Haluk Levent'in iş insanı Hüseyin Başaran'a verdiği 'mini konser'in görüntüleri ortaya çıktı.
Levent'in Başaran'ı 60 milyon dolar dolandırdığı iddia edilmişti.
Dünyaya bakışımız, fikirlerimiz bambaşkadır. Yaptığı şakalara genellikle gülmüyorum. Son gösterisini de açıkçası beğenmedim. Tam bu sebeplerle söylemem gerekiyor ki bu haksız bir tutuklamadır.
Sürekli olarak bahsettiğimiz “sekülerlik” kavramının en önemli tarafı şudur; öznel değerler (din veya tabu) kamusal alanda müeyyide gücüyle birleşerek kişinin yaptığı şaka sebebiyle tutuklanmasına sebebiyet vermemelidir.
Burak Hoca, muhalif seçmenin yıllardır içine hapsedildiği illüzyonu çok net özetlemiş. Bu tabloya bakınca insan siyaset biliminin o temel sorusunu sormadan edemiyor: Neden oy veriyoruz? İyiyi seçmek için mi, yoksa felaketten kaçmak için mi?
Bu durum bana The Dark Knight filmindeki o meşhur sahneyi hatırlatıyor. Harvey Dent, kriz anlarında Roma'nın demokrasiyi askıya alıp şehri koruması için bir adama tam yetki verdiğini savunduğunda, Rachel ona şöyle söylüyordu: "Cumhuriyeti koruması için yetki verdikleri son adamın adı Sezar'dı ve o, gücünü asla geri vermedi."
İşte muhalefet seçmeni de yıllardır sürekli bi’ son travması yarattığı ve felaketi önleme refleksiyle kendi siyasi figürlerine o sınırsız yetkiyi verdi. Kurumların, ilkelerin ve liyakatin yerini "kurtarıcılar" aldı. Ancak günü kurtarmak için açılan bu sınırsız kredi, günün sonunda seçmenin özgüvenini çalan ve siyaseti bir rant ihalesine çeviren o "kötü karaktere" dönüştü. Dent'in dediği gibi: Ya kahraman olarak ölürsün, ya da kötüye dönüşecek kadar uzun yaşarsın.
NATO toplantısı öncesi yaşanan baskınlar bizim açımızdan utanç verici olmalı.
1. Bu insanlar teröristse şimdiye kadar neden ellerini kollarını sallayarak geziyorlardı?
2. Değillerse önleyici ceza diye bir şey çıktı da bizim haberimiz mi yok?
3. Türkiye neden NATO üyesi? Bağımsızlığını korumak için. Bağımsızlık ne işe yarar? Kişisel hürriyetlerimizi korur. Yani biz canı isteyen NATO karşıtı eylem yapabilsin diye NATO üyesiyiz.
Eyyamcı ve vatandaşının haklarına saygısız bir ülkeysek bağımsızlığımız da tehlikeye girer. Robot gibi vatandaş arzuluyorsanız, o vatandaşın devrelerine başka ülke sızarsa, kendine hizmet ettirir.
Elinde silah olup terör faaliyeti gerçekleştiren herkes ölmeli. Teröristi öldürmüyorsun, devlet meşruiyetiyle git akademisyen ol dediğini tutukluyorsun. Absürt bir iş.
Bir grup insan gece uyumadı, gündüz yemek yemedi. Mesafeleri sürünerek aldı, tehlikeleri kıpırdamadan göğüsledi. Bu sayede Türkiye Cumhuriyeti, civarda kendi sınırını çizen tek ülke oldu. Tam olarak bu yüzden civarda her ülke karışıyor, o ülkelerden kaçıp Türkiye'ye sığınmak için can atıyorlar. Ancak Türkiye, AKP'ye rağmen Türkiye bunları yaşamıyor. O "bir grup insan" sayesinde.
Aklı başında her Türk, o "bir grup insan" aklına düşünce bile ayağa kalkar. Onlara çok şey borçluyuz. Tam olarak bu yüzden ayağa kalkıyoruz - hem birbirimize hem düşmanımıza o borcun farkında olduğumuzu hatırlatıyoruz. Alıştığımız konforun neye mâl olduğunu hatırladıkça onu bizden alamayacaklarını biliyoruz. Fırsat bulsa Türkiye'yi mezbeleliğe çevirecek Neşe, bu yüzden rahatsız oluyor.
