Dr. Selami Er yazdı/ 15 Temmuz’un 10. Yılı: Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. On Yıllık Yıkımın Bilançosu: Kitlesel Kıyım ve Hakların Gasbı.
https://t.co/IPNHa4XiL7 via @KronosNewsTV
Sürgünde Ama Umutsuz Değil
Evini terk etmek zorunda kaldın mı hiç?
Bir bavula hayatını sığdırmaya çalıştın mı?
Binlerce insan bunu yaşadı. Ama hikâyeleri unutulmadı.
24 Haziran’da Strazburg’da, sürgünlerin, mağdurların ve insan hakları savunucularının sesi olacağız.
Çünkü unutmak, haksızlığı normalleştirmektir.
📍 Strazburg’da buluşuyoruz.
📢 Bu mesajı paylaşarak daha fazla insana ulaştır.
#NeverForget #JusticeMatters #AdaletBuluşması
A pattern we document: the “movable target.” First the label shifts — member, sympathiser, affiliate. Then the evidentiary threshold drops to match whoever is already detained. When the category bends to fit the person rather than the person to the category, that is not law enforcement. It is its inversion.
TR: Belgelediğimiz bir örüntü: “hareketli hedef.” Önce etiket kayar — üye, sempatizan, irtibatlı. Sonra ispat eşiği, zaten gözaltında olan kişiye uyacak şekilde düşer. Kategori kişiye göre büküldüğünde — kişi kategoriye değil — bu, hukukun uygulanması değildir. Tersine çevrilmesidir.
AİHM, Gelecek Hafta Üç Haksız Tutukluk Grup Kararını Açıklayacak!
⚖️AİHM, 9 Haziran Salı günü haksız tutukluluk kapsamında yapılan ve birleştirilen üç grup başvuruya ilişkin kararını açıklayacak. İşin ilginç yanı, Mahkeme daha önce bu başvurulara dair kararlarını zaten açıklamıştı. Dolayısıyla AİHM’in bu kez açıklayacağı kararlar; söz konusu başvurular kapsamında yer alan ya da bu dosyalarla birleştirilerek başka bir isim altında Hükümete tebliğ edilmiş, ancak hakkında henüz bir karar verilmemiş başvurular hakkında olabilir.
📍Açıklanacak kararların kaç kişi ve kimler hakkında olduğu bilinmiyor. Söz konusu kararlar ya da bu başvuruların da içinde yer aldığı ve Hükümete daha önce yapılan bildirimler ile kişi listesine aşağıdaki bağlantılardan ulaşılabilir:
1⃣ Ayvaz ve diğerleri/Türkiye: https://t.co/rcV87fYd6o
2⃣ Kesler ve diğerleri/Türkiye: https://t.co/1NGcUpRsi7
3⃣ Taş ve diğerleri/Türkiye: https://t.co/FsGKRv13Un
İşte görüyorsunuz. AK Parti eski milletvekili ve komisyon başkanı Reşat Petek, hazırlanan raporu dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman'a bizzat teslim ediyor. Buradan “Kayıtlarımızda böyle bir rapor bulunmamaktadır” diyen Meclis Başkanlığı'na sesleniyorum: Hiç utanmıyor musunuz? 2 aydır bu konuyu soruyorum. 24 soruluk soru önergesi verdim. Ne raporu ortaya koyabiliyorsunuz ne de sorulara cevap verebiliyorsunuz. Sayın @NumanKurtulmus bu ne haldir? Bu nasıl bir skandaldır? Millet adına soruyorum: Bu rapor nerededir?
Across the dismissal cases we follow, one fact repeats: the “evidence” predates the crime. Bank accounts, apps, union membership — all lawful when done, all reclassified afterward. Punishing yesterday’s lawful act under today’s label is the precise thing Article 7 forbids.
TR: Gözlemlediğimiz ihraç davalarında bir olgu tekrar eder: “delil,” suçtan öncedir. Banka hesapları, uygulamalar, sendika üyeliği — yapıldığında hepsi yasaldı, sonradan hepsi yeniden tanımlandı. Dünün yasal eylemini bugünün etiketiyle cezalandırmak, 7. maddenin yasakladığı tam da budur.
MehmetParlakaİnsanlıkSuçu
Mehmet Parlak için adil, insani ve hukuka uygun bir çözüm çağrısında bulunuyoruz. Hasta mahpusların sesi olmak, insanlık onuruna sahip çıkmaktır. #İnsanHakları#HastaMahpuslar
MehmetParlakaİnsanlıkSuçu
Bir insanın diyaliz noktasına gelmesini izlemek değil, gerekli tedavi ve korumayı sağlamak gerekir. Yaşam hakkı ertelenemez, geciktirilemez.
AİHM, Parmak ve Bakır Kararındaki 7. Maddeyle İlgili İnceleme Yöntemini Yalçınkaya ve Yasak Kararında Neden Uygulamamıştır?
