Bu ülkede kadın cinayetlerin üzeri "şüpheli ölüm" denilerek örtülüyor.
Yaşatmak devletin görevidir. Bu görevi yerine getirmeyen iktidar bunun ağır sorumluluğundan da kaçamayacaktır!
Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner, sipariş bir süreç ile tutuklandı.
Güner’in hukuki bir süreçle değil, nasıl ince elenip sık dokunmuş bir kurguyla tutuklandığını anlatayım.
Kendisine sorulan söz konusu ihale süreci daha önce zaten didik didik edildi. Kamu İhale Kurumu (KİK), Danıştay, İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri ve bilirkişiler dosyayı inceledi. Hiçbir suç, yolsuzluk veya kamu zararı bulunmadı! Tüm bu denetimlerin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı net bir karar verdi ve “Kovuşturmaya Yer Yok” dedi. Yani Ankara’da dosya kapandı, konu bitti.
Fakat ne hikmetse, Ankara'da kapanan dosya için bir anda İstanbul’da bir gizli tanık peydahlanıverdi! İstanbul Başsavcılığı gizli tanığı dinledi, sonra "Benim yetki alanımda değil" diyerek (yetkisizlik kararıyla) dosyayı ait olduğu yere, Ankara’ya gönderdi.
Lütfen buraya dikkat edin! İstanbul’dan Ankara’ya gönderildiği o günlerde İstanbul’daki başsavcıvekili, Ankara’ya başsavcı olarak atandı!
Yeni Başsavcı koltuğa oturur oturmaz da Ankara'da kapanmış dosya için İstanbul’dan gelen dosya ile operasyon düğmesine basılıyor. Normalde bir belediye başkanını yargılamak için İçişleri Bakanlığından soruşturma izni alınması şarttır. Bu engeli aşmak için dosyaya tüm CHP’li belediyelerde olduğu gibi örgüt kılıfı bulunuyor. Böylece izne gerek kalmadan belediye başkanımız da gözaltına alınıyor.
Dosyaya sırf kılıf olsun diye örgüt iddiaları eklenmişti, ama savcılık sorgusu sırasında Çankaya Belediye Başkanımıza bu ağır suçlamalarla ilgili tek bir soru bile sorulmuyor!
Çünkü altı tamamen boş.
Ankara'da kapanan bir dosyayı, İstanbul'da bir gizli tanıkla diriltip, başsavcı atamasıyla eş zamanlı olarak Ankara'ya taşıyıp tutuklama çıkartmak hukuk değil, yargı mühendisliğidir.
Biz yol arkadaşımız Hüseyin Can Güner’den kuşku duymuyoruz!
Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner tutuklandı.
Oysa gözaltı kararı verildiği anda yurt dışındayken hemen Türkiye’ye dönen, çağrıldığı her an gidip ifadesini verecek, görevinin başında olan bir belediye başkanından söz ediyoruz. Evinde yapılacak aramalar için yedek anahtarını dahi teslim edecek kadar sürece açık ve şeffaf davrandı…
Soruyorum; kaçma şüphesi nerede? Delilleri karartma ihtimali nerede?
Deliller ortada. Belgeler ortada. Hiçbiri bir yere kaçmıyor.
Tutuksuz yargılama mümkünken neden kişi özgürlüğünü ortadan kaldıran en ağır tedbire başvuruluyor?
Unutulmaması gereken temel ilke şudur:
Tutukluluk bir tedbirdir ve cezaya dönmemelidir.
Yalnızca başka hiçbir tedbirin yeterli olmayacağı zorunlu hâllerde başvurulabilecek son çaredir.
Bugün ise ne yazık ki son çare olması gereken tutuklama, ilk tercih hâline getiriliyor.
Oysa tutuklulukta geçen tek bir saatin bile telafisi yoktur. Kaybedilen zamanı hiçbir mahkeme kararı geri getiremez. Ailelerin yaşadığı acıyı hiçbir gerekçe ortadan kaldıramaz.
Adalet; özgürlüğü kolayca elinden almak değil, hukuk devletinin güvencesi altında adil yargılamayı sağlamaktır.
Hüseyin Başkanın yanındayız.
Kadınların onurunu ve itibarını hedef alan bir anlayışın hüküm sürdüğü yerde, bu klavye kalemşörlerinin genel merkezde ve parti binalarında kendilerine yer bulabilmesi kimseyi şaşırtmıyor.
Kadınları hedef göstermekten, itibarsızlaştırma kampanyalarından ve cinsiyetçi saldırılarla susturmaya çalışmaktan vazgeçeceksiniz!
