Atatürk’ün, Büyük Taarruz’da, 1 Eylül 1922’de verdiği, Dünya Savaş Tarihi’ne geçen ünlü emrin aslı.
“Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”…
Falih Rıfkı Atay, bu emir hakkında şunları yazacaktı:
“Ben, ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk, biliyor musunuz? Kurtulmuştuk. Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal… Sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim. Konuşmak için dilim, yazmak için kalemim tutuldu...”
#mustafakemalatatürk #Atatürk
30 Ağustos Zafer Bayramı'mız kutlu olsun. 🇹🇷
Atatürk, Büyük Zaferi şöyle anlatıyor:
“26/27 Ağustos günlerinde, iki gün içinde Afyonkarahisar’ın güneyinde 50 km. ve doğusunda 20-30 km. uzunluğundaki güçlendirilmiş düşman cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun büyük kuvvetlerini 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar yöresine çevirdik. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Savaşı unvanı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak ettik. Düşman ordusunun başkomutanlığını yapan General Trikopis de tutsaklar arasındaydı. Demek, tasarladığımız kesin sonuç 5 günde alınmış oldu...”
Atatürk, 17 Ağustos gecesi Akşehir’e giderken Salih Bozok’a: “Düşündüğümü uygulayacak zamana sahip olursam dünyanın gözlerini kamaştıracak bir askeri manzara oluşacaktır” demişti.
Öyle de oldu.
Büyük Zaferin baş mimarı
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk başarıyı hiç bir zaman kendine mal etmedi.
Atatürk, Nutuk’ta Büyük Zafer’den ordunun ve milletin eseri olarak şöyle söz ediyor:
“Her evresi ile düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş olan bu hareket, Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta kurulunun yüksek güçlerini ve yiğitliklerini tarihe bir daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir milletin çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sevincim ve mutluluğum sonsuzdur.”
Bu toprakların vatan olarak kalmasını sağlayan ve bu vatanda tam bağımsız, laik, üniter bir ulus devletin; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına sağlam bir zemin hazırlayan BÜYÜK ZAFER'İN 104.yıl dönümünde Başkomutan Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'ümüzü ve silah arkadaşlarını, kahraman Mehmetçiğimizi, fedakar Kuvayı Milliyecilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Yaşasın tam bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti 🇹🇷
İran’da bombalanan bir okulda 100’e yakın çocuk hayatını kaybediyor.
Dünya sağır, dünya dilsiz.
Aynı şey bir Batı ülkesinde yaşansaydı yer yerinden oynardı.
Sormak istiyorum:
Bir Batılı kaç Doğulu eder?
Tek dozu bile, ülkemizde yılda en az 1400 kadının öldüren serviks kanserini önleyebilen HPV aşısı ülkemizde hâlen yapılmıyor. Dünyada yüksek/orta/düşük her gelir seviyesinden 145 ülke yapıyor bu aşıyı, sadece 50 ülke yapmıyor, biri de biz. Utanç verici:(( https://t.co/fwoUBqC06K
Bazı sosyal medya hesaplarında, Ankara Çubuk 3 Nolu Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan bir aile hekimi hakkında, “devletin elektriğini şahsi aracı için kullandığı” yönünde gerçeğe aykırı ve iftira niteliğinde paylaşımlar yapılmıştır.
Bilinmelidir ki; Aile Sağlığı Merkezlerinin elektrik abonelikleri mevzuat gereği aile hekimlerinin kendi adlarına kayıtlıdır ve faturaları doğrudan hekimler tarafından ödenmektedir. Dolayısıyla “devletin elektriği” ifadesi hem hukuken hem de fiilen yanlıştır.
Bu asılsız iddia, meslektaşımızın kişilik haklarına ve mesleki saygınlığına zarar vermektedir. Hukuki süreç AHEF Avukatınca başlatılmış olup, yanlış bilgilendirme ve itibarsızlaştırmaya karşı mücadele kararlılıkla sürdürülecektir.
Yapılan operasyonlarla ilgili kamuoyuna açıklamamdır:
Ankara'nın en büyük hırsızı kim diye sorsanız, 'ben çıkarım' diyen Melih Gökçek operasyonu önceden duyuruyor.
