Perşembe Yaylası. Ordu’nun 1600 rakımlı o eşsiz yeşil örtüsü, kıvrımlı menderesleri ve asırlardır yaşayan yayla kültürü sermayenin doymak bilmez iştahı ve sömürge madenciliği projeleriyle dönüştürülmez bir yıkımın eşiğine sürüklenmektedir. Perşembe Yaylası coğrafi bir yükselti ya da görsel bir peyzaj unsuru olmanın ötesinde Karadeniz insanının hafızası, merası, suyu ve canlı hayatın sığınağıdır.
4 lastik, biraz benzin bahane; siyaset şahane…
Didik didik ediliyoruz. Her hesaba cevap verildikçe yeni bir iddia, her iddia açıklığa kavuştukça yeni bir gerekçe karşımıza çıkarılıyor. Bu ülke böylesi bir adaletsizlik ve hukuksuzluk silsilesi görmedi.
Bugün tartışılan konu: 4 lastik ve benzin.
Kamu kaynaklarını korumak için kendi aracını hizmete sunan, makamı gösteriş değil, millete emanet sayan Ekrem İmamoğlu'nun yolunu asılsız davalarla kesemezsiniz.
Peki mesele gerçekten bunlar mı?
Hukukun herkes için eşit işlemesini, yargının adil ve şeffaf olmasını ve millet iradesine saygı gösterilmesini istemeye devam edeceğiz.
Gerisini milletimizin vicdanına bırakıyoruz.
#EkremİmamoğluSerbestBırakılsın
#EkremİmamoğluSiyasiTutsaktır
İstanbulluların ihtiyacı varsa, çözüm de var.
Karayolları’nın Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde yapacağı çalışmalar nedeniyle Çubuklu–İstinye Arabalı Vapur Hattımızı yeniden hizmete alıyoruz.
Ekim ayında seferlerimize yeniden başlıyoruz.
İstanbul’un ulaşımında da #İBBHepYanında
Değerli Dostlar, 63 gün hukuksuz tutukluluğumun ardından tekrar aranızda olmak çok güzel, hepinizi çok özlemişim.
Söylediğimi iddia ettikleri kelimeleri ve iddiaları söyleyenlerin tutuksuz yargılandığı hatta yargılanıp Yargıtay kararıyla da beraat ettiği kelimeleri ve iddiaları söylemediğim halde haksız ve hukuksuz, akıl almaz bir şekilde tutuklandım ve 63 gün hapiste yatırıldım.
Bu süreçte bana destek olan, durumumu gündemde tutan, kamuoyunu bilgilendiren, eşimi ve ailemi yalnız bırakmayan herkese çok ama çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.
Olan biteni daha iyi anlayabilmeniz için Sözcü'de çıkan röportajımın uzun halini buradan paylaşıyorum.
---------------------------------------------------------
Söylemediğim söz nedeniyle 63 gün hapis yattım
13 gün yerde yattım, 256 tahtakurusu ısırığı saydım.
AKUT’un kurucusu Nasuh Mahruki, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle 63 gün tutuklu kaldı. Tahliyesinin ardından SÖZCÜ’ye konuşan Mahruki, tutuklanmasına neden olan paylaşımını, cezaevinde geçirdiği 63 günü ve hakkında verilen 15 aylık cezayı anlattı. Mahruki’nin anlatımında, hukuk mücadelesi kadar Silivri Cezaevi’nde karşılaştığı ağır koşullar ve içeride tanık oldukları da öne çıktı.
Mahruki’ye göre sürecin en büyük çelişkisi, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin kendi paylaşımında hiç bulunmamasıydı. Üç satır, iki cümle ve 40 kelimeden oluşan paylaşımında “tiyatro” demediğini, buna rağmen önce bu ifadeyi kullandığı gerekçesiyle tutuklamaya sevk edildiğini, daha sonra hazırlanan iddianamede ise tiyatrodan vaz geçilip bu kez “oyun” ifadesinin kullanıldığını söyledi. Oysa “Tiyatro da geçmiyor, oyun da geçmiyor” diyen Mahruki, savcının kendisine ne anlatmak istediğini sormadan işlem yaptığını belirtti.
Daha önce de sosyal medya paylaşımı nedeniyle 16 gün tutuklu kaldığını anlatan Mahruki, bu kez TCK’nin 216 ve 218. maddelerinden yargılandığını söyledi. Söz konusu maddelerin de önceki gibi “niyet okuma”ya açık olduğunu savunan Mahruki, “İnsanların söylemediği şeyler söylenmiş, yüklemediği anlamlar yüklenmiş gibi yorumlanabiliyor. Ben bana çok büyük bir adaletsizlik ve hukuksuzluk yapıldığını düşünüyorum” dedi.
Tutuklanmanıza neden olan paylaşımda ne yazıyordu?
