Yeni Parti’mizin getirdiği dinamizmi Balıkesir’de büyütmek adına Partimizin İl Başkanlığına adayım.
Balıkesir için, Yeni Parti için, yeni bir siyaset için ilk adımı atıyor,
Söz, Yetki, Kararın üyelerimizde olduğu yeni bir siyaset kültürünü birlikte inşa ediyoruz.
Desteklerinizle güçleneceğiz.
@yenipartiyiz@eczozgurozel
Direksiyon başına geçtiğimizde aslında sadece araç kullanmıyoruz.
Birbirimizle nasıl bir toplumda yaşamak istediğimize de karar veriyoruz. https://t.co/Mx5UopHiQl @armanzafer10
10 MİLYON+ VERİYLE EĞİTİLEN GÜNDEMAR SEÇİM SİMÜLASYONU ERİŞİME AÇILDI! 🎉
Geçmiş seçim sonuçlarını güncel saha verilerimizle birleştirip Türkiye’nin her seçim çevresinde geçerli seçim simülasyon aracımızı yayına aldık.
🎁 Üstelik tüm Türkiye’nin denemesi için herkese 1 AY BOYUNCA ÜCRETSİZ ve SINIRSIZ KULLANIM hakkı tanıdık.
Sizler de kendi sonuçlarınızı girerek meclis sandalye dağılımını inceleyebilirsiniz.
Simülasyon linki👇
https://t.co/F2mkHAn33g
YENİ Parti kurulurken bir hatırlatma: karşılaştırmalı siyaset literatürünün bulgusu, başarılı parti inşasının rutin demokrasi koşullarında değil, yoğun çatışma koşullarında gerçekleşmeye daha yatkın olduğu yönünde.
Neden?
1. Çatışma, ayırt edici ve duygusal olarak yüklü bir "marka" üretir.
2. Ortak mücadele ve baskı deneyimi, normal dönemde parayla ya da patronajla satın alınamayacak bir kadro bağlılığı yaratır.
3. Kolay yollar kalmadığında örgüte yatırım yapmak parti elitleri için tek rasyonel seçenek haline gelir.
Kriz YENİ Parti için bir fırsat alanı açıyor. Ama bu fırsatın değerlendirilmesi beş şeye bağlı:
— kendi iç krizlerini aşabilmesine,
— CHP'den ayrışırken ondan daha kapsayıcı olabilmesine,
— mücadelenin muhalefet içi değil iktidarla olmasına,
— kaynak ve kadro anlamında süreklilik kurabilmesine,
— bundan sonra gelecek baskıyı savuşturacak yedek mekanizmaları önceden inşa etmiş olmasına.
Yolu taşlı, ama önü açık.
Halkın YENİ Partisi hayırlı olsun.
Balıkesir gibi kalkınma için muazzam bir potansiyel barındıran bir kentin, vitrin süsü konseylere değil; sahici bir yönetişim modeline ihtiyacı var. @armanzafer10 https://t.co/pdhAClRFzZ
Kendini zorlamazsan, olduğun yerde kalırsın.
Olduğun yerde kalırsan, zamanla o yer sana dar gelmez… çünkü alışırsın.
İşte vasatlık tam da böyle başlar: alışarak.
İnsan potansiyelinin tamamını konfor alanında keşfedemez.
Kaslar dirençle büyür, zihin soru işaretleriyle gelişir, karakter ise zorlukla şekillenir.
Rahatlık geçicidir ama gelişim rahatsızlık ister.
Kendini zorlamak;
her gün bir adım daha atmak,
korktuğun kapıyı çalmak,
“yapamam” dediğin yere bir kez daha bakmaktır.
Çünkü sınır sandığın şeylerin çoğu, aslında denemediğin çizgilerdir.
Eğer kendini sıkıştırmazsan, hayat seni sıkıştırır.
Eğer çıtayı sen yükseltmezsen, sıradanlık seni içine çeker.
Unutma…
Vasatlık bir kader değil, bir tercihtir.
Ve çoğu zaman o tercih, “bugünlük böyle kalsın” demekle başlar.
Türkiye milli gelirine oranla eğitime en az kamu harcaması yapan Avrupa ülkeleri arasında...
Dindar, kindar ve aynı zamanda cahil nesil projesi tam gaz sürüyor...
Biraz enerjiye değinelim. Science'dan grafik aldım.
- Yenilenebilir enerji, dünya genelinde ilk kez kömürü geride bıraktı. ( Güneş ve rüzgar yılın yarısının elektriğini karşıladı )
- Çin, yenilenebilir enerji devriminin öncüsü oluyor. Dünyadaki güneş panellerinin (%80) Rüzgar türbinlerinin (%70) Lityum bataryalarının %70'ini üretiyor.
Ülke, güneş enerjisi üretimini son 10 yılda 20 kattan fazla artırdı ve mevcut kapasitesi tüm ABD'yi elektriklendirebilecek düzeyde. *** detay bilgi ***
- 2004'te Dünya genelinde 1 GW güneş kapasitesi kurmak 1 yıl sürüyormuş şimdi günde 2 GW kurulum oluyor.