Giriş
AİHS’in 7. maddesinde güvence altına alınan "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi, hukukun üstünlüğü ve demokratik toplum düzeninin temel taşlarından biridir. Bu ilke; suçların yasada açıkça tanımlanmasını, yasanın geriye yürütülmemesini ve yargı organlarının sanık aleyhine kıyas veya genişletici yorum yapmamasını gerektirir. Bireysel cezai sorumluluk ilkesiyle sıkı sıkıya bağlı olan 7. madde, devletlerin en ağır şartlarda bile askıya alamayacağı mutlak bir haktır.
AİHM’in Türkiye aleyhine verdiği üç karar (Parmak ve Bakır, Yüksel Yalçınkaya ve Yasak), Mahkeme'nin 7. maddeyi terör suçları bağlamında nasıl denetlediğini gösteren önemli içtihatlardır. AİHM'in Parmak ve Bakır davasında bir yapı ve oluşumun "terör örgütü" vasfını doğrudan tartışırken, Yalçınkaya ve Yasak davalarında Cemaatin ‘’terör örgütü’’ ilan edilmesine esastan girmemesi bir "çelişki" veya "rejimin tezlerine onay" olarak yorumlanabilmektedir. Ancak AİHM'in karar verme mekanizmaları ve Sözleşme'nin usul kuralları incelendiğinde; ortada bir çelişki veya ikircikli bir tutum olmadığı, izlenen yöntem farklılığının başvuruların kapsamından, örgüt kabulünün yargısal süreçteki zamanlamasından ve ikincillik ilkesinden kaynaklandığı görülecektir.
1. Parmak ve Bakır Kararında AİHM’in Yaptığı Denetimin Kapsamı
AİHM'in 3 Aralık 2019 tarihli Parmak ve Bakır v. Türkiye kararı, bir yapının terör örgütü olarak kabul edilmesinin hukuki dayanağını ve kanunilik şartını hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde, doğrudan ve ayrıntılı şekilde incelediği bir dosyadır.
Bu davada başvurucular, sadece Türkçe ve Kürtçe sloganlı isimsiz el ilanları dağıtmak, toplantılar düzenlemek ve yayın bulundurmak gibi şiddet içermeyen eylemleri nedeniyle, "Bolşevik Parti – Kuzey Kürdistan/Türkiye (BPKK/T)" isimli yapının üyesi sayılarak TMK kapsamında mahkum edilmişlerdir. Yerel mahkemeler, ortada hiçbir silahlı eylem olmamasına rağmen, örgütün tüzüğündeki Marksist-Leninist devrim amacının halk üzerinde "manevi cebir" yarattığını savunmuştur.
📌AİHM'in bu davada örgütün varlığını ve niteliğini doğrudan incelemesinin iki temel sebebi vardır:
Örgüt Kabulünün İlk Defa Yapılması: BPKK/T adlı yapının terör örgütü olarak nitelendirildiği ilk yargılama bu dosyadır. Ortada Yargıtay'ın önceden verdiği, yerleşik hale gelmiş bir "terör örgütü" içtihadı yoktur. Mahkeme sıfırdan bir tanımlama yapmıştır.
Başvurunun Bu Hususu Açıkça İleri Sürmeleri: Başvurucular, AİHM'e yaptıkları başvuruda, kanunda (TMK m.1'de) "cebir ve şiddet kullanarak" şartı açıkça yer almasına rağmen, mahkemelerin kanunda olmayan "manevi cebir" gibi bir kavram icat ederek kendilerini cezalandırmasını, yani bizzat bu örgüt nitelemesinin ve yorumun kanunsuzluğunu açıkça şikayet konusu yapmışlardır.
AİHM, TMK'nın aradığı cebir ve şiddet unsuru ortada yokken, mahkemelerin "manevi cebir" icat etmesini yargısal yorumun sınırlarını aşan, kanunun lafzı ve özüyle örtüşmeyen ağır bir ihlal olarak görmüştür. Bu nedenle 7. maddeden ihlal verirken, doğrudan terör örgütü nitelemesini değerlendirmiştir.
2. Yalçınkaya ve Yasak Başvurularında AİHM’in Yaptığı Denetimin Kapsamı
Yasak ve Yalçınkaya başvurularında ise başvurucuların ihlal iddialarının doğrudan örgüt nitelemesine değil, yerel mahkemelerin yasayı ve delilleri uygulama biçimindeki öngörülemezliğe dayandığı görülmektedir. Yalçınkaya kararında başvurucu; ByLock kullanımı, Bank Asya hesap hareketleri ve sendika üyeliği gibi fiillerinin gerçekleştiği tarihte suç teşkil etmediğini, bu eylemlerin daha sonra terör örgütü üyeliği için yeterli ve otomatik delil sayılarak geriye yürüme yasağının ihlal edildiğini ve özel kasıt unsuru araştırılmadan mahkum edildiğini ileri sürmüştür.
Benzer şekilde, Yasak kararında başvurucu; öğrenci evlerinde kalmak ve eğitim faaliyetlerine katılmak, büyük bölge talebe mesulü vb. görev almak, sendika üyeliği ve bankaya para yatırmak gibi o dönem yasal olan eylemlerinin sonradan suç delili olarak kullanılmasının öngörülebilir olmadığını, suçun işlendiği iddia edilen dönem ile Cemaatin ‘’terör örgütü’’ ilan edildiği dönem arasındaki zaman farkının dikkate alınmadığını ve şahsi sorumluluğunun kanıtlanmadığını iddia etmiştir.
Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Yalçınkaya ve Yasak başvurularında, Parmak ve Bakır davasındaki gibi Cemaatin ‘’terör örgütü’�� kabul edilmesine ilişkin kabulün 7. maddeye aykırı olduğuna dair doğrudan ve esasa ilişkin bir iddia ileri sürülmemiştir. Yalçınkaya ve Yasak davalarındaki şikayetlerin özü ve esası; Cemaatin ‘’silahlı terör örgütü’’ olup olmadığı değil, bu kabulün başvuruculara uygulanma şeklindeki keyfilik, yasal faaliyetlerin otomatik suçluluk karinesi sayılması ve başvurucuların iddia edilen nihai amacı bildiklerine dair manevi unsurun ortaya konulmamasıdır.
3. AİHM'in Dosyaları İnceleme Yönteminin Sınırları
Yalçınkaya ve Yasak davalarında başvurucular tarafından ‘’örgüt’’ nitelemesinin hukuka aykırı olduğuna dair doğrudan bir talep ileri sürülmediği için AİHM'in böyle bir talebi kendiliğinden dikkate alması insan hakları yargılamasının usul kurallarına aykırı olacaktır. AİHM, taleple bağlılık ilkesi gereğince, başvurucunun ulusal mahkemeler önünde dile getirmediği ve kendi önünde açıkça ileri sürmediği hususları kendiliğinden inceleme konusu yapamaz.
Bu hususun ileri sürülebilceği ya da gündeme gelebiceği dosya, Cemaatin ‘’silahlı örgüt’’ kabul edildiği Başer/Özçelik kararı olabilir. Kaldı ki, AİHM tarafından 13 Eylül 2022 tarihinde karara bağlanan Başer ve Özçelik/Türkiye davasında dahi, bu başvurunun haksız tutukluluk, yani özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin olması nedeniyle, inceleme alanı, makul şüphenin varlığı ve tutuklama usulüyle sınırlı kalmış ve bu aşamada Cemaatin ‘’terör örgütü’’ olarak kabulünün kanuniliğiyle ilgili doğrudan bir inceleme yapılmamıştır. Çünkü bu konuda ileri sürülmüş bir iddia yoktur. Ayrıca olabilmesi de mümkün değildir. Zira başvurunun yapıldığı tarihte bu kişiler hakkındaki yargılama hala devam etmektedir.
İşte bu nedenle, AİHM’in Cemaatin ‘’silahlı örgüt’’ olarak nitelemesini 7. madde kapsamında esastan inceleyebileceği dosya, iki hakimin haklarında verilen mahkumiyet kararlarına karşı yapacakları/yaptıkları başvurular olabilir. Mahkeme'nin Parmak ve Bakır kararındaki doğrudan inceleme yöntemini bu dosyalarda da uygulayabilmesi, ancak başvurucuların örgüt nitelemesinin temelindeki hukuka aykırılıkları açıkça ileri sürmeleriyle mümkün olacaktır. Bu kapsamda başvurucular; Hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan (TCK m. 312) beraat etmelerine rağmen, emsali görülmemiş şekilde aynı dosyada "silahlı örgüt" kabulü yapıldığını, Yargıtay’ın yerleşik matuf eylem kriterinin (bombalama, öldürme vb.) sadece tahliye kararı vermekten ibaret olan bir "görevi kötüye kullanma" dosyasında gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyleyebilirler.
Ayrıca, yargılamanın başlamasından bir yıl sonra meydana gelen 15 Temmuz olaylarının, CMK m. 225’e aykırı olarak ve kendilerine isnat edilen fiillerle hiçbir illiyet bağı kurulmaksızın dosyaya geriye dönük monte edildiğini dile getirebilirler. Bu durumda AİHM, Parmak ve Bakır davasındaki olduğu gibi bu iddiları "öngörülemez yargısal yorum" kabul edebilir ve Yargıtay’ın salt bir görev suçundan, şiddet unsurunu 15 Temmuz gibi dışsal bir olayla perdeleyerek silahlı terör örgütü çıkarması, 7. madde anlamında "suçun özüyle örtüşmeyen" bir yorum olarak değerlendirilebilir. Kısaca, başvurucular bu yönde açık bir talepte bulunurlarsa, AİHM örgüt kabulünün hukuki dayanağını ve matuf eylem kriterinin zorlama yorumlarla karşılanıp karşılanmadığını esastan denetleyebilir.
