Eski Twitter timeline'ını özlemek... Algoritmanın seni manipüle etmediği, herkesin kronolojik sırayla saçmaladığı, Mavi Tik'in para ile satılmadığı ve ana sayfanın nefret söylemiyle değil mizahla aktığı o altın çağ. Sosyal medyanın son gerçek mahalle ortamıydı.
Ya Xizir, kendi sesine aşık olup sözü bilmez hale gelenlerden, kendi yüzüne aşık olup cemali bilmez hale gelenlerden, kendi izine aşık olup yolu bilmez hale gelenlerden uzak kıl bizi.
Hacıbektaş Anma etkinliklerinde sahne saatimi kendim belirledim. Normalde sahne alacağım saatten daha erken bir saate “malum nedenden” dolayı değişiklik yaptırdım. Benim deyişlerim herkese nasip olmaz….
*“ŞİDDETİN GÖLGESİNİ, MEMLEKETİN ve KÜRT YURTTAŞLARIMIZIN DEMOKRATİK TALEPLERİ ÜZERİNDEN KALDIRMAK” İÇİN HATIRLATMA ve TAVRIMDIR!*
Şubat 2025’te “silahların bırakılması” çağrısından hemen sonra *ülkemizde; Anayasanın, yasaların, başta TBMM olmak üzere kurumların, kuralların askıda olduğunu dikkat merkezimizden kaçırmadan* ama *Kürt Sorunu’nda “silahlara veda çağrısı”nın başlatacağı yeni bir siyaset ortamını heba etmeden sürecin ülkemiz ve bölgemiz için önemli* sonuçları olacağını açıkladım.
Bugün de ülkemizde demokratik siyaset ortamının bir yıl öncesine göre daha olumsuz olduğunun altını çizerek *“şiddetsiz siyaset”* adımları önemlidir.
4 Mart 2025 tarihli açıklamamı tekrar paylaşıyorum.
“Şiddetsiz bir siyaset ortamı oluşturmak için” her yurttaşın, her kurumun önemsemesi gereken çok güçlü bir çağrı yapıldı.
Bir an için Anayasa’nın askıda olduğunu unutalım.
Bir an için hukukun en dipte, keyfiliğin dorukta olduğunu unutalım.
Bir an için her türlü demokratik talep gibi Kürt yurttaşlarımızın demokratik taleplerinin demokratik bir ortam olmadan serpilip gelişemeyeceğini, atılan adımların güvenceye kavuşamayacağını, kalıcı olamayacağını da unutalım.
Şimdi, Kürt Sorununun silahların gölgesi olmadan, şiddetsiz bir ortamda konuşulabilmesi için, “önce barış” diyen, “şiddetsiz bir siyaset ortamı” için yapılan çağrıya dikkat kesilelim. Yakılmaya çalışılan barış ateşinin, her yönden esen sert siyaset fırtınalarıyla sönmemesi için çevresini kuşatalım. Toplumsallaşması için sahip çıkalım.
Kürt Sorunu üzerinden şiddetin gölgesinin kaldırılması çabaları yeni toplumsal ve siyasal mutabakatlar için bir fırsat olabilir. Bu çabanın karşılığı verilmelidir. Barışçı bir ortamda bütün görüşlerin özgürce kendini ifade edebilmesi, derinlemesine konuşulup tartışılması “fiili durumlar”a, siyasetin hoşgörüsüne bırakılamaz. Önceki yılların “fiili durumlar”ının sonuçlarını yaşamaktayız. Şiddetin siyasetten dışlanması adımları siyasetten gelen demokratik adımlarla karşılık bulmalıdır.
Sorunun çözümü geniş bir toplumsal mutabakat gerektiriyor. Toplumsal ve siyasal desteği genişletmenin ilk adımı Meclis’i çözüm odağı olarak işlevli kılıp süreci şeffaflaştırmaktır. Acilen, önceki yıllarda yasal güvencelere bağlanmadan atılmış adımların ceremesini yaşayanları özgürleştirmek, Kürt yurttaşlarımızın seçme iradesini yok eden kayyumluk vesayetine son vermektir.
Her ileri adım önemlidir. Dikkate alınmayı hak eder.
Ve şimdi başta “unutalım” dediklerimizin hepsini yeniden hatırlayalım.
Cumhuriyetimizi demokratikleştirmek için; hukukun, yasaların, kurallı, kurumlu bir işleyişin kazanılması için, Kürt yurttaşlarımızın demokratik talepleri için, eşit ve özgür bir Türkiye için yürüyüşümüze devam edelim.
Ş. Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47
Türk gazeteci ve aydınlarından bazıları Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını hiç bir zaman önemsemediler. O nedenle de şu an yaşananları kendi dar bakış açılarıyla değerlendirip farkında olarak ya da olmayarak egemen ulus zihniyetinin tuzağına düşüyorlar.
Süreç, yasa, yürütülen müzakereler son birkaç gündür anlamlı gelmeye başladı! Bu kadar zırtapoz kabul etmiyor, saldırıyorsa doğru giden bir şeyler var demektir
O-bu-çözüm-şu-bu derken olan Selahattin Demirtaş'a oldu.
Niye hapiste olduğunu bilemeden 10 yıl geçti. Bunca yıl eğilip bükülmeden yatıyor adam.
Ne diyeyim!
@hdpdemirtas
Aysel’in ileri atılması da susması da sarsıcıydı. İnsanın özgürlüğünü geliştirecek koşul üzerine düşünmek ve eylemekle başladı onun yürüyüşü; bugün haysiyetli bir suskunlukla direnişe bambaşka bir nitelik kazandırarak sürüyor o yürüyüş.
Aşılmaz denilen duvarları delerek bilince tüm olanakları sunmasıydı onun gibilerin geçişi… Sevgili Sırrı’yı sarsan asıl olgu, bu yürüyüşün bir varlık olarak insanın katlanamayacağı kadar bir zorluğa dönüşmesine rağmen hiç bir taviz vermeden onu sürdürmenin zorunluluğuyla yüzleşmiş olmasıydı.
Roboski katliamının sabahında Aysel’in öfkesi ile aklının arasındaki gerilime tanıklık etmiştim. Aklı ve öfkesini dengeleyen nadir arkadaşlardandı o. O yüzden bu dengeyi hedef aldılar.
Hiç bir şeyi unutmadık. Hafızamız dipdiri, yumruklarımız sıkılı ve boğazımızda kalan kılçıkla yaşamaya devam edeceğiz.
Evet doğru diyorsun ama bir defa da Demirtaş çıksın, Kürdler çıksın sonra yine mücadele edelim… kayyumlar ilk atıldığında, Demirtaş içeri alındığında da demokrasi yoktu kimse dert etmiyordu. Birde böyle deneyelim
“Demirtaş haftaya çıkacak” denmesinin üzerinden 1 yıldan fazla geçti.
Demirtaş çıksa da bu ülkeye “demokrasi” gelmiş olmayacak. Aksine ülke her geçen gün daha da kötüleşiyor.
Zwölf Jahre nach dem Genozid gilt: Unsere Solidarität mit den Ezidinnen und Eziden ist ungebrochen. Ihr Schutz vor ihren islamistischen Peinigern bleibt unerlässlich.
Dem Parti’ye 10 yıl boyunca olağanüstü baskı yapıldı. Belediyelerine kayyum atandı. Binlerce üyesi, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklandı ve hala tutsaklar. Buna rağmen neredeyse kimse “korkup” AKP’ye geçmedi.
CHP siyaseti en başta kendini sorgulamalı.