6 Temmuz Pazartesi günü hem sözde casusluk hem de diploma davasında 2 ayrı mahkemede yargılamam var. İBB Davası’nın hakimi ise aynı gün benim İBB Davası’nda savunma yapmamı istiyor. Üstelik daha önce en son savunma yapmamı kabul ettiği halde.
Bir insan aynı gün 3 ayrı mahkemede savunmaya zorlanmasının insani bir yönü yok. 110 gündür süren dava sürecinin sonlarına gelmişken mahkeme başkanının 9 Temmuz’da duruşmayı sonlandırma ısrarı düşündürücüdür.
Neden 9 Temmuz ısrarı?
Bu ani kararın sebebi ne?
3 eylemi olan sanıklar 1 tam gün savunma yaparken, 142 eylemden suçladıkları Ekrem İmamoğlu’nun savunması neden kısıtlanıyor?
Bu soruların yanıtı yok. 9 Temmuz sonrası Türkiye’de ne olacak?
#TurkeyWatch🇹🇷: CHP leader Özel: "The EU's inflation is 3.3%. Turkey's is 33%. We rank 5th in the world for food inflation."
INFLATION = ERDOĞAN'S ACHILLES HEEL.
#TurkeyWatch🇹🇷: Turkey's poverty threshold — the minimum monthly cost for a family of four to cover basic needs — is more than 4x higher than the minimum monthly wage.
AFFORDABILITY = ERDOĞAN'S ACHILLES HEEL.
Özgür Özel:
“Özgür Özel, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ayrılamaz.
Bu üçlü Türkiye’nin kaderini değiştirecek. Ekrem İmamoğlu’nu bırakmam, Mansur Yavaş olmadan da yol yürümem.”
CANLI BLOG | Murat Ongun'un avukatı Rahşan Daniş savunmasına devam ederken, mahkeme başkanı "Bugün 3 saat savunma yaptınız, yarın öğlene kadar yaparsınız. Sonra Tuncay Yılmaz'a geçeceğim" dedi. Bunun üzerine Daniş, "Bu salonda hiçbir avukatın savunmasını kısıtlamadınız. Biz dinlenen ilk örgüt yöneticiliğiyle suçlanan kişiyiz. Kısıtlamayı kabul etmiyoruz. Ben savunmamı iddianameye göre hazırladım. Müvekkilime karşı sorumluluğumu yerine getirmek benim hakkım. Çünkü beraat edeceğine inanıyorum" dedi.
Fatih Altaylı, Kemal Kılıçdaroğlu'na 'Açıklamazsan şerefsizsin, haysiyetsizsin, onursuzsun' diye çağrı yaptı.
"Arınma diye işe başlayan Kayyum'un arınmadan neyi kastettiği hızlıca ortaya çıkıyor.
Arınma dediği, tüm şaibelileri etrafında toplayarak açıkta pislik bırakmamak galiba.
Sürekli olarak CHP yönetiminden nemalanan, para alan gazetecilerden söz ettin.
Artık suyun başındasın ve tüm hesaplar elinde.
CHP'den para aldığını iddia ettiğin gazetecileri açıklamazsan şerefsizsin, haysiyetsizsin, onursuzsun.
Bir damla haysiyetin, bir damla onurun varsa onurlu ve şerefli insanları töhmet altında, zan altında bırakmazsın.
Açıklayacaksın."