Sonuç Yerine
AİHM'in Parmak ve Bakır kararı ile Yalçınkaya ve Yasak kararları arasında 7. madde ve örgüt kabulü açısından farklı bir inceleme yöntemi izlemesinin nedeni, Mahkemenin ikircikli bir tutumundan veya rejimin tezlerine boyun eğmesinden kaynaklanmamaktadır. Bu farkın nedeni, dosyaların hukuki bağlamı ve ulusal içtihatların zamanlamasıdır. Parmak ve Bakır davasında söz konusu yapı (BPKK/T) ilk kez o yargılamada terör örgütü ilan edilmiş, ortada yerleşik bir içtihat olmadığı gibi mahkeme bu nitelemeyi yaparken kanunda bulunmayan "manevi cebir" kavramını icat ederek kanunilik ilkesini doğrudan zedelemiştir. Bu nedenle AİHM, ihlali doğrudan bu yorumun kanunsuzluğu üzerinden tespit etmiştir. Oysa Yalçınkaya ve Yasak yargılamaları kesinleştiğinde, Cemaatin ‘’silahlı örgüt’’ olduğuna dair ulusal hukukta yanlışta olsa bir Yargıtay kararı vardır. Yani, bu dosyalarda yerel mahkemeler sıfırdan bir "terör örgütü" kabulü yapmamış, var olan ve kesinleşmiş bir Yargıtay içtihadına dayannışlardır. Bu farklı durum sebebiyle AİHM, Yalçınkaya ve Yasak kararlarında yerleşik ulusal içtihadı esastan denetleyip örgüt ilanını tartışmaya açmak yerine, çok daha yapısal ve birey odaklı bir hukuki güvence olan kusursuz ceza olmaz ilkesini merkeze almıştır. Mahkeme, devletin terörle mücadeledeki takdir yetkisini ve örgüt nitelemesini genel çerçevede bir veri olarak kabul etse dahi; şiddete bulaşmamış, görünüşte yasal faaliyetlerde bulunan sıradan kişilerin, iddia edilen nihai amacı bildiklerine dair kişisel kasıtları her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlanmadan topluca mahkûm edilmelerini 7. maddeye aykırı bulmuştur. Sonuç olarak, yöntemdeki bu farklılık Mahkemenin çelişkisinden değil; Parmak ve Bakır'da suç tanımının sınırlarının aşılmasının, Yalçınkaya ve Yasak'ta ise kişisel kusur ve ispatın öngörülebilirliğinin denetlenmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.
"AİHM karar veriyor da ne oluyor?" diyenlere biz de basit bir soru soralım: Acaba AİHM bu kararları vermese ya da başvuruları reddetseydi ne olacaktı?
Gelin isterseniz bu sorunun cevabını da verelim:
📍Bu kararlar olmasaydı; 26 Eylül 2023 öncesinde sorgusuz sualsiz cezalandırma gerekçesi yapılan başta CGNAT isnatlı Bylock kullanma iddiası, banka, dernek ve sendika üyeliği gibi hususlardan dolayı, bu tarihten sonra beraat eden binlerce kişi ceza almaya devam edecekti. AİHM 2. Dairesinin hukuksuz Yasak kararını fırsat bilen mahkemeler, bu karara dayanarak Yalçınkaya kararıyla az da olsa değişen iklimi tekrar eskiye çevirecek ve tüm dosyalarda mahkumiyet vereceklerdi.
📍Bu kararlar olmasaydı; ismini anmasalar ve gereğini tam olarak yapmasalar da Yalçınkaya kararı nedeniyle Yargıtay’daki dosyaların ekseriyeti bozulmayacak; bu bozma kararları neticesinde insanların biraz olsun nefes almalarının ve beraat etmelerinin önü kapanacaktı.
📍Bu kararlar olmasaydı; tıpkı on yıldır olduğu gibi ortada bir suç olmadığını anlatmaya çalışsak da mahkemeler, "Siz bunları söylüyorsunuz ama Yargıtay, AYM ve hatta AİHM tam tersini söylüyor, biz onların kararlarına uymak zorundayız" demeye devam edecek ve bizlerin de söyleyecek bir sözü kalmayacaktı.
📍Bu kararlar olmasaydı; masum ve mağdurların haklarını savunup yaşatılan zulmü dile getiren vicdan sahibi insanlar belki de hiç seslerini çıkaramayacak ve şimdilerde Meclis kürsülerinde ifade edilen bu hukuksuzlukları anlatamayacaklardı.
📍Bu kararlar olmasaydı; AİHM’in ihlal kararından habersiz, koğuşunda sevdiklerinin hasretini çekerken birden koğuş kapısı açılıp "tahliye" denilerek infazı durdurulan masumlar ve aileleri o tarifsiz sevinci yaşayamayacaktı (sadece ben bu şekilde tahliye olan en az 30 kişi biliyorum).
📍Bu kararlar olmasaydı; BM Özel Raportörleri, on yıllık yargı pratiğinin ve masumlara reva görülen muamelenin "insanlığa karşı suç" teşkil ettiğini tüm dünyaya duyuramayacaklardı.
📍Ve bu kararlar olmasaydı; bir masum aşağıdaki mesajı yazamayacak ve bu mutluluğu yayamayacaktı. Sadece aşağıdaki mesaj için bile sonuna kadar mücadeleye değer. Enseyi karartmaya gerek yok; bu kararlar mutlaka uygulanacak ve beklediğimiz o adalet mutlaka gelecek!
Bir AİHM Yargıcının Gözünden Türk Yargısının Hali!