Bu ülkede Gökçek ve ailesinin tümü yargılanmadan, hapse girmeden, yaptıklarının hesabı sorulmadan asla adaletten bahsedilemez.
Halkın İradesine Yönelik Siyasi Müdahaleleri Reddediyor, Demokratik ve Barışçıl Bir Ortam Mücadelemizden Vazgeçmiyoruz!
Belediyelere yönelik olarak sürdürüldüğü iddia edilen soruşturmalarda, bu sabah Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ile birlikte onlarca kişi gözaltına alınmıştır.
Yıllardır halkın iradesine karşı kayım atamaları ve belediye başkanlarının gözaltına alınması ile başlayan ve 19 Mart’tan bu yana devam eden gözaltı ve tutuklamaların ana muhalefet partisinin seçilmiş üyelerini kapsaması ne yazık ki bu operasyonların hukuki olmaktan çok siyasi bir vasfa sahip olduğuna işaret etmektedir. Halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeye yönelik bu operasyonlar sürecinde yaşananlar ifade özgürlüğü başta olmak üzere en temel insan haklarının, adalet duygusunun, kardeşlik duygusu ve eşitliğin giderek daha da aşınmasına neden olmaktadır. Sonuçta kaybeden ülkemiz ve halkımız olmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 1948’den beri ifade ettiği gibi, “Sağlığın olmazsa olmaz şartı demokratik ve barışçıl bir ortamdır.” Birinci Meşrutiyet’ten bugüne neredeyse 150 yıllık bir demokrasi tecrübesi olan ülkemiz ve halkımız tüm kurumlarıyla işleyen bir demokrasiyi ve kalıcı bir toplumsal barış ortamını sonuna kadar hak etmektedir. Halkımızın sağlığı ve ülkemizin geleceği için hükümeti bu operasyonları sonlandırmaya, evrensel hukuk kurallarını uygulamaya, masumiyet karinesini gözeterek yargılamaları tutuksuz yapmaya, enerjisini ve zamanını halkın sağlığını ve insanlık onurunu tehdit eden yoksulluk, barınma sorunu, orman yangınları ve diğer çevre felaketleriyle mücadele için harcamaya davet ediyoruz.
Halkın iradesine yönelik bu siyasi müdahaleleri kabul etmiyoruz. Demokratik ve barışçıl bir ortam talebimizden ve mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/RRVletsS2K
OKULLARDA ARTAN MENENJİT VAKALARI
Son günlerde okul çocuklarında menenjit vakalarının arttığını söyleyerek , salgın mı var diye soruyor ve menenjit aşısı ile ilgili bilgi soruyor.
Aileler aile hekimlerine ve çocuk hekimlerine soruyor.
Kazakistan’dan sonra Türkmenistan’ın da daha yeni EOKA benzeri yeminli Türk düşmanı terör örgütünün kurulduğu Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde büyükelçilik açması sadece devlet olarak Türkiye’ye bir hakaret değildir. Bu aynı zamanda Türk milletine büyük vefasızlık ve kasıtlı bir hamledir. Bu aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı içinde Türk delegasyonunun ve Türk Hükümeti temsilinin de ağırlığının olmadığını göstermektedir. Dünyadaki yegane Türk ada devletinin Anadolu yarımadası ve dolayısıyla Türk dünyasının Doğu Akdeniz’de güneyden kuşatılmasına jeopolitik perspektif içinde mani olan KKTC’nin yok sayılması ciddi bir kırılmadır. Doğu Akdeniz’de her geçen gün Mavi Vatandan uzaklaştığımız şu günlerde Türkmenistan’ın bu kararı sebebi ne olursa olsun Rum ve Yunan’ın Türk karşıtı hamlelerinden çok daha büyük zarar vermiştir.
AKP'li CB Erdoğan, Atatürk ve İnönü Dönemlerini Yine "Tek Parti Faşizmi" diye suçlamış.