Murat Ongun, 2 gün süren savunmasını bu sözlerle tamamladı:
Değerli Başkanım, o meşhur söz var ya, “Berlin’de hâkimler var.” diye… 18. yüzyılda, yani 1700’lerin ortalarında, Prusya İmparatorluğu’nda bir değirmenci köylünün sözüdür o. Prusya Kralı Frederik, bundan 300 yıl önce köylü değirmencinin hakkını gasp etmeye çalıştığında, o Alman değirmenci, “Berlin’de hâkimler var.” diyor. Siz de lütfen bize, “İstanbul’da hâkimler var.” dedirtiniz. Her şeyi açık açık ortaya serdim. Doğru hükmü tesis etmeniz niyetiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kaynak: Leyla Kılıç
🔴Özgür Özel, Financial Times'a yazdı:
🔸️Erdoğan, kendi sadık muhalefetini yaratmaya çalışıyor
🔸️Mahkeme kararıyla görevden alındım
🔸️Erdoğan karşısında defalarca seçim kaybetmiş eski bir genel başkan yeniden göreve getirildi
🔸️Erdoğan, kendi sadık muhalefetini yaratmaya çalışıyor
Olay yerindeki kan ve fren izleri itfaiye araçları, konuyla ilgili haberler de internetten temizlendiği için; bilmeyen arkadaşlar için özetleyelim:
- Ses sanatçısı Sevim Tanürek, 1998 yılında dönemin İBB Başkanı Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın otomobiliyle kendisine çarpması sonucu hayatını kaybetti.
- Bilirkişi raporuna göre Burak Erdoğan kusursuzdu, tüm kusur (8/8 oranında) yaya geçidini kullanan Sevim Tanürek'teydi. Bu raporla Burak Erdoğan beraat etti.
- Peki bu bilirkişi raporunda imzası olan Eyüp Çakmak ne oldu? Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü yapıldı. Adli Tıp’tan sıcak denizlere açıldı.
Murat Ongun:
“Sayın Başkan, 51 yaşındayım ben. Biraz da kafam çalışır, kusura bakmayın da 17 Mart'ta gizli tanıkların 2. kez ifadesini almak, 18 Mart'ta diplomayı iptal etmek, 19 Mart'ta da operasyonu yapmak...
Güzel bir plan. Ve fakat bu plan öngörüsü boşa çıktı. Çünkü Atatürk'ün dediği gibi, milli egemenlik öyle bir nurdur ki, karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olurdu; öyle de oldu.”
CELAL ÇAKMAK VE GİZLİ TANIK KAYIN'IN İFADELERİ BİREBİR AYNI
Murat Ongun:
Celal Çakmak ifadesinden: "Buğra Gökce'nin yönlendirmesiyle otoparka inen ve danışmanı olarak kendisini tanıtan şahsa elden 10.000 dolar verdim." Gizli tanık "Kayın": "Buğra Gökce'nin yönlendirmesiyle otoparka inen ve danışmanı olarak kendisini tanıtan şahsa elden 10.000 dolar para vermiş. Bu görüşmeden 3 gün sonra 2.400.000 lirayı, bundan 1 gün sonra da 2.400.000 lirayı, toplamda 4.800.000 lirayı Şamil Yıldırım isimli şahsa Saraçhane'nin avlusunun hemen altındaki otoparkta teslim ettirdim" diyor Celal Çakmak. Aynı cümle, "etmiş" olarak gizli tanık "Kayın"a yazılıyor efendim. "Bu görüşmede Murat Ongun, 'O otoparkın sözleşmesini uzatmasını istiyorsanız eğer yapmanız gereken proje ve işlemleri Emrah Bağdatlı ile tarafınıza ileteceğim' diyerek bu ofisten ayrılmış" diyor gizli tanık "Kayın". Celal Çakmak da "Ayrıldım" diyor. Şimdi uzatmama gerek yok değerli Başkanım. Celal Çakmak, fezlekede gizli tanık "Kayın". Bakın, bu Celal Çakmak fezlekede müşteki ve sanık, ama aynı zamanda gizli tanık "Kayın". Bu endemik bir konu değil mi yani? Bir kişi müşteki, sanık, gizli tanık. Bu yapıldı bize ya, bize bunlar yapıldı. #İBBDavası
Gazeteci gözlem yapar, ayrıntıları biriktirir ve sonunda tabloyu okur.
Murat Ongun, Silivri’de aylardır süren duruşmaların özünü tek cümlede anlatmış bugün…
( mahkeme heyetine hitaben )
Sizin halis çabalarınız bu iddianamedeki sakatlıkları, zaman sıçramalarını, ikili hukukun nezih örneklerini, kayırmacılığı ve absürtlükleri gizlemeye yetmez yetmeyecek de. Bu metnin sahipleri sizden bize ceza yağmuru yağdırmanızı istiyor. Buna rağmen size tutunacak tek dal vermediklerinin de bence çok farkındasınız….
