Ak Parti’nin kara düzeninde; özgürlüğünüz de bankadaki paranız da haber alma hakkınız da güvende değildir.
Fon krizi patlıyor; haberler engelleniyor.
Yurttaşların sosyal medya hesapları birer birer kapatılıyor.
Şimdi de onlarca gazetecinin ve basın emekçisinin çalıştığı T24’ün internet sitesi ile sosyal medya hesapları hakkında kapatma kararı veriliyor.
Anayasasında, “Basın hürdür, sansür edilemez” yazan bir ülkede, milyonların haber aldığı bir yayın kuruluşunun kapısına bir sulh ceza mahkemesi kararıyla, sudan sebeplerle kilit vuruluyor.
Önce T24’ü günlerce hedef gösterdiler. Ardından ülkemizi bir kez daha utandıran bu karara imza attılar.
Böyle devlet yönetilmez.
Bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Biz, bu baskıya, bu otoriter anlayışa hiçbir zaman teslim olmadık, bundan sonra da olmayacağız.
Karar milletindir.
Üsküdar milletindir.
Milletin vermediği belediyeyi hileyle alanlara karşı meydanlardayız.
Yarın akşam saat 19.00’da Üsküdar İskele Meydanı’nda buluşuyoruz.
🚨 Matematikçilerden yapay zekâ şirketlerine çok sert bir manifesto geldi:
Aralarında Terence Tao, Peter Scholze, Maryna Viazovska, June Huh ve Cédric Villani’nin de bulunduğu 25 Fields Madalyalı matematikçi, yapay zekâ şirketlerinin matematiği “benchmark” uğruna problem çözme yarışına çevirmesinin bilime zarar verebileceği konusunda uyardı. 👇
🧠 Mesajlarının özü şu: Matematikte önemli olan sadece bir problemin cevabını bulmak değil. Büyük problemler, nesiller boyunca yeni yöntemlerin, fikirlerin ve kavramların geliştirilmesini sağlayan “deniz fenerleri” gibi çalışıyor. Bir problemi çözmek, çoğu zaman asıl değerli olan şeyin sadece son noktası.
🤖 Fakat yapay zekâ şirketleri açısından başarı ölçütü çok daha farklı: “Kaç zor problem çözdük?” Eğer modeller ünlü problemleri art arda, devasa hesaplama gücüyle ve anlaşılması güç ispatlarla çözmeye başlarsa, matematikçiler bu problemlere ulaşmaya çalışırken keşfedecekleri fikirleri, yan yolları ve yeni teorileri geliştirme fırsatını kaybedebilir.
📚 Üstelik bir matematiksel sonucun gerçekten bilime dönüşmesi, yalnızca “ispat doğru” demekle bitmiyor. O ispatın aylarca, bazen yıllarca tartışılması, sadeleştirilmesi, başka çalışmalarla bağlantısının kurulması, yeni yöntemlerinin ayrıştırılması ve sonunda öğrencilerin bile öğrenebileceği bir bilgiye dönüştürülmesi gerekiyor.
⚠️ Matematikçilerin korkusu şu: Eğer AI sistemleri bu sürecin son ürününü saniyeler içinde seri üretmeye başlarsa, doğru cevapların sayısı artarken matematiksel anlayış azalabilir.
Yani elimizde milyonlarca doğru teorem olabilir ama onları gerçekten “anlayan”, neden önemli olduklarını bilen ve bunlardan yeni fikirler üretebilen insan topluluğu giderek zayıflayabilir.
🎓 Manifestoda çok güzel bir nokta daha var: Matematiğin en değerli iki kaynağının öğrenciler ve fikirler olduğunu söylüyorlar. İkisi de zaman, sabır, tartışma ve insan etkileşimiyle gelişiyor. Bir öğrenciye zor bir problem vermemizin amacı sadece doğru cevabı bulması değil; o problemi çözmeye çalışırken matematikçi hâline gelmesi.
🌍 Ve uyarıları sadece matematikle ilgili değil.
Aynı sorun yazarlarda, sanatçılarda, bilim insanlarında, programcılarda ve belki de yakında bütün toplumda karşımıza çıkabilir:
Eğer yapay zekâ bize yıllarca eğitim aldığımız işlerin “son ürününü” anında verebiliyorsa, o eğitimin bize kazandırması gereken düşünme biçimini nasıl koruyacağız?
🔬 Bu matematikçiler yapay zekâya karşı değiller. Tam tersine, AI’ın matematiksel araştırmayı inanılmaz hızlandırabileceğini kabul ediyorlar.
Ama soruları şu:
Yapay zekâyı bilimi hızlandırmak için mi kullanacağız, yoksa bilimin neden yapıldığını unutacak kadar hızlı sonuç üretmek için mi?
14 yaşındaki kızımın ve iki oğlumun babası, sevgili eşim Ekrem İmamoğlu tam 18 aydır siyasi bir rehine olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır.
Bu gerçeği görüp, bildiği halde; kirli oyunların peşinden giderek hakikati çarpıtmaya çalışan, üstelik toplumun karşısına çıkıp gerçek dışı sözler söyleme cüretini gösterenleri Allah’a havale ediyorum.
#SONDAKİKA | "HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAYARAK..."
🔴 Üsküdar AKP'ye nasıl geçti?
