Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması, ifade özgürlüğü sorunudur. Ifade edilen içerikten rahatsız olanları hukuktan dışlayarak ifade özgürlüğünü var edebilmiş medeni toplumlar var. Biz, tüm hassasiyetlerimizden arta kalana ifade özgürlüğü muamelesi yapıyoruz. Öyle özgürlük olmaz.
Sağcı-solcu, seküler-dindar, Alevi-Sunni, Türk-Kürt diye mahalleler yok. Bunlar suni. Türkiye’de iki gerçek mahalle var. Siyaset ve medya eliti-sıradan çinko karbon vatandaşlar. Buna küçük bir örnek olmuş bu haber.
Günaydın. Türkiye’de bir barınma krizi var, bu kriz her geçen gün daha da derinleşecek. Kiralar çok yüksek, konut fiyatları çok yüksek. Siyaset eliti bu konuyla ilgilenmiyor.
ÇEVİRİ | Kanada Başbakanı Mark Carney’den Davos’ta küresel sisteme eleştiriler:
“Kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk.
Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine göre farklı bir titizlikle uygulandığını biliyorduk.
Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ritüellere katıldık. Söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumu büyük ölçüde görmezden geldik
Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım: Bir geçişin değil, bir kopuşun ortasındayız. Entegrasyon, sizi tabi kılan bir kaynağa dönüştüğünde, karşılıklı fayda üzerinden entegrasyon yalanıyla yaşayamazsınız.”
https://t.co/XPNMBCyRF7
Dünyanın en güçlü patronundan DAVOS'TA itiraf: "KAPİTALİZMİN SON BÜYÜK FACİASINA HAZIRLANIN!"
BlackRock CEO’su Larry Fink, Davos’un açılışında küresel elitlerin yüzüne karşı konuştu: "Sistem 30 yıldır halka hiçbir şey vermedi. Şimdi Yapay Zeka, beyaz yakalıları yutmaya geliyor!"
Dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock'ın milyarder patronu Larry Fink, Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında bombayı patlattı. Fink’e göre kapitalizm, Soğuk Savaş'tan bu yana tarihinin en büyük sınavıyla karşı karşıya ve bu gidişle sınıfta kalmak üzere.
İŞTE FINK'İN EN SİVRİ ÇIKIŞLARI:
Sürdürülemez Uçurum: "Berlin Duvarı yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı ama bu para, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine girdi. Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramaz, sonunda sistem çatırdar."
Beyaz Yakalıların Sonu: "Küreselleşme fabrikadaki işçiyi nasıl vurduysa, Yapay Zeka da şimdi aynısını ofis çalışanlarına, avukatlara, analistlere yapacak. Bu gelecekten değil, bugünden bahsediyorum!"
Halkın Elektrik Faturası Neden Artıyor? (Hata Değil, Acı Gerçek): Yapay zeka devasa enerji tüketen veri merkezlerine ihtiyaç duyuyor. Bu merkezler kurulurken gereken milyarlarca dolarlık altyapı ve ek enerji maliyetleri, elektrik dağıtım şirketleri tarafından "hizmet bedeli" veya "ek yük" adı altında genel şebekeye, yani doğrudan sizin, benim faturalarımıza yansıtılıyor. Yani siz evde çay demlerken, dev şirketlerin yapay zekasını besleyen sistemin masrafına ortak ediliyorsunuz.
Davos Bir İllüzyon: "Burada toplanmış bir grup elit, herkesin dünyasını şekillendirmeye çalışıyor. Ama asıl darbeyi yiyecek olan halkın bu masada sandalyesi bile yok."
"SEYİRCİ OLMAYI BIRAKIN"
Fink, sistemin tamamen çökmemesi için tek bir yol sundu: "Halkı büyümenin sadece 'kurbanı' veya 'seyircisi' olmaktan çıkarıp, bu yeni zenginliğin ortağı haline getirmek zorundayız." Aksi takdirde, adaletsizliğin yarattığı öfke tüm dünyayı saracak.
Mentionları açmaya cesaretiniz yok. Eh oda seçimleri yaklaşıyor o zaman tekno girişimcilerin size söyleyeceği bazı şeyler olacak. Rakam da veremiyorsunuz ben yardım edeyim:
"Yerli üretim koruması" diyorsunuz. Rakamlarla konuşalım.