Murat Ongun:
“Bizi tutuklatan delili açıklıyorum. İddia makamının, şoför tutkusunun kaynağı: Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın'ın şoförü Orhan Cevahiroğlu'nun ifadesi. Daha polis sorgusunda, yalan olduğunu ispatladığımız bir beyan. Yalan ifşa olunca, ifademi alan polis de şaşırdı. Çıktı odadan telefon etti, birkaç dakika sonra döndü, 'Neyse, devam edelim' dedi. 'Beyanınızı yazdım' dedi. Ve daha o gün emniyette yalan olduğunu ispat ettiğimiz beyanla, iftiracı Orhan Cevahiroğlu'nun beyanıyla, Türkiye'nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle.
Yok, yani 40 itirafçı bir Orhan etmemiş. Bir Orhan, koca İstanbul'u tutuklatmış. Akıl tutulması. 4 bin değil, 40 bin sayfa yazsalar, bunlara kimse işte bu yüzden inanmıyor. Beni rüşvetle suçlayanı da, tutuklayan hâkime hanımı da Allah'a havale ediyorum. Şimdilik!”
(İrem Karataş)
1 MİLYON DOLAR VER
EŞİN SERBEST KALSIN!
Murat Ongun gözaltına alınan eşinin serbest kalması için kendisinden 1 milyon dolar istediğini açıkladı:
Sayın Başkan; mahkeme huzurunda bir bilgiyi de paylaşmak isterim. 26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2.Dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü yaşıyordum. Ertesi gün, yani 27 Nisan 2025 Pazar günü saat 14:15’te bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan’dı. 15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Avukatım iletir. Görüşme kabinine girer girmez bana “Beni hem sizin hem benim ortak şişman arkadaşımız gönderdi.’’ dedi. Cüneyt kiloludur biraz. Ben de kendisine şifreli konuşacak durum olmadığını, Cüneyt Yakut’u mu kastettiğini sordum, ‘’evet’’ dedi. Sonra, Cüneyt Yakut’un kendisine söylediklerini bana aktarmaya başladı. Şöyle dedi; “Biliyorsunuz, size anlatmış Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1.000.000,00 $ verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım.” Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: “Kendisi ben de 300.000,00-400.000,00 $ var, 600.000,00-700.000,00 $ dolar verse bile hallederiz.” dedi. Avukata “Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok.’’ diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum. #İBBDavası
Murat Ongun ‘’Açıkçası bize Real Madrid’i anlatıp sahaya Siirt Köy Hizmetleri Spor’u çıkarmışlar.
Daha geçmişi de var ama önce sadece 18 Mart – 23 Mart arasındaki 5 günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu 5 günde gizli.
-18 Mart 2025 saat 18:00 – İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06:00’da İmamoğlu Operasyonu yapıldı.
Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti? Evet 23 Mart’ta bir önseçim vardı ama bu CHP’nin iç konusuydu. YSK’nın değil.
Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay - 3 ay - 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada. Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı.
Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş,seçimlere müdahale edilmiş olacaktı.
Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi. Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanların şu olacaktı: ‘’Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu‘nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu.’’
Murat Ongun, İBB davasındaki savunmasında İlbak Ailesi'nin davadaki konumunu anlattı:
-En büyükleri Mustafa Bey yurt dışında olduğu için gözaltına alınamadı ama Murat-Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. Murat İlbak’la 23 Mart’ta aynı mahkemeye düştük. Bana bağlı örgüt üyesi olmak ve rüşvet vermekten tutuklandı.
-İyi tanışırız kendisiyle. Birlikte Silivri’ye gönderildik, aynı araçla. 3 hafta sonra aynı gün de ben Çorlu’ya, o Bandırma’ya sevk edildi Silivri’den. Diğer 2 kardeşi de Silivri’de tutukluydu.