⚖️Dün açıklanan Yasak/Türkiye kararına tazminat verilmediği için kısmi muhalefet şerhi yazan yargıç Guerra Martins, özellikle ihlal sonrası başlayacak yeniden yargılama süreci ve Türk yargısının durumunu özetleyen çok önemli bir tespitte bulunmuş ve; ''Benim bakış açımdan, Sözleşme’ye aykırı olduğu kabul edilen yargı kararları nedeniyle uzun yıllar hapis yatan bir başvurucudan, aynı sisteme güvenmesini istemek mantıksızdır. Üstelik, aynı yargılama nedeniyle kendi ülkesinden uzakta, sürgünde yaşamaktadır. Talep edildiğinde, telafi tedbiri özenle ve Mahkeme’nin bu karardaki bulgularına tam olarak uygun şekilde uygulanmış olsa bile, sosyal dışlanma, sürgün ve damgalanma bir gerçeklik olarak kalmaktadır.'' demiştir.
⚖️Evet, yanlış okumadınız! yargıç Martins, AİHS'in 7. maddesine açıkça aykırı mahkeme kararlarıyla yıllarca özgürlüğü gaspedilen birisi aynı sisteme neden güvensin diyor ve başvurucunun tam da bu hukuksuz karar nedeniyle ülkesinden uzakta, sürgünde yaşadığını ve AİHM kararı uygulansa bile sosyal dışlanma, sürgün ve damgalanmanın bir gerçeklik olarak kalacağını belirtiyor.
📍Eyy hakimler ve savcılar! Avrupalı bir yargıcın size ve yaptığınız yargılamalara bakışı işte bu! Her şey gün gibi ortadayken ve bu hukuksuz kararlarla bir yere varılamayacağı beliyken, daha ne kadar hukuka kafa tutup bu delilik halini devam ettirecek ve ülkeyi dünyaya rezil edeceksiniz?
@AYMBASKANLIGI@TCYargitay@adalet_bakanlik@muhteremince@EnginYl@mentes70@YilmazAkcil1968
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü
Bu gün; gerçeğin peşinden gitmenin, bedel ödemeyi göze almanın ve susmamayı seçmenin günüdür.
Berlin’den, dünyanın dört bir yanındaki gazetecilere —özellikle Türkiye’de baskı, yargı tacizi ve sürgünle susturulmak istenen tüm basın emekçilerine— saygıyla sesleniyoruz.
Ülkesinden koparılmış, ailesinden uzaklaştırılmış, ama kalemini ve onurunu bırakmamış gazeteciler; hakikatin sınır tanımadığını her gün yeniden kanıtlıyor.
Cezaevlerinde yalnızca düşündüğü, yazdığı ve hakikati savunduğu için tutulanları da unutmuyoruz. Onların vakur duruşu, bizlere derin bir sorumluluk yüklüyor.
HRD olarak kararlıyız: Basın özgürlüğünü savunmaya, hak ihlallerini kayıt altına almaya, sürgündeki ve tutuklu gazetecilerin sesini yükseltmeye devam edeceğiz.
Çünkü susturulan her ses, bir toplumun hafızasından eksilen bir parçadır.
Çünkü hakikat susturulamaz.
Yıllarca imza atanlar,
yurtdışına çıkamayanlar…
Bu video sizin için.
AYM net konuştu:
❌ Adli kontrol süresiz ve ölçüsüz olamaz.
https://t.co/wOUHzRnXDL
📌 European Court of Human Rights Büyük Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihinde Yasak c. Türkiye (Başvuru No: 17389/20) kararını açıklayacaktır.
⏰ Karar saati: 11:30 (Strazburg)
Dava; TCK 314/2 kapsamında verilen mahkûmiyet, ceza hukukunun geriye yürümezliği (AİHS m.7) ve cezaevi koşulları (AİHS m.3) bakımından ileri sürülen ihlal iddialarını içermektedir.
📌 Dikkat çekici husus:
Aynı dosyada Daire, 27 Ağustos 2024 tarihli kararında ihlal bulunmadığına hükmetmiş; dosya başvurucu talebi üzerine Büyük Daire’ye taşınmıştır.
Bu yönüyle karar, sadece somut başvuru bakımından değil; özellikle 15 Temmuz sonrası yürütülen dosyalar açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaklaşımını yeniden belirleyebilecek niteliktedir.
Karar yayımlanır yayımlanmaz:
▪️ Anlık değerlendirme
▪️ Kritik tespitler
▪️ Uygulamaya etkileri
detaylı şekilde tarafımdan paylaşılacaktır.
Takipte kalın❗️
Çok Önemli! Lütfen Herkese Duyuralım!
⚖️AİHM tarafından verilen ihlal kararlarına rağmen, bazı mahkemelerin yeniden yargılama taleplerini reddettiği ve sistematik hukuksuzluğu sürdürerek eski cezayı verdikleri görülmektedir. Hukuka aykırı bu kararlara karşı, kanun yolları ve bireysel başvuru hakları sonuna kadar kullanılmalıdır.