Özgür Çelik:
🗣️ "Bunu ilk kez açıklıyoruz.. Transfer edilen 3. üye, Ayhan Aydın.. Rozeti taktıktan sonra bir telefon açıldı kendisine, hüngür hüngür ağlayarak, ben ve vekilimiz Suat Özçağdaş'ın duyacağı şekilde 'Savcı beni tehdit etti, engelli oğlum var, onlara kim bakacak, engelli eşim var, onlara kim bakacak. Beni tehdit ettiler ben bunlara teslim oldum dedi, Ağlayarak telefonu kapattı..."
https://t.co/CbYKrGJHFo
Yaparsa AKP yapar!
Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri bugün yaptıkları açıklamayla köprü ve otoyolların özelleştirilmesi sürecine şimdiden şaibe karıştırmıştır.
Devletin yüksek kârla işlettiği köprü ve otoyolların gelirlerini düşük, giderlerini yüksek beyan ederek kamuoyunu yanıltmaya çalışmışlardır.
Bakanlık açıklamasında;
🔴Söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılı gelirini 600 milyon dolar olarak beyan etmiştir.
🔴Yine aynı açıklamada; bakım ve onarım giderlerinin ise 300 milyon dolar olduğunu belirtmiştir.
Bu tutarların gerçeği yansıtmadığını aşağıdaki belgelerle ortaya koyuyoruz!
🔵Bakanlığın açıklamasında belirtilen 600 milyon dolar:
Köprü ve otoyol gelirlerinden yüzde 20 KDV ve köprülerdeki yüzde 10 belediye payı düşüldükten sonra kalan 2025 yılının sadece ‘net geliridir’.
Karayolları Genel Müdürlüğü 2026 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu'na göre;
KDV ve belediye payı eklendikten sonra yapılan doğru hesaplamaya göre;
Köprü ve otoyollardaki (vatandaşın ödediği tutar) ‘toplam gelir’ 804 milyon dolardır.
🔵Ayrıca Bakanlık aynı açıklamasında;
2025 yılı bakım ve onarım giderleri 300 milyon dolar olarak açıklamıştır.
Bu tutar da doğru değildir!
Zira Ulaştırma Bakanlığı 2026 Yılı Performans Programı Raporu'na göre;
2025 yılı bakım ve onarım giderleri 5 milyar 391 milyon liradır. Yani 126 milyon dolardır.
Görüldüğü gibi Bakanlık açıklamasındaki çarpıtmalar, devletimizin ve milletimizin çıkarlarına açıkça aykırıdır.
Peki Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri, kamuoyuna yanıltıcı açıklamalar yaparak kime ve neye hizmet etmektedir?
Timur Soykan: "Artık Türkiye'de şu ilan ediliyor: Seçimde kimi seçerseniz seçin AKP yapar. AKP gelir, o sandıktan çıkmayan adayını oranın başkanı yapar.
AKP yıllarca bütün iktidarı boyunca “milli irade” dedi. Meğer yalanmış. AKP bütün iktidarı boyunca seçimleri kazanmakla övündü ama demek ki kendisi kaybettiğinde demokrasiyi hiçe sayarmış.
Yani o demokrasi tramvayından böyle iniliyormuş. Ve hangi duraktan iniliyormuş biliyor musunuz? Tam da Üsküdar durağı."
Neden mantıklı argümanlar bile insanların inançlarını değiştiremez?
Çünkü yerleşik inançlar sadece mantık hatası değil, çoğu zaman bir "aidiyeti koruma" kalkanıdır.
Bir insanın asıl sosyal kaygısını ve gizli hedefini masaya yatırmadan fikrini değiştirmeniz çok zordur.
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan:
"Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil.
Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor. Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum. Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum."
Guia prático de posicionamento político.
"Sou de esquerda" = é de esquerda.
"Sou de direita" = é de direita
"Sou de centro" = é de direita
"Não sou nem de esquerda, nem de direita" = é de direita
"Não tenho preferência" = é de direita
"Não gosto de política" = é de direita
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
AKP’li Tevfik Göksu’nun yönettiği Esenler Belediyesi’nin 14 milyon 600 bin TL’lik ihalesini, eski AKP Esenler Gençlik Kolları Başkanı Hacı Ahmet Kılıç aldı
İki kişinin katıldığı ihalede tek geçerli teklifi Kılıç’ın verdiği açıklandı
Tek ihalede kitap, kek, küp şeker ve simit👇
Valiliğin kararını herkes okumalı…
“Ücretlerini alamadıkları iddiasıyla eylem yapacaklarmış, yasakladık!” diye yazmışlar.
Ücretlerini alamadıklarını İçişleri Bakanı biliyor, Enerji Bakanı biliyor, Çalışma Bakanı biliyor üstelik Çalışma Bakanlığı bunu resmi olarak rapor haline getirdi!
Buna rağmen böyle saçma sapan hukuksuz bir “karar” alındıysa bu işçi düşmanlığı değildir de nedir?
İşte bu hukuksuz kararla işçi arkadaşlarımız gözaltına alındı.
Gözaltı aracına binerken bir kardeşimiz şöyle sesleniyordu, basın abluka nedeniyle yoktu ama herkesin duymasını istiyorum; “binlerce insanın alınterine çöken, binlerce işçi çocuğunun açlığına sebep olan patronu bir tek defa gözaltına aldınız mı, ifadesini aldınız mı?”