Fildişi Sahili formasıyla Dünya Kupası'nda mücadele eden Yan Diomande, kaybettiği kız kardeşi Roxane'e The Players' Tribune'de bir mektup yazdı.
Sevgili Roxane,
Birinin bana sahte bir Manchester United forması aldığı günü hatırlıyor musun? Ben de arkasına siyah keçeli kalemle Ronaldo 7 yazmıştım.
Biz zenginliği ya da fakirliği bilmiyorduk. Sadece mutluluğu biliyorduk.
Abidjan'da aynı evde 25 kişinin uyuduğu günleri hatırlıyor musun? Annem dizilerini izlemek isterdi. Diğer herkes film açmak isterdi. Benim uyuyormuş gibi yapıp gece yarısından sonra televizyon odasına girdiğimi hatırlıyor musun? Televizyonun sesini neredeyse duyulmayacak kadar kısardım. İki çizgi falan. Karanlıkta futbol izler, hayaller kurardım.
Büyüklerin beni toprak sahada oynarken görüp topa sert vurduğum için bana "Roberto Carlos" lakabını taktıklarını hatırlıyor musun? Ve benim buna gizlice ne kadar sinirlendiğimi? Çünkü idolüm CR7'ydi.
Evden ne kadar uzağa futbol oynamaya gittiğimi hatırlıyor musun? Daha dokuz yaşındaydım. Gana sınırına yakın Inter Foot Sud Comoe'ye gitmiştim. Tek başına küçücük bir çocuk. Bu hikâyeyi sana hiç anlattım mı bilmiyorum ama ben ve diğer çocuklar o kadar açtık ki bir köye gidip patates çalardık. Küçük bir banka soygunu gibi. İki çocuk dükkân sahibinin dikkatini dağıtır, diğer 18 çocuk iki patatesle kaçardı. Patatesler aslında pek de güzel değildi. Ama tadı muhteşem gelirdi. Hala en sevdiğim yemek odur. Biraz yağla haşlanmış patates. Bana o günleri hatırlatıyor.
İlk gerçek futbol kramponlarımı aldığım günü hatırlıyor musun? Onlarla uyurdum. Büyürken hep beyaz plastik terliklerle futbol oynadım. Hatta şimdi eve döndüğümde bile onlarla oynuyorum. Bu bizim geleneğimiz.
Eve döndüğümde mahalledeki arkadaşlarıma söylediklerini hatırlıyor musun? "Neden antrenmanı bıraktınız? Yan size araba almayacak. Çalışmaya devam etmeniz lazım." Daha on yaşındaydın ama şimdiden menajerim gibiydin.
Fransa'ya taşınmanın hayalini kurduğumuz günleri hatırlıyor musun? Alışverişe çıkacağımızı, kendi evimizin olacağını, benim zengin bir futbolcu olup arabalar ve büyük bir ev sahibi olacağımı... Ve senin hiçbir şeyi dert etmek zorunda kalmayacağını... Herkes gülerken, bir gün yeni Cristiano olabileceğime inanan sendin.
15 yaşında lise için Amerika'ya taşındığım zamanı hatırlıyor musun? Ev hasretinden mahvoluyordum. Aylar boyunca kimsenin ne dediğini anlamadım. Beni Fransız bir çocuğun yanına oturttular. Öğretmenin söylediklerini bana çevirmeye çalışıyordu. Seni arayıp, "İnanamayacaksın ama buradaki çocuklar öğretmenlerle tartışıyor" dediğim günü hatırlıyor musun? Bizim oralarda büyüklere gözümüzü kaldırmaya bile cesaret edemezdik.
Çocukların okul çıkışı sigara içtiğini gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı hatırlıyor musun? Bana hep bir Amerikan dizisinin içinde yaşıyormuşum gibi hissettiğini söylerdin.
Bournemouth denemelerini hatırlıyor musun? Chelsea'yi, Rangers'ı, Olympiacos'u, Crystal Palace'ı? Hatta bir antrenmandan sonra Eze ve Olise yanıma gelip, "Dostum, gerçekten çok iyisin." demişlerdi.
Ama yine de beni transfer etmediler.
MLS'teki B takımları bile istemedi beni. Nedenini bile bilmiyordum. Kimse bana bir sebep söylemedi. Her şeyi büyükler hallediyordu. Beni Avrupa'nın dört bir yanına götürüyorlardı ve herkes hayır diyordu.
Vizemin süresi dolmuştu. Hayalim bitmişti. Beni Afrika'ya geri gönderdiler ve birlikte ağladık.