Üç satırdan, iki cümleden oluşan 40 kelimelik bir tweet attım. 15 Temmuz’un önceden gelen emareleri olduğunu, tutanaklara bile girdiğini, bunun bilerek engellenmediğini ve yaşananların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş için bir fırsat olarak görüldüğünü anlatmaya çalıştım. Satranç metaforunu kullandım.
Savcı benimle hiç görüşmedi. “Bunu neden yazdın, ne demek istedin?” diye sormadı. Ama benim yazdığım tweette 15 Temmuz’a “tiyatro” dediğimi iddia ederek tutuklamaya sevk etti. Tiyatro kelimesi tweetimde geçmiyor. Tweetin altında 10 yıl önce, 15 Temmuz’dan iki gün sonra yazdığım, Sözcü’deki köşemde yayınlanan yazıyı da paylaşmıştım O yazıda 15 Temmuz’u açıkça kanlı bir darbe girişimi olarak anlatmıştım ama savcı bu yazımı Sorgu Hakimliğiyle paylaşmadı, aslında davayla ilgili önemli bir delili dosyadan sakladı.
253 şehit vermişiz, sayısız gazi. Ben şehit torunuyum. Böyle acımasız ve kanlı bir olayı hiç oyunlaştırır mıyım, tiyatro gibi bir şey söyler miyim? Hâkim karşısına çıktığımda da bunu şiddetle reddettim. “Ne tiyatrosu, ben böyle bir şey söylemedim, bunu hakaret olarak kabul ediyorum ve kendisine iade ediyorum” dedim. Ama hakkımda tutuklama kararı verildi.
Sonrasında hukuki süreç nasıl ilerledi?
Sorgu zaptını haftalar sonra elime aldığımda hâkimin sorgu zaptında “tevil yoluyla ikrar” yazdığını gördüm. Avukatım Şehmus Tekik’e “Bu ne demek?” diye sordum. Benim konuşurken başka bir şeyi söylerken onu kabul ettiğim anlamına geldiğini söyledi. Ama hâkim beni sadece dinledi ve böyle bir şey söylemedi, hiç soru sormadı. Haftalar sonra o ifadeyi görünce neden tutuklandığımı anlamış oldum.
Önce “tiyatro” diye yollandım, iddianamede bu kez “oyun” dediğim yazıldı. Oysa “oyun” kelimesi de tweetimde geçmiyor. Yani 40 kelimelik bir paylaşımda önce “tiyatro”, sonra “oyun” denildi. İkisi de yok.
İçerdeyken emsal kararı olan olan bir dosya hakkında bilgi sahibi oldum. 15 Temmuz’dan dört gün sonra bir vatandaş çıkıp açıkça “tiyatrodur, senaryodur, oyundur” gibi ifadeler kullanmış. Yargılanmış ve beraat etmiş. Yargıtay da bunu ağır eleştiri kapsamında değerlendirmiş. Bu yıl 12 Temmuz’da da iki kişi “15 Temmuz tiyatrodur” dediği gerekçesiyle gözaltına alınmış ama tutuksuz yargılanmışlar. Tiyatro diyeni, oyun diyeni tutuklamıyorlar. Biri beraat ediyor, diğerleri tutuksuz yargılanıyor. Ben tiyatro ve oyun demediğim halde 63 gün hapis yattım. Bu akılalmaz bir durum. Duruşmada ben bunu anlatınca savcı “Tiyatro ve oyunu çıkartıyorum” dedi. Yani 63 gün tutuklu kalmama gerekçe yapılan ifadelerden vazgeçti. Ama “hâlâ suç unsuru görüyorum” diyerek cezalandırılmamı istedi. Sonuçta 15 ay ceza verildi ve hükmün açıklanması geri bırakıldı. Gerekçeli kararı gerçekten merak ediyorum. Şimdi hukukçulara soruyorum: 63 gün tutuklu kalmama neden olan “tiyatro” ve “oyun” iddiasından vazgeçildiyse bu yaşadıklarım nasıl açıklanacak?
63 gün boyunca Silivri’de neler yaşadınız?
Aslında koğuşlar uluslararası standartlara göre yedi kişilik. Her odayı 6 kişilik yapmışlar. Biz 59 kişiye kadar çıktık. İçeride 48 yatak vardı, her gün yaklaşık 10 kişi yerde yatıyordu. Ben de 13 gün yerde yattım. İlk üç gün ise geçici koğuşta kaldım. Orası çok kötüydü. Üç kişilik olarak tasarlanmış yerde 25 kişi kalıyordu. İlk üç günde vücudumda 256 tane tahtakurusu ısırığı saydım. Gece kimse uyuyamıyordu. Duvarlar kan lekeleriyle doluydu. Tahtakurularını gördüğünüz yerde eziyorsunuz, kan emdikleri için kırmızı iz bırakıyorlar. Bacakları ve ayakları şişen insanlar gördüm.
