruz.
Büyük para mı?
Elbette büyük para.
Ama bu para, Türkiye’nin bir yıllık millî gelirinin yaklaşık binde ikisi. Merkezi yönetim bütçesinin ise yüzde birinden bile azı.
Şimdi soruyorum:
Bir devlet, bütçesinin yüzde birinden azını 17 milyon evladının sağlıklı beslenmesine ayıramıyorsa neye ayıracak?
Üstelik bunu yalnızca bir yemek programı olarak da kurmayacağız.
Anadolu’nun çiftçisi üretecek. Kooperatiflerimiz bu sisteme dahil olacak. Memleketimizin coğrafi işaretli ürünleri, yerel üretimi, sütü, yumurtası, meyvesi çocuklarımızın sofrasına gelecek.
Bir taraftan çiftçimizin ürettiğine pazar olacağız, bir taraftan kooperatiflerimizi güçlendireceğiz, bir taraftan çocuklarımızı sağlıklı gıdayla buluşturacağız.
Devlet dediğiniz budur.
Çiftçinin ürettiğini, milletin evladının sofrasıyla buluşturmaktır.
Bu toprakların her karışında gazilerimizin izi, fedakârlıklarının hatırası vardır…
Vatan uğruna canını ortaya koyan, istiklalimiz ve istikbalimiz için mücadele eden kahraman gazilerimiz; milletimizin başının tacı, devletimizin emanetidir.
Gazilik, ömür boyu taşınan şerefli bir nişandır. Gazilerimize sahip çıkmak, haklarını korumak ve hak ettikleri değeri vermek ise milletçe taşıdığımız büyük bir vefadır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu vatan uğruna mücadele etmiş bütün gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; hayatta olan kahraman gazilerimizin de Gaziler Günü’nü kutluyorum.
Bolu’dayız…
Köroğlu diyarı Bolu’da hemşehrilerimizle buluştuk.
Genel Başkan Yardımcılarımız, MYK üyelerimiz, Bolu İl Başkanımız Sayın Hasan Yücel ve teşkilat mensuplarımızla gerçekleştirdiğimiz halk buluşmasında, ülkemizin yarınları için hazırladığımız planlarımızı paylaştık.
Bolu’nun güzel insanlarının samimiyeti, ilgisi ve umudu; güçlü bir Türkiye kurma yolundaki inancımızı daha da kuvvetlendirdi.
Bolu’da esnafımızın kapısını çaldık, derdini dinledik…
İzzet Baysal Caddesi’nde esnafımızı ziyaret ettik. Kepenklerini açık tutabilmek, alın teriyle kazandığı ekmeğini büyütebilmek için verdikleri mücadeleyi dinledik.
Esnafımızın yaşadığı sıkıntıların, milletimizin karşı karşıya olduğu ekonomik tablonun ve geçim mücadelesinin temelinde yanlış yönetim tercihlerinin bulunduğunu tekrar gördük.
Bolu’da bir şeyi daha gördük; hemşehrilerimizin gözünde “daha iyisi mümkündür” diyen bir inanç ve değişime dair güçlü bir umut var.
Esnafımızın beklentilerini karşılayacak, üreteni ve alın terini koruyacak bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bir memlekette insanlar alın teriyle, çalışarak, üreterek zengin olabileceklerine inanmıyor da “bir koyup bin kazanmanın” peşine düşüyorsa, siyasetin önce bunu dert etmesi lazım.
Bu kolay para hevesini bu kadar büyüten iklimi kim oluşturdu? İnsanımızı emeğinden, üretimden, tasarruftan uzaklaştırıp bir gecede zengin olma hayalinin peşine düşüren şartları kim hazırladı?
Hayatında borsaya girmemiş, fon nedir bilmeyen, finans piyasalarının işleyişinden haberi olmayan insanları bu düzenin içine çekip sonra ortaya çıkan zararın faturasını yalnızca vatandaşa kesemezsiniz.
SPK’nın, BDDK’nın, Hazine ve Maliye Bakanlığının ve devletin bütün denetim kurumlarının vazifesi, hadise olup bittikten sonra oturup durum tespiti yapmak değildir.
Devletin mahareti, olacak olanı önceden görmek; vatandaşı uyarmak, denetlemek ve zararı ortaya çıkmadan engellemektir.