Kadın siyasetçilere yapılan saldırıları organize bir yöntem haline getiren anlayış şunu iyi bilsin;
Zorbalığa asla boyun eğmeyeceğiz!
Haysiyetsiz troller ne benim ne de bir başka kadın siyasetçinin muhatabıdır.
Asıl mücadelemiz, bu cinsiyetçi dili besleyen, koruyan ve kadınları siyasetten dışlamaya çalışan çürümüş düzene karşıdır.
Bu troller, hakaret etme cüretini kendilerinde buluyorsa, bu denli pervasızlaştırılmışlarsa bunun sebebi, kirli siyaset anlayışının onlara açtığı alandır.
Bu şahıs hakkında hukuki süreci başlatıyorum.
Zorbalığa asla boyun eğmeyeceğiz!
Cumhuriyet Halk Partisi kurultay delegelerinden 833’ü, parti içi demokratik meşruiyetin yeniden tesis edilmesi ve partinin en yüksek karar organı olan Kurultayın toplanması amacıyla, ortak gündemli ve noter onaylı olağanüstü kurultay talebinde bulunmuştur.
Kurultay üye tam sayısının üçte ikisinden fazlasını temsil eden delegelerin imzaları, Cumhuriyet Halk Partisi Tüzüğü’nde öngörülen on beş günlük süre içerisinde toplanmış ve 17 Haziran 2026 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına teslim edilmiştir.
Ancak 17 Haziran 2026 tarihinden bugüne kadar olağanüstü kurultay çağrısı yapılmamış, kurultay delegelerinin açık, ortak ve bağlayıcı iradesi sonuçsuz bırakılmıştır.
Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddesine göre, yönetim organı tarafından genel kurulun toplantıya çağrılmaması halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hukuk hakimi üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
Bu nedenle, Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddesi uyarınca Ankara Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.
Dava dilekçesinde, isimleri daha sonra bildirilecek üç kurultay delegesinin Cumhuriyet Halk Partisi Olağanüstü Kurultayını toplantıya çağırmak üzere çağrı heyeti olarak görevlendirilmesi talep edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında da yeterli sayıda delegenin olağanüstü kurultay isteminin parti yönetiminin takdirine bağlı olmadığı; bu iradenin muhatabına ulaşmasıyla birlikte hukuki sonuç doğurduğu ve parti yönetimini bağladığı açıkça kabul edilmektedir.
Açılan dava, 833 kurultay delegesinin kanundan ve Cumhuriyet Halk Partisi Tüzüğünden doğan haklarının kullanılmasını, parti içi demokratik işleyişin sağlanmasını ve Cumhuriyet Halk Partisinin en yüksek karar organı olan Kurultayın toplanmasını amaçlamaktadır.
Olağanüstü kurultayın toplanması, parti yönetiminin tercihine bırakılabilecek siyasi bir takdir konusu değil; kanunun, parti tüzüğünün ve kurultay delegelerinin bağlayıcı iradesinin gereğidir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
📍 Ankara Adliyesi'ndeyiz.
Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner bugün adliyeye sevk edildi. Kendisine yöneltilen sorular bu operasyonun hukuki değil siyasi bir operasyon olduğunu, amacın Çankayalıların iradesini gasp etmek olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Gerçekler gün gibi ortadayken, partinin her kademesinde yıllarca emek vermiş genç bir belediye başkanına yapılan bu hukuksuzluklar karşısında “kuşkularım var” diyip sessiz kalanların masumiyet karinesini yok sayan bu artniyetli tutumları da kabul edilebilir değildir.
Siyasi kumpasları Başkent Ankaramıza taşımak isteyenlere karşı yürüyoruz.
Seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmak için egemenliğin sahibi olan milletimizle yürüyoruz.
Rakiplerini hapse atarak engellemeye çalışan bu yozlaşmış kara düzeni reddediyoruz.
Milletin coşkun akan selinin karşısında hiçbir güç duramayacak!
Çankaya’nın başkanı, Ankara’nın gururu Hüseyin Can Güner’in yanındayız!
İrademize sahip çıkmak için yürüyoruz.
📅13 Temmuz Pazartesi
📍Kuğulu Park
🕣19.00
Niğde Ulukışla’dayız…
CHP lideri Özgür Özel’in kiraz bahçelerinde ziyaret ettiği alın teriyle üretime hayat veren emekçi kadınlar:
“Artık millet uyandı,
Bıçak kemiğe dayandı!”
Millet doğrulup yola koyulalı çok oldu.
Bu saatten sonra baskıyla, operasyonla yürüyüşümüzü durduracağını sananın aklına şaşarım.
Adana’dayız.
Milletin arasındayız.
Dimdik ayaktayız.
Bu da size dert olsun!