Insanlar özgürlestikce, akli dengesini yitiriyor bu ülkede!
Eskiden ezilmiş olan egemenliği alır almaz başkalarını ezmeye, dili yasaklanan sahip olunca-baska dilleri aşağılamaya, alay edilenler üst sınıfa çıkınca hemen başkalarıyla alay etmeye başlıyor. Özgürlük öle bişey değil!
Bebekler artık insanların geçim kaynağı olmuş, videosunu çekip takipçi kasmak için çocuk yapmaya başladıklarını düşünüyorum artık ...
Peki ya bu çocuklari sürüklediğiniz psikolojiden haberiniz var mı??
Bu toprakların barışı ve bir arada yaşam kültürü için elini taşın altına koymaktan hiçbir zaman çekinmedi.
Işıklar içinde uyu Kadir İnanır!
#kadirinanır
Yeni jenerasyon cok zeki.. Ama kadınlar daha da zeki.. erkek kendi rolünü kavramadan ne olduğunu bilmeden kadinlar erkeğe olması gerektiğini dikte ediyor yönlendiirp şekil veriyor. Sonuc kişiye göre degisen prenses bazen eril erkek modelleri..
Çok değişik bir zamandan geçiyoruz.
Yalvarıyorum, yardım edin bu canlılara!
Dicle Nehri ve Batman Çayı’nda bulunan kıyı kuşlarının yumurtaları su altında kaldı. Birçoğu öldü, yuvaları da sular altında kaldı. Kalan son canlıları koruyalım. Videoda kırılmış yumurtaları ve ölmek üzere olan yavruları göreceksiniz maalesef!
Alanda kepçeler ve araçlar geçiyor. Burayı korumak çok basit! Çevrecilerden ve doğa koruma kurumlarından sadece bir aylık koruma faaliyeti yeterli!
Not: Gazetecilikte artık 5N1K yetersiz kaldığı için bu şekilde kaleme almak zorundayım!
Kurumlarımıza Sahip Çıkmak Zorundayız / Ferhat Tunç
Kom Müzik üzerinden Mem Ararat’ın Kürt kurumlarıyla yaşadığı gerilimi ele alış biçimi, kişisel kırgınlığın kurumsal eleştirinin önüne geçmesi örneği oldu. Günlerdir süren bu tartışmayla ilgili ben de bir şeyler söyleme gereği duydum.
Kom Müzik, 1990’larda Kürtçe müziğin yasak olduğu dönemde Kürt kültürüne alan açan en önemli prodüksiyon kurumlarından biriydi. Elbette başka şirketler de vardı, ancak biz Kom Müzik’i kendimize yakın gördük ve dayanışma içinde olduk. O kapıdan içeri girdiğimizde karşımızda şahısları değil, bir halkın emeğiyle büyütülmüş ortak bir kazanımı gördük. MKM de aynı işlevi gören bir diğer kurumdu.
Bugün Kürt sanatçı denildiğinde akla gelen birçok arkadaşımız bu yapılarda pişti, deneyim kazandı, sahneye çıktı. Mem Ararat’ın da o kuşaktan, o emekten geçen arkadaşlarımızdan biri olduğunu biliyordum.
Yıllar sonra kurumla arasında telif, ödeme ve hak kullanımı konusunda anlaşmazlıklar çıktı. Birçok arkadaşımızın bir noktadan sonra kurumla ilişkisini kesip kendi yolunda ilerlemeye başlaması da doğal bir gelişmeydi. Mem Ararat da bu arkadaşlarımızdan biriydi ve yaşadığı süreci sosyal medyada ve röportajlarda sert bir dille kamuoyuna taşıdı.
Eleştirinin sorunlu yanı nerede?
Genelleme ve düşmanlaştırma: Yaşadığı bireisel sorundan yola çıkıp “Kom Müzik Kürt sanatçıyı sömürüyor”, “hepsi aynı zihniyet” gibi toptancı ifadelere kaydı. Bu, 30 yıl boyunca Kürtçe müziğe alan açmış bir yapıyı tek bir anlaşmazlık üzerinden toptan hükümsüz kılıyor. Somut bir telif uyuşmazlığı, tüm kurumun “düşman” ilan edilmesine dönüşünce tartışma tıkanıyor.