2024'te sizin temsil ettiğiniz firmaların Çin'den ithalatı: 45 milyar dolar. Temu'nun Türkiye'deki toplam hacmi: 1.3 milyar dolar.
Siz 45 milyar dolarlık ithalatı yapıyorsunuz, sonra Temu'nun 1.3 milyar dolarina "yerli üretimi tehdit ediyor" diyorsunuz. Temu sizin ithalatınızın %3'ü bile değil. Tek farkı: Temu aracısız satıyordu, siz aracısınız. Simdi aracı olmadan ürün alamıyoruz, diyeceğim ürünleri ihtiyaca değil sürüm ve kara göre getirdiğiniz için ihtiyaç olabilecek şeylerin çoğunu alamayacağız bile.
"Büyük tehdit" dediğiniz YYP'den Türkiye'ye günlük 150.000 paket geliyordu. Yıllık 55 milyon paket. 85 milyon nüfusa bölün: Kişi başı yıllık 0.65 paket. Ortalama vatandaş yılda 1 paket bile almıyordu yurt dışından. Tüm bu düzenlemeler, vatandaşın yılda 1 kez bile yapmadığı alışveriş ama bir takım ithalatçıların tekelleşip karını maksimize etmesi için.
Alibaba'da 2 dolar telefon kılıfı, sizin "yerli markanızla" 500 TL. https://t.co/ZhYEm0dUWn'da 5 dolar ayakkabı, sizin "Türk markanizla" 2.500 TL. Ayni fabrika, ayni ürün, 20x fiyat farkı. Bu fark gümrük değil, vergi değil sizin tekel kariniz.
Muhafiyetler düşürülüp, gümrük kapandıktan sonra ne oldu? Hazır giyim ithalatı %18 artti. Üretim artmadı, kapasite %68'e düştü, 56.000 kişi issiz kaldı. Ayni ürünler geliyor sadece simdi sizin aracılığınızla, sizin fiyatınızla.
Katma değerden bahsediyorsunuz. Gerçek katma değer nedir biliyor musunuz?
Dream Games: 300 çalışanla 2 yılda 2.75 milyar dolar değer. Çalışan başı 9 milyon dolar.
Peak Games: 1.8 milyar dolarlık çıkış. Türkiye'ye net döviz girdisi.
Trendyol: 16.5 milyar dolar değerleme, 50.000 istihdam.
Sizin temsil ettiğiniz "yerli üreticiler"? Çin'den ithal et, etiket bas, 10x fiyatla sat. Çalışan başı değer: 50-100 bin dolar. 100 kat fark var. Teknoloji firmaları döviz kazandırıyor, siz döviz harcıyorsunuz. Onlar ihracat yapıyor, siz ithalat. Onlar değer üretiyor, siz rant.
Siz konteynerle Çin'den mal getirince "dış ticaret." Vatandaş kargoyla sipariş verince "vatan hainliği." Siz %1000 karla satınca "katma değer." Temu %50 karla satınca "haksız rekabet."
15 yıldır koruma üstüne koruma aldınız: 1.500 Euro, 150 Euro, 30 Euro, simdi sıfır. Her seferinde "yerli üretici, rekabet" dediniz. Sonuç: Hala net bir rakam ortaya koyamıyorsunuz, sadece fiyatları arttırıyorsunuz.
Türkiye'nin gerçek katma değer üreten teknoloji firmaları devlet desteği olmadan milyar dolarlık şirketler çıkarırken, sizin 100 yıllık ithalat/rant iş modeliniz sübvansiyonla, gümrük duvarıyla, korumacılıkla hala ayakta duramıyor.
"Yerli üretimi koruyoruz" demeyin, "ithalat tekelimizi koruyoruz" deyin. En azından dürüst olur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel toplumsal vaadi şuydu: Oku, çalış, meslek sahibi ol, kurallara uy ve namusunla çalış; karşılığında orta sınıf bir hayat senin olsun.
Bu vaade milyonlarca insan inandı. Aileler çocuklarını okuttu, gençler dişini sıktı, vergisini ödedi, kurallara uydu. Cumhuriyet rejiminin dayandığı temellerden biri tam olarak bu toplumsal mutabakattı. Ancak bu düzen bozuldu.