💥💥Bu noktada yapılması gereken bir diğer ve önemli husus, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararların İcra Dairesine bildirimde bulunmaktır. Nitekim bugüne dek, hakkında hukuksuz karar verilen dokuz kişi bu bildirimde bulunmuştur (görsel).
⚖️Bakanlar Komitesi usulleri gereğince Komite bu bildirimi Hükümete iletmektedir ve Hük��met de kısa bir sürede bu bildirime cevap vermek zorundadır. Bu nedenle, Bakanlar Komitesi’ne bildirim yapılmasında zaruret vardır. Aşağıda linki ve metni bulunan bildirimin ilgili kişiye göre uyarlandıktan sonra, ilgili kararlar da eklenerek ve İngilizceye çevrilerek, Bakanlar Komitesi Kararların İcra Dairesi’nin mail adresine ([email protected]) gönderilmesi gerekmektedir.
📍 Bu bildirimler, hükümetin "AİHM kararlarını uyguluyoruz" şeklindeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koymak adına en etkili yoldur. Sadece bir e-posta gönderme kolaylığındaki bu bildirimin mutlaka yapılması gerekmektedir. Konuyla ilgili destek ve bilgi almak isteyenler, doğrudan mesaj (DM) yoluyla iletişime geçebilirler.
🖊️Yeniden Yargılama Talebinin Reddi Bildirim Metni İçin Link: https://t.co/5LORmaumI4
📌Bildirim Metni (İngilizceye çevrilerekBakanlar Komitesine gönderilecek metin)👇👇👇
Avrupa Konseyi
Bakanlar Komitesi
Kararların İcrası Dairesi’ne
Konu: AİHM kararlarının icrası kapsamında bireysel önlemlerin alınmaması – yeniden yargılama talebinin gerekçesiz reddi/önceki cezanın tekrar verilmesi (Rule 9(1)) – AİHM Başvuru no:….. ve karar tarihi.
Sayın Yetkili,
İşbu yazı, Bakanlar Komitesi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ve dostane çözüm şartlarının icrasının denetimine ilişkin Kuralları’nın 9(1). maddesi uyarınca, yararlanan tarafın (başvurucunun) vekili sıfatıyla, bireysel önlemlerin alınmamasına ilişkin bir gelişmeyi Komite’nin dikkatine sunmak amacıyla kaleme alınmıştır.
Başvurucu, … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarihli kararıyla, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan … yıl … ayhapis cezası ile cezalandırılmıştır. Mahkûmiyet, esas itibarıyla ByLock kullanımı, Bank Asya hesap hareketleri, KHK ile kapatılan dernek/sendikalara üyelik, kapatılan kurumlarda çalışma, bağış faaliyetleri, tanık/itirafçı beyanları ve benzeri yasal ve görünürde meşru faaliyetlere dayandırılmış ve suçun maddi ve manevi unsurları yönünden somut ve bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapılmamıştır.
Söz konusu mahkûmiyet kararı, sırasıyla istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesinleşmiş; ardından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru, … tarihli kabul edilemezlik kararıyla sonuçlanmıştır.
İç hukuk yollarının tüketilmesi üzerine yapılan bireysel başvuru neticesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, … ve Diğerleri/Türkiye kararında, başvurucunun da dâhil olduğu dosyalar bakımından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve/veya 7. maddelerinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM, söz konusu kararda; mahkumiyetlerin otomatik ve kategorik bir yaklaşımla, yasal ve dolaylı olgulara dayanılarak kurulduğunu; ulusal mahkemelerin suçun özellikle manevi unsurunu kişi bazında ortaya koymadıklarını, ayrıca ByLock verileri gibi belirleyici dijital delillerin elde edilme yöntemi ve güvenilirliğinin savunma tarafından etkin biçimde tartışılamadığını tespit etmiştir.
AİHM, ayrıca Yüksel Yalçınkaya/Türkiye (BD) ve Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararlarına atıfla, başvurucuların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesini talep etme hakkına sahip olduklarını ve ihlalin giderilmesi bakımından yargılamanın yeniden başlatılmasının en uygun bireysel önlem olduğunu açıkça belirtmiştir.
Bu doğrultuda, AİHM’in başvurucuya ilişkin ihlal kararına dayanılarak, …. tarihi itibarıyla [Mahkemenin ismi yazılmalı]Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuştur. Ancak söz konusu talep, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin 1(f) paragrafındaki açık düzenlemeye rağmen, herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiştir. (Eğer yargılamanın yenilenmesi talebi reddedildiyse bu paragraf yazılmalıdır. Mahkeme aynı cezayı verdiyse bu paragraf çıkarılmalıdır. Aynı cezanın verilmesi halinde bildirime yazılacak metin aşağıdaki paragraflarda belirtilmiştir).
Bu karara karşı yapılan itiraz da [itirazı inceleyen mahkeme adı yazılmalı] tarafından, yalnızca kararın “yasaya uygun olduğu” belirtilerek, yine kanunun açık hükmüne aykırı olarak ve gerekçesiz biçimde reddedilmiştir (Eğer yargılamanın yenilenmesi talebi reddedildiyse bu paragraf yazılmalıdır. Mahkeme aynı cezayı verdiyse bu paragraf çıkarılmalıdır. Aynı cezanın verilmesi halinde bildirime yazılacak metin aşağıdaki paragraflarda belirtilmiştir).