Kişisel hesaplaşmanın kurumsal tartışmayı gölgelemesi: Kürt müzik piyasasında telif, sözleşme, şeffaflık gerçekten sorun. Ama bu sorunlar, “bana bunu yaptılar” anlatısıyla kurulunca mesele hukuk ve politika düzleminden çıkıp güven krizi ve itibarsızlaştırma düzlemine kayıyor. Nitekim bu bağlamda sosyal medya üzerinden Kürt kurum ve siyasal alanlarını hedefe koyan tehlikeli bir itibarsızlaştırma faaliyetine alan açıldı. Aslolan bir halkın örgütlü gücü ve kazanımlarıdır. Hiç kimse bu değerleri kendi kişisel egosunu tatmin etmek için hedef almamalı.
Tarihsel bağlamın dışlanması: 90’larda Kürtçe kaset basmak suçtu. Kom Müzik o riskleri alıp bir arşiv ve pazar oluşturdu. Bu tarihsel rolü görmeden, bugünün hukuk standartlarıyla geriye dönük yargılamak haksız bir denge kuruyor. Eleştiri yapılmasın demiyorum, ama bağlamı silmek tartışmayı sığlaştırıyor.
Çözüm yerine cepheleşme: Mem Ararat haklı olduğu noktaları varsa bunları hukuki yolla, sözleşme maddeleriyle, muhasebe kayıtlarıyla tartışabilirdi. Bunun yerine kamusal alanda düşmanca bir dil kullanmak, diğer sanatçıları da “sen hangi taraftasın” ikilemine soktu.
Son olarak, günlerdir süren bu kısır döngüye artık bir son verilmeli.
Kom Müzik yaptığı açıklamada uzlaşma ve anlaşma taraftarı olduğunu açıkça beyan etti. Bu süreçte sorun, hukuk çerçevesinde ve şeffaflık ilkesiyle açıklığa kavuşturulmalı; karşılıklı yıpratıcı saldırılar derhal durdurulmalı.
Bu kurumlarda çalışan insanları sevmeyebilir, tutumlarını eleştirebilir ya da verdikleri kararları yanlış bulabilirsin. İnsan işidir, hata olur, kırgınlık yaşanır.
Ancak mesele bireysel isimlerin ötesine geçtiğinde karşımızda duran şey, yılların bedeliyle oluşmuş kolektif bir emektir. O emek, birilerinin koltuğundan büyük; bir tartışmanın öfkesinden daha kıymetli.
Benim inancım şu: Ne kadar eksik yanları olursa olsun, kurumlarımıza bugün her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu kurumlar yıkıldığında yerine hemen yenisi konmuyor; boşalan yeri de ne yazık ki dayanışma değil, suskunluk dolduruyor.
Bu hassasiyetle umuyorum ki karşılıklı linçe dönüşen bu tartışmalar artık son bulur. Enerjimizi birbirimizi yıpratmaya değil, ortak kazanımları büyütmeye ve hataları şeffaf bir zeminde düzeltmeye harcarsak, hem sanatçıların hakkı korunur hem de kurumlar güçlenir.
🔴Ahmet Mümtaz Taylan, Sırrı Süreyya Önder’i anlatıyor:
📌"Benim hayatımda gördüğüm en muazzam hikaye anlatıcısıdır. Sadece hikaye değil, her konuda müthiş bir anlatıcıdır. Kimi anlatıyorsa onun anlayacağı şekilde anlatabilecek geniş bir birikime ve insanlığa sahipti."
📌"Ben kendimi insan sevgisi olan biri olarak tanımlardım Sırrı’yı tanıyana kadar. Ama Sırrı Süreyya her türlü standardı aşan bir insan sevgisine sahipti
➡️Tamamını izlemek için: https://t.co/fsnyTlN7cY
Sen gittin ve umut eden yanımızı da yanında götürdün biraz…
Yine de bize bıraktığın şey barışa inanmak oldu.
Gidişin eksiltmedi seni;
Düşlerin hâlâ omuzlarımızda.
Gülüşün ve güzel kalbin hep aklımızda..
#SırrıSüreyyaÖnder