Özellikle 1990 sonrası doğan kuşak için bu bilet karşılıksız çıktı. Okuyanlar işsiz kaldı, çalışanlar yoksullaştı.
Kurallara uyanlar cezalandırılırken, kuralsızlık sistematik biçimde ödüllendirildi. Bugün Türkiye’de sorun yalnızca yoksulluk değil, okuyan ve çalışan namuslu vatandaşların haklarının ve refahının bilinçli biçimde aşındırılmasıdır.
Hürriyet Partisi tam da bu noktada söz söylüyor. Partimiz, Türkiye’de siyasetin içinden değil; hayatın içinden gelen genç insanlar tarafından kurulmuş bir partidir. 2024 yılında, siyasette temsili olmayan ama toplumun yükünü taşıyan kesimlerin sesi olmak için yola çıkmıştır.
Bu parti; okumuş, çalışan, üreten, vergisini ödeyen, kurallara uyan ve buna rağmen sistemin dışında bırakılan vatandaşların temsil ihtiyacından doğmuştur.
Hürriyet Partisi’ne göre Türkiye’de alınan pek çok ekonomik ve idari karar, teknik zorunluluklardan değil; açık siyasi tercihlerden kaynaklanmaktadır. Bu tercihler, iktidara yakın zengin grupları korurken, orta gelirli yurttaşları daha da yoksullaştırmaktadır.
Hürriyet Partisi bu düzeni reddeder.
Bizim partimiz, “Neden bedelini hep biz ödüyoruz?” diye soranların, emeğinin karşılığını almak isteyenlerin, orta sınıf bir hayatın hâlâ mümkün olması gerektiğine inananların partisidir.
Bu video bizlere, AK Parti hükümeti tarafından Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak karşılıksız bırakılan temel bir vaadi hatırlatıyor.
Partimize katılarak hürriyet mücadelesine bir omuz da siz verebilirsiniz.
Greenlanders have:
-Free healthcare
-Free college
-52 weeks of paid parental leave
-5 weeks of paid vacation
In America:
-100 million owe $220 billion in medical debt
-40 million owe $1.7 trillion in student debt
-There’s no guaranteed vacation or family leave
Freedom, you say?
En yüksek maaşa sahip lisans bölümleri belli oldu. (TÜİK)
1) Pilotaj
2) Matematik mühendisliği
3) Uzay mühendisliği
4) Tıp
5) Kontrol ve otomasyon mühendisliği
İktidar, dış politikada iyiyken iç politikada neden kötü? Birbirinden bağımsız gibi görünen bu iki alanın birbiri üstünde ciddi bir etkisi var.
Öncelikle yapısal sebeplerle başlayalım.
Geçtiğimimiz son 10-15 yılda süper güç ABD, yavaş yavaş jandarma rolünden elini ayağını çekti. Nüfuz alanını dünyanın her bölgesine artık yayamayacağını fark etti.
Henüz ABD’yi yakalayacak bir kuvvet doğmadığı için dünyada birçok güç boşluğu oluştu.
ABD’ye en yakın kuvvetin de Pasifik’te bulunması, Pasifik’e uzak olan Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya gibi coğrafyalarda güç boşluklarını iyice arttırdı.
Bu da Türkiye, İsrail ya da 2010’ların başında İran gibi ülkelere ciddi fırsat yarattı.
İkincisi Türkiye’nin kapasitesi önemli ölçüde arttı. GSYHS’si, altyapısı, ulaşım kabiliyeti, insan kaynağı yükseldi.
Büyüme rakamları dünya ortalamasıyla paralel gitmiş olsa dahi ülke grupları arası makas genişlediği için Türkiye, komşularına göre daha iyi bir seviyeye geldi.
1970 ve 80’lerde Yunanistan kavgası ülke gündemini meşgul edebiliyordu. Bugün Yunanistan veya Ermenistan’ın en büyük gündemi Türkiye’yken, Türkiye’de bu ülkeler gündemin %1’ini bile kaplamıyor.
Ek olarak Türkiye’nin askeri kapasitesi arttı.
