Yıllardır eğitime emek veren, öğrenciyi merkeze alan yaklaşımı, nezaketi, samimiyeti ve yapıcı liderliğiyle tanıdığımız İl Millî Eğitim Müdürümüz @MucahitYentur'ün eğitim adına ortaya koyduğu gayrete şahidiz.
Eğitime gönül verenlerin yanında olmaya devam edeceğiz.
@tcmeb
Kurban Bayramı’nın; sevgi, kardeşlik ve dayanışma duygularını güçlendirmesini temenni ediyor, başta İslam âlemi olmak üzere aziz milletimizin Bayramı’nı en kalbi duygularımızla tebrik ediyoruz.
#Şişli ilçemizin yetkisinin perçinlenmesinde emek ve gönül veren ihtiyar delikanlımız #ŞerafettinAcar başkanımızı ve ekibini tebrik ediyorum.
@ebsistanbul da yetkide istikrar devam ediyor!...
Bugün; bağımsızlık mücadelesinin ilk adımının atıldığı, umut ve kararlılığın milletçe yeniden filizlendiği günün 107. yılı.
19 Mayıs 1919’un taşıdığı inanç ve vizyon, bugün gençlerimizin azmi, üretkenliği ve geleceğe dair hayalleriyle yaşamaya devam ediyor.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, kurtuluş mücadelemizin tüm kahramanlarını saygı ve minnetle anıyor; tüm gençlerimizin Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyoruz.
MEB 'in bu uygulamasına Seksenler dizisi repliği "İcat çıkarma MEB!" diyerek cevap veresim geldi.
Saygıdeğer bürokrasi!
Sorarım size;
Her yeni uygulama ile yeni sorunlar ve kaos çıkarmak zorunda mısınız?!
Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanlığı, 4 ve 8 yıllık görev süresini tamamlayarak yeniden atamaya başvuracak okul yöneticileri için yapılan tüm uyarılara, eğitimin en dinamik paydaşları olan sendikalardan gelen yapıcı çağrılara kulak tıkadı. 👇
https://t.co/RKDNBnlK0o
MAKSAT ÜZÜM YEMEKSE BU İNAT NİYE?
Hayatın olağan akışını etkileme potansiyeline sahip, geniş kitleleri ilgilendiren kararlarda simülasyon çalışmak, her zaman hata payını minimize eder. Atacağınız adımın sahada nasıl bir karşılık bulacağını önceden tartmak bizi hatalar zincirinden korur. Yapılan bir işlemin muhasebesini, eleştirel bir kritiğini yapmak ve süreç bittikten sonra sahadan gelen geri dönüşleri samimiyetle dinlemek ise kurumsal olgunluğun bir gereğidir.
Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanlığı, 4 ve 8 yıllık görev süresini tamamlayarak yeniden atamaya başvuracak okul yöneticileri için yapılan tüm uyarılara, eğitimin en dinamik paydaşları olan sendikalardan gelen yapıcı çağrılara kulak tıkadı. "İlla ki yüz yüze eğitim" ısrarından vaz geçilmedi; "hiç değilse çevrimiçi veya hibrit olsun" teklifleri de ne yazık ki karşılık bulmadı.
Geride bıraktığımız hafta sonu, tam anlamıyla bir kaosa sahne oldu. İki günümüz, halihazırda yönetici olan ve bu anlamsız dayatmaya maruz bırakılan arkadaşlarımızın haklı serzenişlerini dinlemekle geçti.
İstanbul’un bir ucu olan Çatalca’dan kalkıp, hafta sonu trafiğinde Fatih’e gelmek zorunda bırakılan okul müdürlerinin, müdür yardımcılarının ahı, sanırım vicdan ehli herkesi fazlasıyla rahatsız etmiştir. Buna bir de son dakika tebliğ edilen görevler yüzünden hazırlıksız yakalanan eğitim görevlilerinin durumunu eklerseniz, vahametin boyutu çok daha net anlaşılacaktır.