-Yaklaşık 40-45 gün sonra Mayıs sonu gibi Murat İlbak’ın tahliye olduğu haberi geldi. "Bu da itirafçı olup bir şeyler uydurdu herhalde" diye düşündüm. Murat beyin tahliyesinden birkaç gün sonra Haziran ayı tutukluluk incelemem vardı. Çorlu’daki cezaevimden SEGBİS yöntemiyle duruşmaya katıldım.
-Duruşma bitti. Aralarında benim de olduğum 100’den fazla kişi için yapılan tutukluluk incelemesinin sadece 2 şanslısı vardı: İlbak kardeşler. Yusuf ve Ali İlbak tahliye oldu. 100’den fazla kişi tekrar tıpış tıpış hücre ve koğuşlarımıza döndük.
-Sadece, Murat İlbak’ı tanıdığım için merak ediyordum, itirafçı olup da mı çıktı diye. Yakıştıramıyordum ona. Düzgün, iyi eğitimli kaliteli bir iş insanıdır.
-Meraktaydım, çünkü itirafçı olan herkesin beyanı 1 gün sonra Sabah, daha ayrıntılı hali de 2 gün sonra Yeni Şafak gazetesinde yayınlanıyor, ben de soruşturmamı bu 2 gazeteden detaylarıyla izliyordum. Lakin Murat beyin ifadesi hiç yayınlanmadı. 2 hafta 3 hafta geçti, yine çıkmadı. İyice meraklandım, çünkü bu ilk kez oluyordu.
-Ticari hayatını merak ettim. Onun da malvarlığına el konmuş, şirketlerine kayyum atanmıştı. Acaba kayyum sürüyor muydu? Öğrendim ki kalkmış. Şirketleri geri almış. Çok sevindim.
-Bu kez başka bir şeyi merak ettim. Ev hapsiyle mi çıkmıştı, yoksa imza atma şartıyla mı? Öyle ya hem bunca suçlama, hem sürpriz, tahliye, bunların üzerine bir de yurt dışına çıkış serbestisi gelecek değil herhalde…
-Geçen yaz başı Avrupa Basketbol Şampiyonası var. Turnuvayı izliyorum, 12 dev adam tarih yazıyor ve Almanya ile son şampiyonluk maçına kaldılar. Maç inanılmaz çekişmeli ben de 10 metrekarelik hücremde 24 inçlik küçük televizyonumda heyecanla izliyorum. Maçın son 2 dakikası, az farkla öndeyiz. Almanya mola aldı ve TRT 1 reklama gitti. Hemen çayımı koydum. Reklam bitti TRT maça döndü ve koca tribünde sadece bir Türk taraftara zoom yaptı kameraman, Yakın plan göğüs çekim, bir Türk taraftar, TV’deydi. Hala gözümün önünde, bizim Türk telefonuna bakıyor. Çayımı püskürttüm, çünkü Murat İlbak’ın yurtdışı yasağının kalktığına, Litvanya’nın Riga kentindeki maçta olduğuna, bizzat TRT1 ekranlarında canlı yayında şahit oluyordum. İstemsiz bir "vay anasını yaa" dedim bağırarak.
-Adlarının 1087 kez zikredildiği bu iddianamede, sanık olmamaları sevincimi doruğa taşıdı. Öyle ya İstanbul’un en büyük reklamcısı artık sanık bile değil. Doğal olarak iddianamede Eylem 61 ile başlayıp Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oluyordu. Çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli, suçsuz bulunmuştu.
Murat Ongun:
İfademde savcı bey EYLEM 13’de göreceğimiz ses kaydını sordu bana. ‘Ses kaydını dinlemediğim için, kendi sesimi tespit edemem’ dedim.
Dur dinleteyim sosyal medyaya düştü diyerek, cep telefonundan sosyal medyaya girdi.
Bir hesaptan bana sesleri dinletti. Yalnız dikkat ettim, ses kaydını yayınlayan hesabı şak diye buldu.
Gizli soruşturmada yer alan bir ses kaydı, sanki doğa olayıymış gibi sosyal medyaya düşmez efendim.