Ama inanmaktan hiç vazgeçmeyen sendin. Birkaç hafta sonra Leganes'e imza attım ve bu kez farklı gözyaşları döktük.
O zamanlar hala duygularım vardı. Şimdi hiçbir şey hissetmiyorum. Sanki insan bile değilim. Sen öldüğünden beri içim bomboş.
Senin gittiğini söyledikleri gün ağladığımı bile sanmıyorum. Sadece şoktaydım.
Leganes formasıyla ilk maçıma çıkmamın üzerinden birkaç hafta geçmişti. 18 yaşında Real Madrid'e karşı ilk maçına çıkan kaç kişi vardır? Delilik gibiydi. Bir rüyaydı.
Sonra kabusa dönüştü. Memleketten biri sürekli beni arıyordu. Sinirlenmiştim. Neden durmadan aradıklarını anlamıyordum. Telefonu açtım ve hiç yumuşatmadan söylediler. Bizim oralarda olduğu gibi. Duygu yok. Sadece...
"Kız kardeşin öldü."
"Ne?"
"Öldü."
"Neden bahsediyorsun sen?"
"Bir partide içeceğine bir şey koymuşlar. Bir daha uyanmadı. Gitti."
Sen daha 15 yaşındaydın.
15.
Hiçbir zaman cevap alamadım. Belki de nedenini öğrenmek istemiyorum. Belki kıskançlıktı. Belki bizim ülkede olan şeylerden sadece biriydi. Belki seni koruyabilirdim. Bilmiyorum.
Tanrı'nın planına güvenmeye çalışıyorum. Yapabildiğim tek şey bu. Unutmaya çalışmıyorum çünkü unutamayacağımı biliyorum. Yapabileceğim tek şey bu acıyı daha çok çalışmak için kullanmak ve birlikte kurduğumuz tüm hayalleri gerçekleştirmek.
Bunu yazıyorum çünkü bu konu hakkında konuşamıyorum. Bunu, seni yaşatacağıma söz vermek için yazıyorum. Herkes senin adını bilecek. Tüm dünya.
Sahada yaptığım her şey senin için.
Seni son gördüğümden beri o kadar çok şey oldu ki... İnanamazdın. Aslında ben de inanamıyorum.
Biliyor musun en tuhafı ne? Real Madrid'e karşı ilk maçımdan sonra Mbappe ile forma değiştirdim. Onu televizyonda izlediğimiz günleri hatırlıyor musun? Sen hep şöyle derdin: "Mbappe mi? Evet iyi bir oyuncu. Ama benim kardeşim daha iyi."
Bir konuda yanılmışım. Zengin olmak istemiyorum. Paranın insanlara ne yaptığını görüyorum. Ailelere bile.
Leganes'te oynarken kazandığım her şeyi eve gönderiyordum. Bir süre sonra para istememeye başladım. Yük gibi geliyordu. İstemeyi hiç bırakmadılar. Sanırım beni çoktan milyoner sanıyorlardı. Oysa bir evim bile yoktu. Antrenman tesislerinde, televizyonu olmayan küçücük bir odada yaşıyordum. Sadece futbol ve uyku. Futbol ve uyku.
Ne büyük bir ev istedim. Ne arabalar. Tek istediğim her şeyimi futbola vermekti. Ve dünyaya kız kardeşimin haklı olduğunu göstermekti...
Buna güleceksin.
Leipzig'e transfer olduğumda sürekli geç kalıyordum. Gerçi geç kalmak da değil. Tam zamanında gidiyordum. Ama Almanya'da tam zamanında gitmek, çok geç kalmak demek.
Ne yaptığımı tahmin edersin. Her yere 90 dakika erken gitmeye başladım. O kadar erken gidiyordum ki takım arkadaşlarım bana "Alman" lakabını taktı.
Ben her şeyi abartmak zorundayım. Hiç sakin olamam. Bunu hep sen söylerdin.
Artık kendimi evimde hissettiğim tek yer futbol sahası. Orada sakinleşebiliyorum ve seninle konuşabiliyorum. Keşke hala burada olsaydın da sana şunu söyleyebilseydim:
Başardık.
Söylediğin her şey gerçek oldu.
Yarın Dünya Kupası'na gidiyoruz. Gerçekten. Kardeşin, Drogba gibi, Yaya Toure gibi, Gervinho gibi Fildişi Sahili forması giyecek.