Burada açık ve net bir şerh düşelim: Hiçbirimiz yeniden atamaya başvuran yöneticilerin eğitime alınmasına, mesleki gelişime karşı değiliz. Elbette hepimizin, her unvanda eğitimcinin kendini yenilemeye, çağı yakalamaya ihtiyacı vardır. Bizim karşı olduğumuz; bayram tatilini dahi dikkate almayan, yöneticilerin de birer insan olduğunu unutan, onların da dinlenmeye, aile ziyaretine, sılayıi rahim yapmaya hakkı olduğunu görmezden gelen anlayıştır.
Bize şimdi bürokrasi koridorlarından şu savunma yapılacaktır: "İyi ama 2026 Yönetici Atama Yönetmeliği’ne göre bu eğitim, atama işlemlerinden önce tamamlanması gereken yasal bir ön şart."
Biz de diyoruz ki; evet, mevzuat ortada ve bu eğitime dair yasal bir "gerek şart" var. Ancak devlet aklı, mevzuatın soğuk duvarları arasında sıkışıp sahayı felç etmek için değil, çözümler üretmek için vardır. Madem yönetmelik gereği bu eğitimin atama takviminden önce yapılması bir zorunluluk, o halde bu gerek şartı çevrimiçi (online) eğitimle pekala yerine getirebiliriz. Böylece hem mevzuatın arkasından dolanmamış, yasal şartı takvime uygun şekilde tamamlamış oluruz hem de sahayı bu anlamsız kaostan kurtarırız.
Zararın neresinden dönülürse kârdır.
Bakanlığa ve yetkililere açık çağrımızdır: Hafta sonu yaşananları, sahadaki pratik aksaklıkları masaya yatırarak acil bir durum tespiti yapın. Eğer derdimiz bağcıyı dövmek değil de gerçekten üzüm yemekse, eğitim vermenin kırk türlü pratik yolu vardır.
Gelin, atama öncesindeki o yasal "gerek şartı" profesyonelce hazırlanmış çevrimiçi derslerle asgari düzeyde tamamlayalım. Esaslı, nitelikli ve derinlemesine olan o yüz yüze eğitimi ise zamana yayalım. Tüm yöneticilerin yer değişiklikleri yapıldıktan, herkes yeni görev yerine başlayıp düzenini kurduktan sonra, sürece yayılmış gerçek bir hizmet içi eğitim mantığıyla bu yöneticilerimizi ciddi bir yüz yüze eğitimden geçirelim.
Bir sürecin "nasıl yönetilemeyeceğinin" en berrak örneğine şahit olduğumuz bu hafta sonundan ders çıkararak böyle yeni bir yol bulmak, yeni bir yol açmak zor değildir.
Yeter ki niyetimiz sahayı yormak değil, eğitime değer katmak olsun.
Yeter ki maksat üzüm yemek olsun…
AKADEMİ Mİ, EZİYET Mİ? SAHANIN SESİNE KULAK VERİN!
"Evdeki hesap çarşıya uymadı" deriz ya hep; bazen merkezde alınan cafcaflı kararların taşradaki yankısı —deyim yerindeyse— mutfaktaki tencerenin kaynamasına engel olabiliyor. Teoride takdire şayan duran, kâğıt üzerinde kusursuz görünen pek çok uygulamanın; hayatın doğal akışına ve sahanın gerçeklerine çarptığında nasıl tuzla buz olduğunu defalarca tecrübe ettik. Nasıl ki masa başında habercilik yapmak hakikati ıskalamaksa, sahadan kopuk ve uygulayıcıyı dışlayan her düzenleme de bünyesinde aynı maluliyeti barındırır.
Bugünlerde eğitim camiasının gündemini meşgul eden, 4 ve 8 yılını dolduran yöneticilerin Milli Eğitim Akademisi bünyesinde eğitime alınması meselesi, tam da bu "merkez-taşra" kopukluğuna ders niteliğinde bir örnektir. Üstelik 15 Mayıs itibarıyla eğitimin başlayacağına dair resmi yazının ulaşması, sahadaki ateşi iyice körüklemiş durumda.
Niyet İyi, Peki ya Yöntem?
Şunu en başta ve net bir şekilde koyalım: Biz ne öğretmenlerimizin ne de yöneticilerimizin ufkunu açacak, vizyonunu tazeleyecek hizmet içi eğitimlere karşıyız. Aksine, gelişimin sürekliliğine inanıyoruz. Ancak asıl mesele; planlanan bu eğitimin zamanlaması, usulü ve yaklaşım biçimidir.