Kendisine cevap verelim:
1) 1923 seçimlerine Atatürk’ün de içinde yer aldığı ileride Cumhuriyet Halk Partisi olacak birinci grup ile onun karşısındaki muhalefeti temsil eden ikinci grup katılmıştır. 1923 seçimlerinde her il bir seçim çevresi sayılmış, 72 ilde yapılan seçim neticesinde 287 milletvekili seçilmiştir. Seçimi birinci grubun adayları kazanmıştır.
2) Her seçimde farklı uygulamaların yapıldığı tek partili seçimler dönemi 1927 yılı seçimleri ile başlamış,1946 seçimlerine kadar devam etmiştir.Bu dönemde bağımsız adaylara kontenjan ayrılmış, azınlıklar ve kadınların mecliste yer almış,CHP içinden bir “bağımsız grup”kurulmuştur.
3) 1931 seçimlerinde Atatürk, bu seçimlerde TBMM’de CHP’yi denetime tabi tutmak amacıyla yeni bir taktik geliştirmiştir.CHP 22 ilde 30 milletvekilliği için aday göstermemiş, buralarda bağımsız adayların seçilmesi için onlara fırsat tanımıştır.20 vekil bağımsızlardan seçilmiştir.
4) 1935 seçimleri kadınların da seçme ve seçilme haklarını kullandıkları ilk seçimdir. Ayrıca 1931 seçimlerinde olduğu gibi bağımsız milletvekili seçimi uygulamasına da devam edilmiştir. 1935 seçimlerinin bir diğer özelliği ise ilk defa azınlıklardan da milletvekili seçilmesidir. (Tek parti döneminde seçimler iki dereceli yapılmıştır.)
Bkz.👇 https://t.co/Ch96jjhfgW
5) Atatürk'ün devrimleriyle çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmaya çalıştığı bir dönemde seçimlerde adayların çoğunun Türk Devrimi'ni yapan tek partiden (CHP'den) olması da normaldi.(Ayrıca yukarıda anlattığım gibi sayıları az da olsa bağımsız adaylar da vardı. Bu arada tek partili meclislerde de parti içi muhalefet oluşuyor ve gerektiğinde iktidarı eleştiriyordu. Dahası, AKP'li Cumhurbaşkanı'nın "faşizm" diye adlandırdığı tek parti döneminde parti içi muhalefet, bugünkü AKP iktidarının parti içi muhalefetinden çok daha güçlüydü. Gerçek şu ki bugünün AKP'si tek parti döneminin CHP'sinden daha tek parti durumundadır.)
6) Cumhuriyetle yüzde 10'u bile okur yazar olmayan, bir din tarım toplumu durumundaki Türkiye'de, hukuktan siyasete,eğitimden kadın haklarına, kültür sanattan ekonomiye kadar bir devrim süreci başlamıştı. Bu süreçte Atatürk aydınlanmacı devrimleri, karşı devrimcilere, Cumhuriyet düşmanlarına sorarak yapacak değildi. Yüzlerce yıldır saray saltanatı ile yönetilen, yüzde 10'u bile okur yazar olmayan, sanayileşmemiş ve aydınlanma süreçlerinden geçmemiş, kadının adının bile olmadığı bir ülkede Cumhuriyeti ve demokrasiyi, Cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarına sorarak kuracak formül daha bulunmamıştı. Bu süreçte bir siyasi grubun topluma yön vermesi, halkı okur yazar yapacak, eğitecek, aydınlatacak, ülkeyi kalkındıracacak, toplumu çagdaşlaştıracak "bir ekibin" bir siyasi partinin işin başında olması en doğrusuydu.Önce aydınlanmacı devrimler yapılacak,toplumsal aydınlanma sağlanacak,siyasal katılım kültürü oluşturulacak, böylece ülke demokrasiye geçecek altyapıya ve birikime sahip olacaktı.
7) Nitekim 1946'de çok partili hayat ve kadınların da oy kullanabildiği çok partili seçimler ve 1950'de serbest seçimlerle iktidarın değişmesiyle geçilen demokrasi gökten zembille inmedi. Her şeyden önce DP'yi kuranlar tek parti CHP içinden çıktı. Bütün bu demokratik dönüşüm süreci Meşrutiyetle başlayan ve Cumhuriyetle zirveye çıkan Türk aydınlanması ile mümkün oldu.