Bugün 18 milyar dolarlık bir maliyetten bahsediliyor. Uzmanlar yaşananları tarihin en büyük “sazan sarmallarından” biri olarak tarif ediyor.
O hâlde soruyoruz:
Bu tablo hangi ihmallerin sonucunda ortaya çıktı?
Kim görevini yapmadı?
Kim görmedi, kim görmezden geldi?
Hangi denetim mekanizması işlemedi?
Bunların tamamı milletimize açıklanmalıdır.
Kim denetim vazifesini ihmal etmişse bunun hesabını vermelidir. Kim şirketler üzerinden spekülasyon yapmış, piyasayı manipüle etmiş, vatandaşın parasına kastetmişse devlet de hukuk da gereğini yapmalıdır.
Adalet Bakanlığının bu yöndeki müdahalelerini kıymetli buluyorum. Fakat devletin adaleti yalnızca suç işlendikten sonra suçluyu yakalamak değildir; vatandaşın zarar görmesini engelleyecek sistemi de kurmaktır.
Zamanında müdahale edilmiş olsaydı bugün konuştuğumuz zararların büyüklüğü de bu seviyeye ulaşmayabilirdi.
Biz Anahtar Parti olarak, yangın çıktıktan sonra itfaiye arayan bir devlet değil; yangının çıkacağını gören, tedbirini alan ve vatandaşını koruyan bir devlet iddiası ortaya koyuyoruz.
Mağduriyet büyüdükten sonra tazmin etmeye çalışan değil, mağduriyet daha doğarken müdahale eden;
denetleyen, önleyen ve görevini ihmal edenden hesabını soran bir devlet…
Bizim milletimize vadettiğimiz yönetim anlayışı budur.
Devlet vatandaşına, “Ben seni uyarmıştım.” demez.
Devlet vatandaşına, “Ben buradayım, seni korumak benim vazifem.” der.
Hastaneler dolu, vatandaşın işi torpile kaldı.
Dayısı olmadan muayene olup işini görebilen kalmadı.
Bu düzen değişecek.
Devlet herkesin dayısı olacak..
Ev yapacaktınız.
Millete yuva vaat ettiniz.
Şimdi öcalan'ın yaşam şartlarını konuşuyorsunuz.
Bu milletin anneleri ise 40 yıldır mezar başlarında evlatlarını bekliyor.
Sizin villa dediğiniz yerde, bizim evlatlarımızın mezarları var.
Hiç utanmıyor musunuz?
Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığının 2026 Türkiye Uyuşturucu Raporu, artık görmezden gelinemeyecek bir tabloyu ortaya koyuyor.
2025 yılında uyuşturucu madde bağlantılı 557 kişi hayatını kaybetti.
Bir yılda ölümler yüzde 30,4 arttı.
Ölenlerin yaş ortalaması 35,9.
Ölümlerin;
Yüzde 30,5’i 30 yaş altında,
Yüzde 35,2’si 30-39 yaş arasında,
Yüzde 34,1’i 40 yaş üzerinde.
Ceza infaz kurumlarında uyuşturucu madde bağlantılı suçlardan bulunan hükümlü ve tutukluların oranı da 2024’te yüzde 38,92 iken 2025’te yüzde 44,7’ye yükseldi.
2025 itibarıyla bu suçlarla bağlantılı 179 bin 978 hükümlü ve tutuklu bulunuyor.
Bunlar yalnızca rakam değil.
Bunlar kaybettiğimiz insanlar, dağılan aileler ve geleceği kararan gençlerdir.
Uyuşturucuyla mücadele yalnızca operasyon ve yakalama rakamları üzerinden yürütülemez.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi uyuşturucudan koruyacak; arzı engelleyen, bağımlılığı önleyen, tedavi ve rehabilitasyonu güçlendiren bütüncül bir mücadeleye ihtiyacımız var.
Türkiye'nin geleceğini zehirleyen bu tehdide karşı daha erken, daha güçlü ve daha kararlı hareket etmek zorundayız.
24 yıldır iktidardasınız.
Yolsuzlukta, hukukun üstünlüğünde geriledik.
Zenginle fakir arasındaki makas her geçen gün daha da açıldı.
Fakirler kayboldu siz hâlâ zenginlerin üzerinden memleket konuşuyorsunuz.