Akademinin belirlediği takvime göre; yeniden görevlendirilecek yöneticiler bir ay boyunca hafta sonlarını, ilk defa görevlendirilecekler ise yaz tatilinin başında hafta içindeki iki haftalık süreyi bu programa vakfedecekler. 15 Mayıs gibi kritik bir tarihte start verilecek olması, eğitim öğretim yılının en yoğun döneminde yöneticiyi okulundan ve özel hayatından koparmak demektir. Yani yöneticinin dinlenme hakkı, aile bütünlüğü ve sosyal yaşamı adeta askıya alınıyor. İnsanların çok önceden yaptığı tatil planlarını, aldığı uçak biletlerini veya kariyer sınavlarını hiçe sayan bu "yüz yüze eğitim" ısrarı, sahada haklı bir serzenişe dönüşmüş durumdadır.
Mesele sadece bir takvim çakışması da değil. Bakanlık yetkilileriyle daha önce kamuoyuna yansıyan kulis bilgilerinde, bu yetiştirme programının uzaktan eğitim yoluyla yürütülmesinin değerlendirileceği ifade edilmesine rağmen, bu yönde somut bir adım atılmamıştır. Gelinen noktada, kamuoyunu heyecanlandıran esneklik beklentisinin yerini bugün yüz yüze ısrarının aldığını görüyoruz.
Hafta içi okulun binbir derdiyle; evrakıyla, öğrencisi ve velisiyle hemhal olan yöneticiyi, 15 Mayıs'tan itibaren hafta sonu da il merkezlerine yolculuk etmeye zorlamak; hem iş hem de aile hayatı dengesini altüst eder. Dinlenme imkânı elinden alınan bir yöneticiden, pazartesi günü okulunda nasıl bir "vizyon" ve "enerji" bekliyorsunuz?
Çözüm Belli: Uzaktan Eğitim
Eğer maksat üzüm yemekse yol bellidir. Teknolojinin bu denli geliştiği, her türlü bilginin bir tık ötede olduğu günümüzde; yöneticileri fiziksel olarak belirli mekanlara hapsetmek modern yönetim anlayışıyla bağdaşmaz. Eğitim-Bir-Sen olarak Bakanlığa yaptığımız çağrıyı buradan bir kez daha yineliyoruz:
Eğitimler hibrit veya tamamen uzaktan eğitim yöntemiyle yapılmalıdır.
Hafta sonu ve tatil dönemleri yerine, mesai saatleri içinde planlama yapılmalıdır.
Yöneticilerin kazanılmış hakları ve sosyal yaşam dengeleri gözetilmelidir.
Eğitim yönetimi, sadece mevzuat dikte etmek değil; insanı ve emeği yönetmektir. Sahayı duymayan, uygulayıcının halinden anlamayan bir yapının kuracağı akademi, kâğıt üzerinde "akademi" olsa da gönüllerde karşılık bulamaz. Gelin; 15 Mayıs tarihli bu yanlıştan dönelim; yöneticilerin tercihine sunulacak tarih çeşitliliği ve dijital imkânlarla bu süreci bir "eziyet" olmaktan çıkarıp gerçek bir "gelişim" fırsatına dönüştürelim.
Zira sahadan kopuk her adım, eninde sonunda gerçekliğin hakikatiyle yüzleşmeye mahkûmdur.
Bir medeniyetin gücü; üreten, düşünen ve değerleriyle yol gösteren gençleriyle ölçülür.
Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerimizde yetişen evlatlarımız; alın terini bilgiyle, beceriyi ahlakla buluşturarak Türkiye Yüzyılı’nın inşasında önemli bir sorumluluk üstleniyor.
Atölyelerde yükselen her emek, aslında güçlü yarınlarımızın sessiz ama kararlı imzasıdır.
#MaarifinKalbindeMarifetliGençlik
İGDAŞ Ünalan tesislerinde, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alanı öğrencilerimiz ile gerçekleştirdiğimiz gezide; doğalgazın üretimden dağıtıma kadar olan sürecini yerinde gözlemleme fırsatı buldu.
#maarifinkalbindemarifetligençlik@Yusuf__Tekin@tcmeb@MucahitYentur