İnsan imkân ve ihtimallerle dolup taşan bünyesi gereği tüketilemez bir varoluşa sahip süreç-varlıktır. Sarhoş değilsek durdurmaya kalkışmak manyaklıktır. Ey erkekler, ayılın artık!
Zamanın kurulumu fikrini eleştiren Romano'yu ve aşağıdaki kuruluşu kurşuna dizen harika zinciri okuduktan sonra kurumsuz yorumlara bakıp yoruluyorum, yoruluyorum, yoruluyorum... yine de uykum gelmiyor. Uykusuz kuruluyorum.
Kürtler bu ülkenin kurucu unsuru değildir. Ama Türkler de bu ülkenin kurucu unsuru değildir. Çünkü bu ülkenin kurucu bir unsuru yoktur.
Çünkü hiçbir ülkenin kurucu bir unsuru yoktur. Zira ülkeler, belirli bir olayla ya da bir kuşağın kararıyla kurulabilecek varlıklar değildir.
Homeros'un dili söz konusu olduğunda iş biraz daha farklı. Öncelikle şunu söylemekle başlayalım: Homerik Yunanca hiçbir zaman gerçek bir dil olarak kullanılmadı; konuşulmadı. Bu dil Almanların Kunstsprache dediği bir dil: Yani bu dilin tek bir amacı var, o da heksametron veznine uyacak bir biçimde dili olabildiğince büküp, eğip ve normalde günlük dilde hiçbir yeri olmayan kelimeler, kalıplar türetip ortaya sanatlı bir dil çıkarmak. Baskın dialekt ionik olsa da aeolik, dorik gibi birçok dialekte özel kullanımları Homerik Yunancada bulabilirsiniz. Tüm bu eğip bükmelere, türetmelere ve dialekt bulamacına rağmen gene de Homerik Yunanca, klasik Yunancanın ruhunu sonuna kadar taşır. Eski Yunanlar rhapsodosları dinlediğinde muhtemelen homerik yunanca onların kulağına hem arkaik hem de bazı noktalarda tuhaf geliyordu; fakat hiçbir zaman anlaşılmaz değildi onlar için. Dolayısıyla Homerik Yunanca esasında bir Kunstsprache, bir yapay dil olsa bile bu onun Klasik Yunancadan radikal olarak koptuğunu göstermiyor. İlle de bir şeye benzetilecekse, bence Osmanlıca fenomenine benzetilebilir ama bir farkla: Homerik Yunancanın günlük dille, klasik Yunancayla arasındaki fark Osmanlıca kadar büyük değil ve Osmanlıcanın aksine bu dil sadece heksametron vezninin egemen olduğu şiirlerde kullanılıyor.
Gençlik arkadaşları ile anıları hatırlatılmış 58 yaşındaki bir abimize dün. Ağlamış. Neye ağladığını bilerek ağladığını düşündüm, gözlerim doldu. Niçin ağladığını bilen adam (insan) çok hoşuma gidiyor, gözyaşıma sarasım geliyor.
23'lük de akıl veriyor, 63'lük de. Ortada eli açık nâakıl mıyım? Alınıp verilen şeye akıl denir mi bilemedim. Bak bunu iyi aklettim. Okuduğum yazarın kötü bir taklitçisi olma hevesiyle birlikte bu aklı, hazır kendimi kendimin önünden geçerken yakalamışken, şu dilenciye vereyim.
@_mertsimsek Bu sene iki kitabını, C. Romano'nun Zamansal Macerası ile birlikte okudum. İki yazar bu senenin harika keşifleri oldu. Yazarlardan mülhem 'Zamansız Toplum' kavramını geliştirmeye karar verdim. Paylaşımınızı görünce seviniverdim, yazıverdim🙃 "Zaman"ınızı "boş" "yer"e aldım🤔🤗
Aracılık müessesesi çökmüş durumda. Eskiden hatırlarım, büyükler veya eş-dost kendi akranları arasında sürekli birileri için aracılık ederlerdi. Şimdilerde ise en azından ben etrafımda hiç görmüyorum desem yeridir. Bunun birden fazla nedeni var elbette. Aklıma gelen bir iki tanesini yazayım:
1. Aracılık olayı, "görücü usulü evlilik" kategorisinde görülmeye başlandı ve gençlerimiz nazarında pek kabul görmüyor.
2. Gençlerimizin beklentilerini her geçen yıl -hızla değişen dünyayla doğru orantılı olarak- değişiyor ve karmaşıklaşıyor. Bu yüzden bir aracının iki kişiyi zihninde eşleştirmesi çok daha zor hale geliyor.
3. Mahremiyet ve bireysellik hassasiyeti arttı.
Günümüzde insanlar özel hayatlarına dair daha az müdahale istiyorlar. “Biri benim adıma birini ayarlamaya çalışıyor” düşüncesi bazıları için rahatsız edici olabiliyor. Aracılığı, bireyin kendi seçim hakkına müdahale gibi algılayanlar var.
4. Dijital platformların yaygınlaşması aracılığı işlevsizleştirdi. Eskiden insanlar evlilik için daha çok çevresine güvenirken, şimdi uygulamalar ve sosyal medya üzerinden doğrudan bağlantıya geçebiliyorlar. Bu da aracılık ihtiyacını azaltıyor. Bu bir eleştiri değil, tespit.