Cezaevinde sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
Cezaevinde beni en çok sarsan olaylardan biri de şeker hastası, 50’li yaşlarında bir vatandaşın yaşadıklarıydı. İlk günlerde sorun yaşamış, durumu hızla kötüleşmiş. Gözleriyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşamış. Ayağındaki yara ilerlemiş, hastaneye sevk edildiğinde bacağını kesmek zorunda kalmışlar. Bir süre sonra bu adamı tekrar 60 kişilik koğuşa getirdiler, çok şaşırdık tabi, Öz bakımını yapamıyordu. Koğuştaki başkan dahil diğer bazı tutuklular gönüllü olarak onu yıkadı, temizliğiyle, kan şekeri ölçümüyle, ilaçlarıyla ilgilendiler. Revire gidip geliyordu pansuman vs için ama koğuştakiler ilgilenmese yaşayamazdı. Bir süre sonra tekrar hastaneye gitti ve bu kez kolunun da kesildiği haberini aldık. Sonra tahliye olmuş. Böyle ağır durumu olan bir hasta tutkulunun bakımından diğer tutukluların vicdanen ve haliyle bilfiil sorumlu olmak zorunda kalması bana çok garip geldi.
Bunca ağır koşula rağmen cezaevindeki hayat nasıldı?
45 yaş üstündekiler temizlik işlerinden muaf. Meydancının gençlerden oluşan bir ekibi var. Her sabah koğuş ve tuvaletler temizleniyor, çöpler atılıyor, haftada bir koğuş komple yıkanıyor. İnsanların birbirine anlayış ve saygıyla yaklaşması o zor süreci daha katlanılabilir hale getiriyor. Herkes haftalık alışveriş parasından meydancıların ihtiyaçları için pay ayırıyor. Semaverde kaynatılan suda torba içinde yemekler ısıtılıyor ama onu tencere gibi kullanıp yemek de yapıyorlar. Hatta semaverde çıtır çıtır tost yapmanın yöntemini bulmuşlar. En önemli imkân görüntülü telefondu. Haftada toplam 60 dakika konuşabiliyorduk. Çocuklarımı görebiliyordum. Eşimle, çocuklarımla her gün 10 dakika bile konuşmak çok rahatlatıcıydı. Çocuklarım 13 ve 11 yaşında. Babalarının bir anda tutuklanıp cezaevine girmesi onlar için de maalesef travma oldu.
Tahliye olduktan sonra ne hissettiniz?
Tahliye olduğuma elbette sevindim ama içim buruk sevindim, kendi adıma da, hukuk adına da. En başta zaten tutuklanmamam gerekiyordu. 63 günüm çalındı benim hayatımdan, ailemle, çocuklarımla geçireceğim zamanımızdan, toplumdan tecrit edildim. Böyle bir travma yaşamayı asla hak etmedik.
Bana yapılan suçlama da öte yandan çok yaralayıcı. Benim gibi 30 yıldan fazladır ülkeye sayısız gönüllü ve karşılıksız hizmeti olmuş, uluslararası arenada çeşitli alanlarda pek çok kez gururla ve başarıyla temsil etmiş, 1995’te Everest’e çıkan ilk Türk dağcı olarak ve 1999’da da öncü deprem kurtarma çalışmalarıyla koca toplumda 2 kere paradigma değişimi, zihinsel devrim yaratmış, ufuk açmış, Türk bayrağını her yerde yüceltmiş, Türk milletine sadece gurur vermiş birine halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek suçlaması gerçek olamayacak kadar aşırı zorlama kalıyor.
Hukukun üstünlüğü sıralamalarında uluslararası değerlendirmelerde ekonomik büyüklüğümüzle doğru orantılı olmayan çok gerilerdeyiz. Atatürk’ün Türkiyesi bunu hak etmiyor oysa devletin dini adalettir. Hukukun üstünlüğünü, hukuk önünde eşitliği, adil ve tarafsız mahkemeleri yeniden hâkim kılmalıyız. Aksi sürdürülebilir bir düzen olamaz.
Bu babanın feryadı iki senedir yeri göğü inletiyor Kızımızın adaleti için Sonuna kadar mücadele edeceğiz hangi kurumda hangi siyasi gürüşte hangi şahsiyete zerre kadar umut varsa oraya başvuracağız #RojinKabaişİçinAdalet
YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik:
"Ekrem İmamoğlu, Türkiye'nin 15,5 milyon oyla belirlenmiş, 25 milyon imzayla desteklenmiş cumhurbaşkanı adayı. İstanbul'da seçim olsa 2 milyonun üzerinde farkla kazanır. 26 belediye sayısını 35'e çıkartırız."
Gökhan Kayış (@gkayis) ile #HaftaSonuSabah @ozgurcelik1919
Bu İnternet geçmişini sildirme işini ilk olarak yaklaşık on yıl önce şimdilerde çok önemli bir isim hakkında işitmiştim.. Kim olduğunu söylemeyeyim. Çok ciddi bir iş kanımca.