Savunma sanayindeki yaşanan gelişmeler, ülkeye hem bir öz güven hem bağımsız hareket edebilme kabiliyeti hem de kuvvet artışı verdi.
Bu üç noktayı birbirini tamamlayan bir bütün gibi düşünmek gerek.
Zira dünyada var olan nizam bozuluyor, bu müdahale edebilecek fırsat alanları yaratıyor ve bütün bunlar olurken gücünüz artıyor.
İşte tam bu noktada jeopolitiğe dair şunu fark etmek lazım:
Dış politikada ne yaptığı belli olan, belirli bir irade koyan, demokratik anlamda sınanmayan siyasi yapılar öne geçiyor.
Çinlilerin bir sözü bulunur. Onların yılları bizim zamanımız var diye.
Siyasi iradesini %100 ortaya koyabilen, başlangıçtaki ya da süreçteki zararları üstlenebilen ya da kimseye hesap vermeyen yapılar gücünü tam anlamıyla kullanabiliyor.
Aksi durumda yalpalama, politikaların dönüşümünden doğan verimsizlik, rakip ülkelerin zafiyetinizi bildiği için üzerine gelme gibi hadiseler yaşanıyor. İngiltere, Fransa veya Almanya gibi.
Dolayısıyla iktidar ototiterleştikçe ve Erdoğan iplerine aldıkça dış politikada daha çok kazanan durması şaşırtıcı değil.
Elbette bu durumun iç siyasetteki karşılığı otoriterleşmeyle bitmiyor.
Daha az hesap vermeyle iç siyasette yolsuzluğa ve elindeki gücü istismar etmeye teşne bir yönetim yaratıyorsunuz.
Ayrıca dışarıda başarı kazandıkça içeride kırılan kollar daha kolay görmezden geliniyor. Seçmeniniz sizi affetmeye başlıyor. Hukuksuzluklar, adaletsizlikler veya yapılan hatalar tahammül edilen, şimdilik affedilmesi gereken noktalar oluyor.
Hatalar sadece affedilmiyor. Ayrıca çatışma asabiyyeyi inanılmaz besliyor ve farklı sesleri bastırıyor. “PKK, FETÖ topunuz gelin” söylemleri hep bu durumun bir yansımasıydı.
Dış politika - iç politika ilişkisinde gözden kaçırılan önemli bir mesele daha var.
İktidar dış politikada başarıya ulaşmak için “görünen ve makbul olan yolların” dışına çıkmakta bir beis görmedi.
Bu yeri geliyor silahlı grupları kullanmak oluyor. Yeri geliyor kaçakçılarla iş birliği yapıyor. Bir ülkedeki yapılarla ilişkiye giriyor. Finansman yaratmak için kara paraya ya da narkotiğe alan açıyor.
Bu aktörlerin etkisi elbette iç siyasete uzanıyor. Bunları yeri geliyor içerdeki dolar açığını kapatmak için kullanıyor.
Elbette böyle adamların fink attığı bir ülkede hukuk, ortalama vatandaşın güvenliği veya öngörülebilirlik epey geriye gidiyor. En basitinden İstanbul’daki çete savaşlarını düşünün sadece.
Son olarak dünya liderlerinin Erdoğan’a yaklaşımını iyi değerlendirmek gerekiyor. Putin veya Xi’den ayırıyorlar onu.
Bir politbüronun atadığı bir isim yerine gerçekten seçimle peyderpey otoriterleşmiş bir lider. O yüzden bilhassa Batı’daki aktörler “bu adam buranın gerçeği, biz onunla ne olursa olsun iş yapmak zorundayız” diyor. Bu da iktidara ekstra bir avantaj sağlıyor ve alan açıyor.
Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan:
"Diplomanın iptaline karşı dava açamıyoruz çünkü üniversite kararı bize hâlâ tebliğ etmedi. Savcılık dosyasına da, YÖK'e de göndermedi.
E-Devlet’ten sorguluyoruz; diploma hâlâ geçerli."
Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum!
Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu’na özgürlük ve erken seçim için siz de imza seferberliğimize katılın.
Tüm yurttaşlarımızı bu hafta sonu İstanbul’un 39 ilçe meydanında kuracağımız standlarda imza atmaya davet ediyorum.
2. Bölge İmza atma alanları ⬇