Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu buradadır, tertemiz beyaz gömleğiyle dimdik ayaktadır!
Kumpasların bir bir çöktüğü duruşmalar milletin huzuruna gelsin, nihai kararı da yine millet versin.
#DavaTRTdeCanlıYayınlansın
Gazeteci Fatih Altaylı; Muharrem İnce'nin Chp de kalıp, Yeni Parti'yi eleştirmesi hakkında;
Muharrem İnce’nin CHP’de kalması ve aday olduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine kazık atan Kılıçdaroğlu ve adamları ile birlikte yola devam etmesi eleştiri konusu oluyor.
Geniş bir kesim de İnce’nin bu tavrını fırsatçılık olarak değerlendiriyor ve bu tavrı fırsattan istifade genel başkanlığı kapmak çabası olarak yorumlanıyor.
Olabilir de, siyasette fırsatçılık suç ya da ayıp değildir. Belki de İnce’nin böyle bir beklentisi vardır ya da eski iş ortağı ve dostu Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu’yu CHP’de yalnız bırakmak istemiyor da olabilir. Bilemem.
Ama kendi deneyiminden yola çıkarak “Parti kurmak turşu kurmaya benzemez” demesi, Yeni Parti’ye yönelik olarak söylenen bir cümle olarak pek de doğru değil.
Parti kurmak turşu kurmaya benzer. Hem de bazen çok benzer.
Öncelikle doğru zamanda kuracaksın. Turşu gibi parti de canım şimdi kurmak istedi diye kurulmaz. Mevsimi vardır.
Sonra içine doğru malzemeleri koyacaksın. Biber de olacak, olgunlaşmamış domates de, patlıcan da, kat kat lahana da. Hatta biraz hıyar da olacak. Millet sever hıyarı. Malzemeler taze olacak, çürük çarık atmayacaksın. Hem bozulur hem de turşuyu da hızla bozar.
İnce kendi deneyimiyle Yeni Parti’yi kıyaslıyor. Oysa hiç alakası yok.
Muharrem İnce partiyi kurduğunda toplumsal karşılığı kalmamış bir siyasetçi idi. İsmail Küçükkaya’ya mesaj atıp “Adam kazandı” dediği anda tabanı ile ilişkisini koparmış, nefret objesine dönüşmüş, o önemli gecede sarhoş olduğuna inanılmış biriydi. “YSK’nın önüne gideriz” diye çıktığı yolda o gece kapıdan bile çıkamamıştı.
Dahası partisinde genel başkanlığa aday olmuş, kazanamadığı için küsüp parti kuran adam pozisyonuna düşmüştü.
Partiyi bir “looser”, bir “kaybeden” olarak kurmuştu. O pozisyona düşmüş biri turşu bile kuramazdı.
Özgür Özel ise önce kurultayı kazanıp partinin lideri oldu. Hemen ardından bir seçim kazandı ve geçilemez denilen AK Parti’yi geçti. Ardından partisini elinden aldılar. Geri almak için elinden geleni yaptı ama alamadı. Ve sonrasında mecburen parti kurdu.
İnce, partisini kendi öfkesine dayanarak kurmuştu; Yeni Parti’yi ise halkın öfkesi ile halk kurdurdu.
İnce bunu görüp anlıyor mu bilemem ama iki hikaye birbirine hiç ama hiç benzemiyor.
O yüzden birinden değil turşu cacık bile olmuyor.
“Söylemek istediklerimi tam olarak anlatamadım. Sözüm defalarca kesildi, ertelendi, unutulmaya bırakıldı. Günü geldiğinde de susma hakkımı kullandığım iddia edildi, tutanağa geçirildi.
Ama bir insanın sözü, dört duvar arasında durdurulabilir mi?”
Bu sözlerle duyuracaktım ve 30 Ağustos’ta raflarda olacaktı “Millet Şahidimdir”
Millet olduğu sürece sesim kısılamaz.
'Millet olduğu sürece sesim yasaklanamaz'
📍Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, okuyucuyla buluşmadan mahkemece yasaklanan “Millet Şahidimdir” kitabının tanıtım videosunu paylaştı.
📍Paylaşımda “Bir insanın sözü dört duvar arasında durdurulabilir mi? Bu sözlerle duyuracaktım ve 30 Ağustos’ta raflarda olacaktı. Millet Şahidimdir. Millet olduğu sürece sesim kısılamaz” notu yer aldı.
68 ve 78 kuşağı İlkokulda iken söyler ve radyodan dinlerdik...
Bu güzel marşı artık maalesef ki hiç duyamıyoruz..!
Çünkü bazı mısraları, bazılarına tokat gibi geliyor!...
Bu hafta;
Zafer Haftası...❤️🇹🇷❤️
Kutlu olsun..
Ben üç çocuk sahibi bir anneyim.
35 yıllık avukatım,
1 yıl belediye başkanlığı yaptım, 1,5 yıldır hapis yatıyorum.
Suçum yok, delil yok, suç iddiası olan kişilerle temasım yok.
Buna rağmen tutukluluğum devam ediyor. İddiaların hepsinden suçlu bulunsaydım bile yattığım süre göz önünde bulundurulup salınmam gerekirdi.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu tip bir mağduriyet yaşatılan ilk kişiyim.
Benden ne isteniyor?
Çocuklarıma ve memleketime kavuşmak için ne yapmalıyım?