Mahkeme yeniden yargılama talebini reddederken aynı zamanda yine gerekçesiz biçimde infazın durdurulması talebini de reddetmiştir. [Kişi halen infazen cezaevinde ise bu paragraf da yazılmalı] (Eğer yargılamanın yenilenmesi talebi reddedildiyse bu paragraf yazılmalıdır. Mahkeme aynı cezayı verdiyse bu paragraf çıkarılmalıdır. Aynı cezanın verilmesi halinde bildirime yazılacak metin aşağıdaki paragraflarda belirtilmiştir).
Bu doğrultuda, AİHM’in başvurucuya ilişkin ihlal kararına dayanılarak, …. tarihi itibarıyla [Mahkemenin ismi yazılmalı]Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuştur. Talep kabul edilerek yargılama yeniden başlamış, ancak mahkeme AİHM'in ihlal kararına neden olan önceki kararı onaylamış ve aynı cezayı tekrar vermiştir. ( Eğer yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilip, aynı cezanın verilmesine karar verildiyse bu paragraf yazılmalı ve yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin yukarıdaki paragraflar metinden çıkarılmalıdır).
Bu suretle, başvurucunun dosyasında AİHM kararlarının gerektirdiği bireysel önlemler alınmamış; Mahkeme tarafından tespit edilen ihlal iç hukukta giderilmemiş ve AİHM kararının icrası fiilen engellenmiştir. Başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve 7. maddelerine aykırı biçimde [Kişi halen infazen cezaevinde ise bu cümlenin devamındaki hususlar yazılmalı]cezaevinde özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam edilmekte; adli sicil kaydında hükümlü statüsü sürmekte ve söz konusu mahkûmiyetin yol açtığı ilave ve sürekli olumsuz sonuçlara katlanmak zorunda bırakılmaktadır (Hem yargılamanın yenilenmesi ve hem de aynı cezanın verilmesi halinde yazılacak metinde bu paragraf kalmalıdır).
İşbu iletişim, yukarıda anılan AİHM kararlarının icrasının Denetimi kapsamında, tespit edilen ihlallerin giderilmesi amacıyla başvurucu yönünden bireysel önlemlerin, özellikle yargılamanın yenilenmesi yoluyla alınmasının sağlanmasına yönelik olarak, Rule 9(1) çerçevesinde Bakanlar Komitesi’nin bilgisine ve değerlendirmesine saygıyla sunulmaktadır (Hem yargılamanın yenilenmesi ve hem de aynı cezanın verilmesi halinde yazılacak metinde bu paragraf kalmalıdır).
Saygılarımla,
İMZA
[Ad – Soyad]
Başvurucu Vekili
[Baro / Sicil No – isteğe bağlı]
[Şehir / Ülke]
[İletişim bilgileri]
EK: İletişime konu mahkeme karar/ları (Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi için hem ret, hem de bu ret kararına karşı yapılan itirazın reddi kararı eklenmeli. Aynı cezanın verilmesi halinde de verilen bu karar eklenmeli).
AİHM Kararlarını Uygulamayan Hakim ve Savcılara AKPM’den Yaptırım Çağrısı!
🔖Dün, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne (AKPM) 28 parlamenter tarafından Türkiye'de hukuksuz kararlara imza atan hakim ve savcılar ile bürokratları ilgilendiren önemli bir karar tasarısı sunulmuştur. Tasarıda, Osman Kavala'nın AİHM kararlarına ve Bakanlar Komitesi tarafından başlatılan ihlal prosedürüne rağmen hâlâ serbest bırakılmamasına dikkat çekilmiştir. Tasarıda, yargı sürecinin Selahattin Demirtaş davasında olduğu gibi Osman Kavala'yı susturmak gibi gizli bir amaçla kötüye kullanıldığı ve bunun AİHS'in 18. maddesinin ihlali anlamına geldiği vurgulanmıştır. Ayrıca tasarıda, hukukun kötüye kullanılması yoluyla gerçekleşen bu hukuka aykırı tutuklamadan davada görev alan Türk savcı, hakim ve diğer yetkililerin ortaklaşa sorumlu oldukları kayda geçirilmiştir.
📌Yalçınkaya Kararı: Türkiye'de Hukukun Üstünlüğünün Bulunmadığını Gösteren Karar!
⚖️Tasarıda Kavala dışında Yalçınkaya kararına da yer verilmiş ve bu kararın "Türkiye'de hukukun üstünlüğünün bulunmadığını gösteren dönüm noktası'' niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Tasarıda yer alan tespitlere göre, AİHS'in 7. maddesi ile güvence altına alınan "kanunsuz suç olmaz" ilkesi Türkiye'de sistemik ve yaygın bir biçimde ihlal edilmiştir. Tasarı da söz konusu ihlalin dar kapsamlı olmadığına; AİHM önünde bekleyen 8.000'den fazla ve Türk mahkemeleri önünde görülen 100.000'den fazla davayı doğrudan ilgilendirdiğine yer verilmiştir.