5. Birkaç aracılık tecrübesi olan kişi, teşebbüsü olumsuz sonuçlandığı takdirde kızıyor veya küsüyor, bir daha aracılık etmiyor. Bu iş illa olacak modunda aracılık etmemek lazım. Gençlerimiz, aracılık ettiğimiz kişilere dair bir elektrik alamadılarsa -orada görünür hiçbir sebep yoksa bile- bunu anlayışla karşılayıp illa bir açıklama veya gerekçe beklememek lazım. Olmuyorsa olmuyordur, hayırlısı diyip geçmek lazım.
6. Aracılık teşebbüsü başarılı olmazsa aracı kişi taraflardan biri tarafından suçlanabiliyor. Ama başarıya ulaşsa dahi yeterince takdir görmeyebiliyor. Bu da motivasyonu düşürüyor. İnsanlar bir daha aracılık etmek istemiyor.
Bu maddeler uzar da gider. Etrafımda o kadar çok eli yüzü düzgün, işi gücü hazır, evlenmeyi bekleyen güzel gençler var ki. Hem erkeklerden hem kızlardan. Kızlar, erkek yokluğundan şikayet ediyor, erkekler kız yokluğundan. Halbuki her ikisinden de bolca var lakin birbirlerinden haberleri yok yahut doğru iletişim kanalını bulamıyorlar.
Eşim de ben de elimizden geldiğince sürekli aracılık yapıyoruz ama bu da bir yere kadar. Kolektif olarak bunun yaygınlaşması lazım. Aklı selim sahibi büyüklerimizin işe el atması lazım. Hayırlı Cumalar.
Zamanın gürültüsü yok, dayı demem gereken ayı yok. Dizüstü kitap var, Zamanın Gürültüsü var.
"Yurtdışında bir yaşam kendisine hiçbir zaman çekici gelmemişti. Rusya'da yaşayan bir Rus besteciydi o."
Bazı meseleler var ki, kendi kafanızla düşünürek bir türlü uygun kelimeleri yan yana getirip halledemezsiniz, başka kafaların sizin yerinize çözmesi gerekir. Zamanın gürültüsünü sizin yerinize onlar susturur yahut konuşturur. İşte öylesi:
"İdeal bir dünyada, genç bir adamın alay-
lar olduğunda, bir ironi duygusu geliştirmek iyi olur. İnsan hayatının ilerlemesi iyimserlikten kötümserliğe doğrudur ve ironi duygusu kötümserliği azaltmaya, denge, uyum oluşturmaya yardımcı olur."
Barnes'i okumanın ironisi genç okuru ihtiyarlatmasında, ihtiyara lüzumsuzluğunda.
Yorum savaşlarına bakınca ağzımın tadı, iştahım kaçtı. Konu ne olursa olsun sorunumuz mükerrer: Bağa dalıp üzüm yemek istemiyoruz, bağcı bulup ona dalmak istiyoruz.
kırmızı bölgenin elinden baharatı aldığın zaman mutfakta 4 tane yemek kalıyor. ege'den şaşmayacaksın etobursan da otobursan da dünya'nın en iyi yemekleridir her biri
@Kaosvesessizlik Kitaba ismini veren sözlerin olduğu yeri okudum az evvel, şimdi de sizin paylaşımınızı. Kitap, biraz abartarak söylersem, yalnızlık ve suskunlukta saklı olan zamanın nasıl dile geldiğini anlatmaya çalışıyor. Kükürt ve tozun hikâyesini. Sizden ziyadesiyle istifa ediyorum. Sağolun.
"Mutlaka unuttuğum bir ayrıntı vardır. Uğruna o rüyayı gördüğüm küçücük bir ayrıntı - korkunun, kalp çarpıntısının, anlatılamayan dehşetin zamanı yoktur, adeta belleğimde donmuştur."
Judith Hermann'ın kitabına, Bir Son Duygusu'nu bitirir bitirmez başladım. Bu duygunun sonu yok.
Zaman belleğin çözülmesi öyleyse, okuduğumdan anladığım bu. Durmadan unutup hatırlayarak buzunu eriten bellek, zamanı doğurup bizi öldürüyor. Biz, zamanı öldürüp durmadan doğuruyoruz. Nesebi gayr-i sahih hikâyeler anlatıp duruyoruz. Yoksa birbirimize her şeyi söyleyebilir miydik?
"Mutlaka unuttuğum bir ayrıntı vardır. Uğruna o rüyayı gördüğüm küçücük bir ayrıntı - korkunun, kalp çarpıntısının, anlatılamayan dehşetin zamanı yoktur, adeta belleğimde donmuştur."
Judith Hermann'ın kitabına, Bir Son Duygusu'nu bitirir bitirmez başladım. Bu duygunun sonu yok.
Kökleri birleşip bağlanan kelimeleri görünce seviniyorum. Gelin birlikte sevinelim:
""Özgür", " barış" veya "huzur" ve "arkadaş" gibi sözcüklerin kökeni olan 𝘧𝘳𝘪, "sevmek" anlamına gelir. Dolayısıyla "özgür"ün esas anlamı "arkadaşlara veya sevilen insanlara bağlı olmak"tır."
Son zamanlardaki en heyecan verici keşfim Claude Romano. Roman o fenomenolojinin gölgesinde kendini bize nasıl buyurur, onu anlatıyor:
"Fenomenolojik rejimde biz (fenomenolog) nesneye bir yöntemi dışarıdan uygulamayız, daha ziyade nesne kendi yöntemini bize buyurmalıdır, yani +