"Aman Nazi olmayalım" diye panik atak geçiren Almanlarsa, 15 yaşında kızı istismar eden göçmenlere ceza vermekten bile korkuyorlar.
9 sene önce bugün, henüz 22 yaşındayken PKK’lı teröristlerce katledilen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimizin ruhu şâd olsun. Onu ve diğer 383 öğretmenimizi türlü vahşiliklerle aramızdan alanları asla unutmayacağız, affetmeyeceğiz ve uzlaşmayacağız.
Devleti hamasetle değil kapasiteyle, aidiyeti dogmayla değil akıl ve liyakatle ölçen Cumhuriyet damarının bugünkü adıdır: Seküler milliyetçilik. Bir tepki değil, sistemleşmiş bir perspektif; Türkiye'nin sıkışmış kentli orta sınıfının yeni siyasal dili.
Türkiye'de Seküler Milliyetçilik: Kavramsal, Sosyolojik ve Stratejik Bir Analiz
https://t.co/D2AGuv3aLl
"Patili annesiyim" lafı işten kovulma gerekçesi değildir. Halkı evlilikten ve çocuk yapmaktan soğutan AKP'ye hiçbir yaptırım yok. Kendince bir hayvanla bağ kurmuş birini hedefe koyuyorsunuz.
İfadesini tasvip etmeseniz bile işten kovamazsınız. Çok çiğ bir şov bu.
Zaten açmaz da burada. Soru şu sen bu kurumsal kimliği gerçek kimlikleri baz alarak ne kadar daraltmaya hazırsın. Kimleri dışarıda bırakabilirsin? Neticede bu unsurlar öyle birbirinden su ile zeytinyağı gibi ayrılmış vaziyette durmuyorlar. Bir sokakta 70 milletten adam oturabiliyor. Bir toplum inşa ederken de kümeni imkân dahilinde geniş tutuyorsun. Osmanlılar ne Türk hakim unsurla ne Müslümanlıkla bu kümeyi çizemezdi. Agop’u, Hristo’yu, Avram’ı nereye koyacaksın? Onlar da geniş bir kimliği oluşturdular haliyle. Hatta bu açıdan daha modern bir kavram Osmanlılık, hiçbir etnik göndermesi yok, tam Anderson’lık bir muhayyel cemaat.
Bir şey diyeyim mi? Evet “ulus” ile “ırk” aynı şey değildir. Ancak
Osmanlıcılık da zaten imparatorluğun Ulus-Devlet denemesiydi. Eşit yurttaşlık temelinde tüm unsurların bir araya getirilmesi hedefleniyordu ki Çarlık Rusya’sı ile Avusturya-Macaristan da benzer girişimlerde bulundular. Ancak üçü de belirli açılardan başarısız oldu.
Millet olarak toplumumuzu, çocuklarımızı videodaki bu temiz ve vakur insanların gelecek tasavvuru üzerinden mi modelleyeceğiz; yoksa görseldeki bu garabet hâlinin gölgesinde mi? Tüm bu patırtının özü aslında karşı karşıya olduğumuz bu basit soruya vereceğimiz yanıttan ibaret.
Ekmeğin küçüldüğü nedense bu arkadaşların aklına azınlık milliyetçiliği değil sadece Türk milliyetçiliği yapıldığı zaman, “savaşın” kötü bir şey olduğu da kolluk güçleri değil sadece terör örgütleri kayıp verdiği zaman geliyor.
Bugün üniversite koridorlarında Türk milliyetçiliğinin yaşadığı temsil sorunu, bir ideoloji krizinden ziyade bir estetik ve içerik krizidir.
Bir yanda dünyanın ritmini yakalamış, sanatla, sinemayla ve dünya edebiyatıyla hemhal olmuş bir çevre; diğer yanda ise şekilsel bir muhafazakarlığa hapsolmuş, “vatan-millet” retoriğini 50 yıl önceki kalıplarla tekrarlayan bir yapı var. Genç zihinler ideolojik bir bilinçten önce, nefes alabilecekleri bir kültürel zemin arıyor.
