Güzel kardeşim...
Aklın yorulup çaresiz kaldığı yerde, göklerin ve yerin sahibinin o sonsuz merhameti başlar.
Rabbim; kalplerin yegâne sahibi olan El-Vedûd ismi hürmetine, yuvanıza o ilk günkü muhabbeti ve sînenize İnşirah ferahlığını indirsin.
Çıkmaza girmiş, düğümlenmiş ne kadar sorununuz varsa El-Fettâh isminin nûruyla ardına kadar açılsın.
Şu an bu satırları okuyup da içinden senin için sessizce 'Âmin' diyen nice tanımadığın gönlün hûlisane duası; senin yuvana şifa, aklına kalkan, ocağına sükûnet olsun.
Daralan ruhun tez vakitte selâmete çıksın inşallah...
ALLAH’IN RAHMETİNE KÂHYA KESİLENLERE…
İslâm’ın özü merhamet, gayesi ise gönülleri kazanmaktır. Ancak ne yazık ki bugün
öyle bir zihniyet türedi ki; dini zorlaştırmayı, insanları kınamayı ve Allah’ın
rahmet kapılarına kilit vurmayı "dindarlık" sanıyor.
Şunu çok iyi anlamamız gerekiyor: Allah’ın, bizim kıldığımız namaza veya
tuttuğumuz oruca ihtiyacı yoktur. Nitekim İmam-ı Rabbani Hazretleri bu sırrı
şöyle açıklar: "Peygamberlerin gönderilmesinden ve şeriatın emirlerinden gaye,
nefsi aciz bırakıp onun kibrini tahrip etmektir. İbadetlerin hepsi insanlara
faydalı olduğu için emredilmiştir; yoksa hiçbir ibadetin Allah’a faydası
yoktur."
İbadet; kulun kendi acziyetini anlaması, kibrini ve gururunu o secde toprağında
ezip yok etmesi içindir. Eğer bir insan yaptığı ibadetten edep ve tevazu
çıkaramıyor da, dönüp başkalarına tepeden bakarak "Ben kılıyorum, ben kurtuldum,
sen mahvoldun" kibrine düşüyorsa; o ibadet onun ruhunu aydınlatmamış, sadece
egosunu şişirmiştir.
Tarih, ibadetiyle gururlananların hüsranıyla doludur. Veheb b. Münebbih’in
anlattığına göre; eski kavimlerden biri 70 yıl boyunca aralıksız ibadet eder ama
dileği kabul olmaz. Ne zaman ki dönüp "Eğer sende hayır olsaydı dileğin kabul
olunurdu" diyerek nefsini kınar, o an gökten şu ses gelir: "Ey insanoğlu! İşte
nefsini küçülttüğün şu an, senin için o 70 senelik ibadetten daha hayırlıdır!"
Şeyh Sadi-i Şirazî’nin dediği gibi: "Allah’ın eşiğinde acizlik ve miskinlik,
ibadetine güvenerek gururlanmaktan hayırlıdır! Benlikli itaat işe yaramaz."
Kâinatın Efendisi (s.a.v.), en sevdiği amcasını şehit eden Vahşî’ye bile rahmet
kapısını kapatmamış, onun umutsuzluğa düştüğü anlarda bizzat Allah’ın "Ey haddi
aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin" (Zümer, 53) ayetini
müjdelemişken; bugün kendi ameline güvenip başkasının imanını ve günahını
yargılayanlar, bu hadsizliği nereden almaktadır?
Rabbimiz; kullarını cezalandırmak için fırsat kollayan değil, affetmek
için kulunda ufacık bir boyun büküş, bir damla gözyaşı ve bir "bahane" arayan
sonsuz merhamet sahibidir. Allah'ın dergâhı, kusursuzluk iddiasındaki
kibirlilerin değil; hatasından utanan, boynu bükük tövbekârların sığınağıdır.
Günahının mahcubiyetiyle yanan bir kalp, "Ben günahsızım" diyen gururlu bir
abidden Hakk’a çok daha yakındır.