8) Kısacası, eğer Atatürk, 1920'de üzerine saray gölgesi düşmeyen TBMM'yi açmasa, 1922'de saltanatı kaldırmasa,1923'te Cumhuriyeti ilan etmese, 1926'da kadınlara medeni haklar 1930-1934'te kadınlara siyasal haklar vermese, hukuktan siyasete, eğitimden kültüre, tarımdan sanayiye bir dizi devrim yapmasa, özellikle dinsel hukuk yerine laik hukuk sistemi kurmasa, kulu birey, tebaayı yurttaş, ümmeti ulus yapmamış olsa Türkiye'de demokrasinin d'sinden bile söz edilemezdi.
"... Aramızdaki farkı bilelim. Biz mutlakiyetten bugüne geldik, siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.” (İsmet İnönü, 27 Haziran 1956)
📢 Anayasal haklarına ve geleceğine sahip çıkmaya çalışan, demokratik ve barışçıl gösteri hakkını kullanan üniversite öğrencilerine karşı TOMA, biber gazı, plastik mermi ve fiziksel güç kullanılması kabul edilemez.
Akademik geleneği ve bilimsel niteliği açısından ülkemizde en üst düzeyde yer alan Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi öğrencilerine yönelik polisin orantısız güç kullanımı nedeniyle çok sayıda öğrenci yaralanmıştır. Yüz ve göğüs bölgelerinden plastik mermilerle yaralanan, biber gazı kullanımı nedeniyle solunum sorunları yaşayan öğrencilerin görüntüleri basına ve sosyal medyaya yansımıştır.
⚠️ Biber gazının gözle teması sonucunda gözde ağrı, yanma, batma, sulanma, göz kapağında ödem ve spazm, korneada epitel aşınması, uzun süreli maruziyetlerde ise göz enfeksiyonları, gözde kuruluk, korneada kalıcı hasar, görme keskinliğinde azalma ve kalıcı körlük oluştuğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
⚠️ Söz konusu gazlar, ağız ve burun yoluyla partikül biçiminde vücuda girdiğinde hava yollarında daralma ve buna bağlı solunum sıkıntısına, akciğer dokusunda zedelenme, ödem, kanamaya, alerjik ve astımlı hastalarda akut astım krizi ve anaflaksiye neden olabilir. Ayrıca deride kızarıklık ve yanmaya yol açabilir.
Kontrolsüz ve orantısız güç kullanılması bir insan sağlığı ve halk sağlığı sorunudur. Dünya Tabipler Birliği (DTB) “Şiddet ve Sağlık ilişkisine İlişkin Bildirgesi”nde, “tıp alanındaki profesyonellerin şiddetin ve yarattığı sağlık sorunlarının önlenmesi konusunda etkili stratejiler oluşturulması için yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerde savunuculuk yapmaları gerektiğini” belirterek hekimleri “olaydan etkilenenlerin fiziksel ve ruhsal sağlık bütünlüğünün korunmasına katkıda bulunmaya ve genel olarak insanın saygınlığını zedeleyen durumlarla mücadele etmeye” çağırıyor.
Hekimlik mesleğinin etik ilkelerinin, insan haklarıyla ilgili uluslararası ve ulusal mevzuatın bize yüklediği mesleki sorumlulukla yetkili makamlara sesleniyoruz: Anayasal güvence altında olan barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyen öğrencilere yönelik her türlü baskıdan ve orantısız güç kullanımından derhal vazgeçilmelidir.
Demokrasinin, adaletin ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu, üniversitelerin özgür ve özerk olduğu bir toplumsal düzen için mücadeleye devam edeceğiz.
Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu
👉 https://t.co/HPtoA5vAZo
Yalan doğrudan, karanlık aydınlıktan kaçarmış.
21 Mart Ekinoksu ülkeye iyi gelsin. Gece ile gündüz sürelerimiz bugün eşit.
Soğuk ve kar yağışlı hava Anadolu’da 2 gün daha etkili olup ayrılıyor.
Batıda ısınma bugün başladı, adım adım ısınarak haftaya 20°C’lere ulaşıyoruz. 🌤️