🔖Bu bağlamda tasarı, meselenin sadece Kavala veya Demirtaş gibi belirli isimler üzerinden değil, genel bir yargı pratiği üzerinden değerlendirildiğinin göstergesidir. AİHM'in Yalçınkaya kararına aykırı karar vermeye devam eden hakim ve savcıların eylemlerinin, uluslararası merciler nezdinde yaygın bir hukuksuzluğun parçası olarak kabul edildiği görülmektedir.
🔖Tasarının sonuç ve eylem bölümünde, AKPM'nin 2518 (2023) sayılı kararına atıfta bulunularak, Avrupa Konseyi üye ve gözlemci devletleri ile Avrupa Birliği'ne somut bir çağrı yapılmaktadır. Bu çağrı, Osman Kavala'nın hukuka aykırı ve keyfi tutukluluğundan sorumlu olan savcı ve hakimler de dâhil olmak üzere ilgili yetkililere karşı "Magnitsky yasalarının" veya benzer yasal araçların kullanılarak hedefli yaptırımlar uygulanmasını içermektedir.
📍Acaba Magnitsky Yasalarının kapsamı ve ilgililer için anlamı nedir?
⚖️Magnitsky yasaları, insan hakları ihlallerine karıştığı tespit edilen kişilere karşı doğrudan ve bireysel yaptırımlar uygulanmasını sağlayan uluslararası mekanizmadır. Bu mekanizmanın amacı, yaptırımı devlete veya topluma değil, ihlali gerçekleştiren kamu görevlilerine, bürokratlara veya yargı mensuplarına yöneltmektir.
📌Bu tür yasaların Avrupa Birliği veya diğer üye ülkeler tarafından uygulanması durumunda, hedef alınan yargı mensupları ve bürokratlar için şu yaptırımlar söz konusu olabilmektedir:
🟦Seyahat ve Vize Yasakları: Yaptırım uygulanan kişilerin ilgili devletlerin sınırlarına girişi yasaklanır ve mevcut vizeleri iptal edilir.
🟥Malvarlıklarının Dondurulması: Hedef listesine alınan kişilerin yaptırımı uygulayan ülkelerdeki banka hesapları, fonları ve taşınmazları dondurulur. Bu varlıklar üzerindeki tasarruf yetkileri sınırlandırılır.
🟩Uluslararası Finansal Kısıtlamalar: Küresel finans kurumları ve bankalar, yaptırım listesindeki bireylerle ticari veya finansal işlem yapmaktan kaçınır. Bu durum, ilgili kişilerin uluslararası ödeme sistemlerine ve bankacılık hizmetlerine erişimini kısıtlar.
📍Sonuç itibarıyla bu karar tasarısı, uluslararası kurumların Türkiye'deki yargı pratiklerine yönelik yaklaşımında yeni aşamaya geçildiğini göstermektedir. Osman Kavala davası, yargının belirli kişileri susturmak amacıyla kullanıldığı tespitini içerirken; tasarıya özellikle eklenen Yalçınkaya kararı, meselenin bireysel ihlal boyutunu aşarak yapısal bir nitelik kazandığını ortaya koymaktadır. Yalçınkaya kararı, tasarıda da açıkça ifade edildiği üzere, Türkiye'de "hukukun üstünlüğünün bulunmadığını" belirten ve "kanunsuz suç olmaz" ilkesinin 100.000'den fazla dosyayı kapsayacak şekilde sistemik ve yaygın olarak ihlal edildiğini teyit etmektedir.
📍Bu tasarı, ilgili kişilerin şahsi sorumluluklarının uluslararası hukuk zemininde gündeme alınacağının önemli bir göstergesidir. Tasarı, yargıyı bir baskı aracı olarak kullananların ve Yalçınkaya kararında tespit edilen sistemik hukuksuzlukları verdikleri kararlarla sürdüren savcı ve hakimlerin ortaklaşa sorumlu olduğunu kayıt altına almaktadır. Hukuku araçsallaştırarak bu sistemik probleme neden olan ve söz konusu pratiği devam ettiren yargı mensupları ile bürokratların, şahıslarını hedef alan yaptırımlarla karşılaşabilecekleri ve eylemlerinin hukuki sonuçlarıyla yüzleşecekleri gerçeği, bu tasarıyla birlikte Avrupa Konseyi'nin somut gündem maddelerinden biri haline gelmiştir.
🔗Karar Tasarısı Linki: https://t.co/MEg0721tOk
@AYMBASKANLIGI@TCYargitay@TC_Danistay@HSKKurumsal@EnginYl@mentes70@YilmazAkcil1968
AHIM Yalcınkaya kararının gücü
@AYMBASKANLIGI
direnemez.
@TCYargitay hiç direnemez
713 bin 497 masumun siyasi iktidar ve kendisine bağımlı 15 Temmuz yargısına karşı HUKUKI ZAFERIDIR
İki yıl kararı görmezden geldiler.
Simdi kararı nasıl uyguladıklarını kararlarına yazıyorlar.