Bu yüzden, birileri size dini nefret diliyle anlatıp rahmet kapılarını yüzünüze
kapatmaya kalkarsa onlara aldırış etmeyin. Bir defasında Efendimiz'in (s.a.v.)
huzurunda "Allah bütün günahları bağışlar" ayeti okununca, Allah Resûlü üç defa
üst üste şöyle buyurmuştur: "Allah soğutanları lânetlesin! Yani halkı Allah'ın
rahmetinden umutsuzluğa düşürenleri..."
Dini, başkalarını ezmek için bir "kibir tahtı" hâline getirenlere inat, o ezelî
çağrıya sığının: "Gel, ne olursan ol yine gel! Çünkü bizim dergâhımız ümitsizlik
dergâhı değildir."
#AllahınRahmeti #İslamiyetMerhamettir #KibirVeİbadet #TövbeKapısı #İrfanMeclisi #GerçekDindarlık #RahmetDeryası #TevazuVeEdep #ÜmitsizlikYok #İslamAhlakı
Güzel kardeşim; 'zekâya sahibiz' diyorsunuz lakin atladığınız ince bir sır var: Eğer kurtuluş salt zekâ, çok bilgi ve kuru ibadetle olsaydı, meleklerin hocası olan İblis, şeytan olmazdı.
İblis’i huzurdan kovan şey bilgisizliği değil; ibadetine güvenip kibre düşmesi, 'Ben ondan hayırlıyım' diyen o zehirli benlik tuzağıydı.
Siz bugün kendi amelinize güvenip başkasının (cumadan cumaya gidenin) imanını yargılarken; kulunu affetmek için bahane arayan Allah'ın rahmetine kâhya kesilme cüretini nereden buluyorsunuz?
Kalbi yarıp baktınız mı? Zekâ aklın, edep ise ruhun süsüdür. Zekânıza bereket, kalbinize edep ve selâmet dilerim.
Edeb yâ Hû
Ameli dağ yapıp kibre düşenden, Secdede nefsini sultan görenden,
"Ben kıldım" diyerek göğsün gerenden; Boyun büken günah, yeğdir bilesin.,
Yarıp da baktın mı kulun kalbine?Taş mı atıyorsun Hakk'ın mülküne?
Edep yetemezken kendi nefsine; Kalplerin Sırdaşı, Hak'tır bilesin.
Halkın kusurunda meşgul olanlar, Kendi ayıbından gâfil kalanlar,
Ameline bakıp cennet bulanlar; Ene'nin tuzağı, kördür bilesin.
Eşiğe yüz süren bir toz oluruz, Biz ancak aczimiz ile doluruz.
Hakk'ın dergâhında sükût buluruz; En büyük ibadet, haddir bilesin...
Allah rahmetiyle dostluk etsin. Zira yalan dünyanın dostu iyi gündedir, hakiki Dost (c.c) kara günde yetişendir.
Salât ve selâm, Senin en kıymetlin Hz. Muhammed (s.a.v) üzerine olsun...
Biliriz ki Sen, en sevdiğini, o güzel Muhammed'ini (s.a.v) asla üzmezsin. Sırf O'nun hatırı kırılmasın, ümmeti için dilediği rahmet kapısı kapanmasın diye; bu göçüp giden kuluna affınla, rahmetinle dostluk et Yâ Rab... 🌿
#araf #serhatkilic #dost
https://t.co/5TjrADxm6o
~ Sırr-ı Küll ~
Toprak denen beden mülkü,Artık bitti o son firâr.
Altı menzil feyzi akıp,Kalıbında buldu karâr.
Her bir zerre oldu zâkir,Uğuldasın Şâh-ı Ezkâr.
Ateş, hava, su ve toprak,Râm olarak secdeye var.
Yedi nûrda renkler söner,Şeffaf oldu gizli diyâr.
Kalp terbiye eder teni,Anâsırda sızlar esrâr.
Hâtif der ki bu Araf'a;Zâkir olsun her zerre, yâr!
#Araf #SırrıKüll #Letaif #AnasırıErbaa #ŞahıEzkar
https://t.co/0z3XQEZvKh
~ Sırr-ı Nefs ~
İki kaşın ortasında,
Uyanır o gizli düşman.