Güya iddianameleri çok sağlamdı, duruşmaları canlı yayınlamaktan da korkmuyorlardı. Ama gelinen noktada bırakın canlı yayını, İmamoğlu'nun kendi savunmasını anlattığı kitaba bile yasak koyacak noktaya geldiler. Yaşanan adaletsizliğin, yargısız infazın daha net kanıtı olamaz.
I was elected Mayor of Istanbul three times. When I became the leading democratic challenger to the government, my university diploma, a prerequisite for running for presidency, was annulled. I was arrested and placed in pre-trial detention.
Since then, they have tried repeatedly to silence me.
My voice, my image and even photographs of me have been restricted. My social media accounts have been blocked time and again.
Then they tried to silence me inside the courtroom itself. I was prevented from presenting my defence and even from questioning other defendants.
Now they are trying to silence that defence outside the courtroom as well.
My forthcoming book, Millet Şahidimdir — The Nation Is My Witness — contains much of the defence I was not allowed to deliver freely before the court. On 27 August, before the book could even be released, an Istanbul court ordered all printed and forthcoming copies to be seized and banned its distribution and sale.
Police were sent to printing houses and copies were confiscated.
Think about what this means, first they prevent a political prisoner from presenting his defence in court; then they prohibit the public from reading that defence.
This is not justice. It is censorship backed by judicial power.
But I will not be intimidated.
I will not be silenced.
I will not surrender.
Millions will read this book. My defence will be heard. The truth will reach the public including those who are trying so desperately to suppress it.
You can confiscate a book. You cannot confiscate the truth.
DENİZ ZEYREK:
"Çok güvendiğim bir kaynağım, Kemal Kılıçdaroğlu ekibinden birinin kendilerine söylediklerini aktardı.
Duyunca şok oldum.
Şöyle diyormuş:
“Yargı tamamen arkamızda. Hepsinin (Özgür Özel ekibinin) haddini bildireceğiz (burada daha argo bir cümle kurdu ama ben size aktaramadığımdan ‘haddini bildireceğiz’ diye yazdım). Ağızlarıyla kuş tutsalar hiçbir şey elde edemeyecekler. Bütün kapılar yüzlerine kapanacak. Mehmet Uçum süreçte yaşanacak her detayı planlamış ve süreç tıkır tıkır işliyor.”
Mehmet Uçum’un kendini “CHP’yi butlanlama” işine bu kadar çok vakfettiği iddiasını fazla iddialı bulsam da kaynağımın söz ettiği kişinin bu tür cümleler kurmasına şaşırmadım.
Neticede Özel ekibine nasıl bir kinle ve öfkeyle baktıklarını biliyorum.
Bir grup insan, her hamleleriyle CHP’yi paramparça edip, hatta köküne kibrit suyu döktüklerini bile bile Özel ve ekibinden intikam almak için ellerinden geleni yapıyor."
📰: Nefes Gazetesi
Butlancı yönetim tarafından CHP’den tedbirli olarak ihraç istemiyle disipline sevkedilmeme ilişkin açıklama:
Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt Türkiye’nin en köklü partisidir.
İktidarla anlaşarak CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturanların, CHP’nin seçilmiş 39. Dönem Parti Meclisi üyesi olarak beni ve dava arkadaşlarımızı tedbirli olarak ihraç ile disipline sevk etme kararının hiçbir hukuki ve siyasi meşruiyeti yoktur.
Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhur İttifakı’ndan seçimle kurtulmak için kendisine oy veren milyonlarca muhalif seçmene ve bu büyük millete ağır bir ihanet etmiştir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarının neredeyse her hafta bir yenisinin tutuklanarak cezaevine gönderildiği, hukukun böylesine katledildiği bir dönemde; butlancı AKCHP’lilerin iktidarla anlaşarak CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı ve yöneticilerinin görevden alınmasına yardımcı olmasını milletimiz unutmayacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün de ifade ettiği gibi, "Vatanımız olan bu aziz topraklarda tam bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi hiçbir zaman bitmez."
Butlancı AKCHP’liler, 103 yıllık demokrasi mücadelemize verdikleri zararla bu ülkenin siyasi tarihinde her zaman utançla anılacaktır.
Bir hukuk hocası olarak; ülkemizde hukukun üstün olması, 86 milyon vatandaşımızın eşit haklarla, bugününden ve geleceğinden emin, özgür ve mutlu yaşaması için verdiğim mücadelede, butlancı kayyum yönetimi tarafından hakkımda alınan ihraç kararı benim için olsa olsa bir şereftir.
Milletimizin umudu olan Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde, ülkemizde hakkın, hukukun ve adaletin yeniden yeşermesi için çalışmaya devam edeceğimden kimsenin şüphesi olmasın.
Şu hukuksuz,
bu hukukusuz,
şu karar adaletsiz,
bu karar yanlış falan diyerek,
olan biteni izah etmeye çalışarak varacağımız bir yer yok!
Bütün muhalifler
aklımızı başımıza alacağız,
armudun sapı, üzümün çöpü demeden,
TOPYKÜN mücadele
edeceğiz,
hep birlikte TOPTAN kurtulacağız.
Başka yol yok!
“Atatürk'ün;
'Ne mutlu Türküm diyene!' diye biten sözünün faşist bir söylem olmadığını, hepimizin de övünerek söyleyebileceği bir söz olduğunun tekrarında hiçbir beis yoktur..
Önümüzdeki dönemin iktidar partisi bu çizgide olacaktır.!!”
@eczozgurozel
NE MUTLU TÜRK’üm diyebilene.!🇹🇷
NE MUTLU TÜRK’ÜM.!!🇹🇷🇹🇷