Ben buna bir maç gibi bakmıyorum. Bir sahne gibi bakıyorum. Bu, bana inandığın şeyi tüm dünyaya gösterme fırsatım. Her gol attığımda insanların senin adını öğrenmesini sağlayacağım. Kimsenin seni unutmasına izin vermeyeceğim.
Hep Cristiano'dan daha iyi olabileceğimi söylerdin. Eğer onu orada görürsem senin adına selam vereceğim.
Söz veriyorum, söylediğin şeyi gerçekleştireceğim. Daha gerçek bir kramponum bile yokken herkese şunu söylüyordun:
"Benim kardeşim dünyanın en iyisi olacak."
Haklı olduğunu kanıtlayacağım.
Ya da bunu yapmaya çalışırken öleceğim.
Kardeşin,
Yan
📰 The Players' Tribune
😢 Yan Diomande'nin kız kardeşi 15 yaşında hayatını kaybediyor ve turnuva başlamadan onun için bir mektup yazıyor.
Okurken gözümden yaş geldi, çok kötü oldum. Mekanı cennet olsun, Allah rahmet eylesin!
"Birinin bana sahte bir United forması aldığını ve arkasına siyah keçeli kalemle Ronaldo 7 yazdığımı hatırlıyor musun? Oturup Fransa’ya yerleşme hayalleri kurduğumuz zamanları hatırlıyor musun?
Alışverişe çıkacağımızı, kendimize ait bir evimiz olacağını, arabaları ve büyük bir evi olan zengin bir futbolcu olacağımı ve senin hiçbir şey için endişelenmek zorunda kalmayacağını...
Herkes benimle dalga geçerken, benim bir sonraki Cristiano olacağıma her zaman inanan tek kişi sendin.
Beni Bournemouth’ta, Chelsea’de, Rangers’ta, Olympiakos’ta, Crystal Palace’ta denemelere aldılar... MLS’in yedek takımları bile beni istemedi.
Nedenini bile bilmiyelim. Vizem bitti. Hayalim son buldu. Beni Afrika’ya geri gönderdiler ve birlikte ağladık.
İnanmaktan asla vazgeçmeyen tek kişi sendin. Birkaç hafta sonra Leganés ile sözleşme imzaladım ve bu kez çok farklı gözyaşları döktük.
Bugün ise hiçbir şey hissetmiyorum. Sanki artık insan bile değilmişim gibi. Sen öldüğünden beri içim bomboş.
Telefonu açtım ve şoku hafifletmeye bile çalışmadılar. Hiçbir duygu yoktu. Sadece: 'Kız kardeşin gitti.' Bir partide bardağına bir şey koymuşlar ve bir daha hiç uyanmamış. Gitti. Henüz 15 yaşındaydın. 15 yaşında.
Yarın Dünya Kupası için yola çıkıyoruz. Gerçekten. Erkek kardeşin Fildişi Sahili için oynayacak; Drogba gibi, Yaya gibi, Gervinho gibi.
Her gol attığımda, tüm dünyanın senin adını öğrenmesini sağlayacağım. Öngördüğün şeyi gerçekleştireceğim, yemin ederim. Haklı olduğunu kanıtlayacağım ya da bunu denerken öleceğim."
sadece bir işçi hareketinin oyle ya da boyle eninde sonunda basarili olabilmesi, veya gulistan'in davasının çözülmeye başlaması kaç tane haksizliga uğrayan, evladını yok yere kabeden insana umut oldu. iste sırf bu yuzden bile mücadeleden vazgeçmemek cok kıymetli
Önce Allah, Halifelik, İslam diye savaşta yanımda tuttum.
Sonra mecliste Kürdistan mebusları diye onları meclise aldım.
Sonra devleti onlarla birlikte kurduktan sonra işim bitti onlarla.
Ülkede Kürt kelimesini dahi yasaklayıp ulus devlet kurdum. Öz topraklarında onları parya yaptım.
En sonunda ise Avrupadan, Selanikten, Balkanlardan senin gibi ne idüğü belirsiz devşirmeleri getirdim.
Nevruz bir yana yılbaşı kutlamak bile kadim türk geleneğidir diyenler var. Zaten coğrafyada yenip içilen her yemek de istisnasız bizim mutfağın. E güzel kardeşim insan medeniyetine mal olmuş her ama her şeyi biz bulduysak geri kalan yüzlerce halk türkler gelmeden önce kutlama yapmayan yemek yemeyen insanlar mıydı 2sn oturup düşündün mü hiç mesela