Nefes hapsi kılıcıyla,
Kopmaktadır sînde tûfan.
Firavun’un kibri gibi,
Nefste gizli binbir yalan.
Deve kuşu misalidir;
Yükten kaçıp arar ferman.
Sütten kes o çocuk nefsi,
Yoksa emer seni her an.
Nûh’un kutlu kademinde,
Cûdî olsun ona mekân.
Hâtif der ki bu Araf'a;"Lâ" kılıcı nefse kurban!
#Araf #SırrıNefs #Cûdî #LâKılıcı #TezkiyeyiNefs
https://t.co/kx7CFX7x7v
~ Sırr-ı Ahfâ ~
Sadrının tam ortasında,En gizliden gizli mekân.
Yeşil bir nûr parladıkça,Cennet yurdu sanır bakan.
Muhammed'in kademinde,Mi'rac açar sana her an.
Kavseyn sırrı tecellîde,İkilikten kalmaz nişan.
İki yayın ortasında,Hak nûruyla yıkanır can.
Ölmeden bir kez ölenler,Yokluk içre olur umman.
Hâtif der ki bu Araf'a; Fena bulup Bekâ'ya kan!
#Araf #Tasavvuf #SırrıAhfa #Miraç #FenaBekâ
https://t.co/2DgVaFofK0
~ Sırr-ı Hafî ~
Sağ sadrının üst burcunda,Gözden uzak, gayet hafî.
Siyah nûrun vuruşuyla,Söner burda aklın evi.
Nefsin ölü, kalbin taşsa,Can bağışlar bir İsevî.
Gönül sînen Meryem olsun,Rûh doğursun, gayet sâfî.
Dünya kopsa duymaz kulak,Seni çeker o tecellî.
Hâtif der ki bu Araf'a;Sırrın olsun tâ ezelî.
#Araf #Tasavvuf #SırrıHafî #Tecelli #SiyahNur
https://t.co/n7IxmMWKjd
~ Sırr-ı Sır ~
Sol sadrının üst yanına,İner bembeyaz bir hitap.
Musa gibi düş Tur'una,"Sa'ak" olup erisin kalp.
"Göster cemâlin" dedin de,"Sen sen iken, görünmez Rab!"
Benlik dağı toz olunca,Zât'tan iner kalkar nikap.
Vahdet asân yutsun vehmi,Koynunda "Yed-i Beyzâ" yap.
Kopar at düğmeni sırda,Melek dahi yazmaz kitap.
Hâtif der ki bu Araf'a;Dilsizce gir, yırtılsın hicap!
#Araf #Tasavvuf #SırrıSır #Vahdet #Musa
https://t.co/9oZxUJ9ZeS
~ Sırr-ı Rûh ~
Sağ sadrının burcuna var,
Beden gurbet, ezel diyâr.
Sarı bir nûr sarsın seni,
Recâ ile ümit doğar.
İbrahim'in kademinde,
Nemrut nârı olur gülzâr.
Rûh bir camdı, ten bir çamur,
Sırlandıkça göründü yâr.
Ten sırrına kandı rûhun,
Ezel yurdu dilde kanar.
Hâtif der ki bu Araf'a;
Halîl gibi ateşi sar!
#Araf #Tasavvuf #SırrıRûh #Halîl #İlahiAşk
https://t.co/E6qSdj78x4
~ Sırr-ı Kalb ~
Bu ten dar bir kafes sana,
Ey can kuşu, artık uyan!
Sol sadrının menzilinde,
Kırmızı bir nûra boyan.
Sanma yürek et parçası,
Sır içinde nûrdur yanan.
Gönül aynan pas tutmuşsa,
Sil o pası, olsun ayan.
Âdem gibi dök gözyaşı,
Tövbesinin nârında yan.
Tüm esmâyı cem ederek,
"Yâ Allah" de, sırla donan.
Hâtif der ki bu Araf'a;
Gaflet bitsin, vuslata kan!
#Araf #Tasavvuf #Kalp #YâAllah #Vuslat
https://t.co/39v72sWlVL