Akp bu ülkede sadece ekonomiye mi zarar verdi niye sadece ekonomi konuşma mecburiyetimiz varmış..memleket sefaletle kırılırken “hükümet destek kaybediyor, çıkmaza girdi, fırsattan istifade biz bunlara istedikleri iktidarı verelim karşılığında da apo piçini siyasette meşrulaştıralım” diye adamlarla ortaklık yapan sizsiniz, arkasına hükümetin sermaye desteğini alıp pkkyı futbol üzerinden meşrulaştırmaya çalışan sizsiniz, bahçeliyle el ele verip sırrıyı falan güzelleyen sizsiniz. Ama finalde siz muhalifsiniz, sizin akpyle beraber yaptığınız şeyleri eleştirenler “akpnin en başarılı projesi” aynen amk sizden ala akp projesi mi var lan
Son video epey tartışma yarattı. Bazı arkadaşlar mevzuyu anlamamış maalesef. Konu “avcı toplayıcılık daha iyiydi” değil. Modern Kapitalist ilişkilerin meşrulaştırılması için insanın temelde bencil olduğu, ilkel insanın “herkesin herkesle savaşı” atmosferinde yaşadığı, insan arzularının sınırsız olduğu gibi varsayımları sorgusuz kabul etmemiz. Biyolojik tarihin neredeyse %95’inde insanların acı içinde kıvrandıklarına, tahıl ve ticaret sayesinde saadeti bulduklarına inanmak için elimizde veri yok. Tahıl ve yerleşik yaşam daha mutlu insanlar yarattığı için değil “daha öngörülebilir bir hayat” sunduğu için kazandı hikaye budur. Öte yandan insan davranışını anlamak için sürekli olarak şempanze örneklerine başvurulması da bilinçli bir tercih. İnsan doğasına dair kapitalist tanımlamanın sağlamasını yapmak için bilinçli seçilmiş örneklerle dolu antropoloji tarihi.
Maden aramak için doğasını katletmeye çalıştıkları Perşembe Yaylası’nı, Evliya Çelebi’den dinleyin:
“Bu yüksek yayla, Aybastı kazası sınırları içinde, göklere ser çekmiş bir yeşil deryadır.
Havası o kadar latif, suyu o kadar soğuktur ki, insan içince sanki canına can katar. Otlakları o kadar bereketlidir ki, zayıf bir hayvan buraya gelse kırk günde semirip aslan gibi olur. Gece gündüz kalabalıktan ve şenlikten yer gök inler. “
Belki bozuk bir plak gibi görünecek ve her ortamda da aynı şeyi tekrar ettiğimi beni yakından tanıyanlar biliyorlardır. Fakat bu iğne, hakikat yerini bulana kadar aynı noktaya düşmeye devam edecek:
- Bizden önceki kuşakların ‘beka’, ‘milli güvenlik’, ‘devlet meselesi’ diye paranteze sıkıştırılıp önümüze konan meseleleri ve de en önemlisi de ihmal ettiği, sol oluşumların tekeline terk edilen ne varsa; 8 Mart’tan 1 Mayıs’a, işçi hakkından ekolojik dengeye kadar her cephede artık biz olmalıyız.
- Adına ister "Yeni Nesil", ister "Radikal", isterseniz de "Seküler" milliyetçilik deyin; biz Türk milliyetçiliğini sadece sınır hatlarında değil, vatanın kalbinde, her bir maden ocağında ve her bir ağacın gölgesinde yeniden tanımlamalıyız. Yani aslında toplumu ilgilendiren her mesele içerisinde…
- Hak arama alanlarını kendi feodal mülkü sanan marjinal gruplara meydanı bırakmamalıyız. Her grev çadırında, her kadın platformunda ve her ekolojik mücadelede Türk milliyetçileri kendi kimliğiyle, en gür sesiyle en ön safta saf tutmalıdır.
Madencilerimiz haklarını aldıkları gün, tüm madencilerimize pizza getireceğiz.
Eylem bölgesinin ‘yüzlerce metre dışında’ yediğimiz yemek birilerinin ağzına sakız olmuş. Sendikadan birisi 'Pizza muhabbeti nedir?' diye sordu. Anlattık; gülerek, 'Kazandıktan sonra bize de getirin bari' dedi.