- Kötü haber şu Küresel karbon emisyonları hâlâ yükseliyor, Paris Anlaşması hedeflerinin gerisinde kalınıyor. 1.5°C hedefi artık tamamen ulaşılmaz görünüyor.
- Pakistan'da Çin güneş paneli ithalatı 2022-2024 arasında 5 kat arttı. Güney Afrika, Etiyopya ve Kenya'da çatı güneş sistemleri yaygınlaştı.
- Trump, Doğu Kıyısı'ndaki 5 açık deniz rüzgar projesinin inşaatını durdurdu. (2,7 mln eve elektrik sağlayacak kapasite ve proje devam ederken durduruyor)
---------------------------------------------------------
- İspanya'da güneş enerjisi yatırımları o kadar büyüdü ki talebi aştı geçti. Enerji bolluğu fiyatları aşağıya çekti. Öyle olunca elektrik fiyatları 500 saatten fazla negatife döndü ve ellerinden çıkarmak için üstüne para ödediler.
- (Üretici) Zelestra, geçen ay Microsoft'la Aragón bölgesinde iki PPA imzaladı.
- Negatif fiyatları uzun vadeli sözleşmelerinin değerini de düşürdü. Alıcılar bazı günlerde spot fiyatın cazibesi olunca onlardan yararlanma maddeleri de ekletmek istiyor.
Buna karşın İspanya'daki üreticiler depolama alanını geliştirmek istiyor. Bu sayede fiyatı rekabetçi seviyede tutmak için uğraşacaklar. Gündüz fiyatlar düşünce elektrik depolanıyor, akşam talep ve fiyatlar yükselince satılıyor.
- İngiltere, Almanya ve İtalya, mevcut ve planlanan batarya kurulumlarında İspanya'nın çok önünde.
- ABD petrolünün yarısını üreten Permian Havzası'nda şirketler, çıkardıkları toksik atık suyu yeraltına geri pompalıyor. Her bir varil petrol için 5-6 varil tuzlu su çıkıyor. Biriken basınç, tuzlu suyu eski terk edilmiş kuyulardan yüzeye itiyor. Bu suyu ne içme suyu yapabilirsiniz ne tarımda kullanabilirsiniz o kadar kirli. Tek pratik çözüm yeraltına geri pompalamakmış ama o da fay hatlarını tetiklemiş ve depremcikler yaratmış. 5 civarı depremler. Milyarlarca varil suyu yeraltına enjekte ediyorlar, Permian'da binlerce çürümüş, terk edilmiş kuyu var ve hepsi sızdırma tehlikesi veriyor.
- Tek bir gayzeri tıkamak 350 bin ila 2,5 milyon dolar arasında. Bu suyu arıtmak da olmuyor şu an ve petrol fiyatları düştükçe karlılık da azaldığından üreticiler basite kaçıyor.
- BP, Castrol'ün %65'ini 10,1 Milyar Dolara Satıyor. BP'ye yaklaşık 6 milyar dolar net gelir sağlayacak.
- BP'nin 2025 üçüncü çeyrek sonu net borcu 26,1 milyar dolar. İstedikleri 2027 sonuna kadar 14-18 milyar dolar aralığına indirmek. Castrol satışından gelen tüm gelir borç azaltmaya gidecek. BP, kalan hisselerini hemen satmayacağını en az iki yıl bekleyeceğini belirtiyor.
- Rosatom, yüksek sıcaklık gaz soğutmalı reaktörler (HTGR) dayanıklılığını doğruladı. 1.600°C'de 500 saatten fazla test edildi. Akkuyu'da kullanılan reaktör VVER-1200.
VVER'e kıyasla 100-300 mw elektrik kapasitesi var daha çok küçük modüler reaktör olarak kullanılması planlanıyor. Fabrika yanında, sanayi bölgesinde, uzak maden sahalarında konuşlandırılmak üzere düşünülüyor.
Son 4 yıldır AKP iktidarda kalsın diye uygulanan ekonomi politikalarının en yıkıcı sonucu...
Geniş tanımlı işsizlikte Avrupa'nın zirvesine tırmandık...
21. yüzyılda demokrasilerin aşınmasının en güçlü ve tutarlı yapısal belirleyicilerinden biri gelir ve servet eşitsizliği.
Rau ve Stokes’un çalışması, bunu ortaya koyan en güçlü çalışma olabilir. Bu ilişki farklı eşitsizlik ölçüleriyle ve çok sayıda modelde son derece sağlam. ++
Makalenin temel iddiası 21. yüzyılda demokrasilerin artık darbeler yerine eşitsizlik zemininde yükselen seçilmiş liderler aracılığıyla aşındığı ve bu sürecin en güçlü yapısal belirleyicilerinin gelir ve servet eşitsizliği olduğu. Bunu 1995-2020 arasını ve birçok ülkeyi kapsayan geniş bir karşılaştırmalı analizle gösteriyorlar.
Gelir eşitsizliği arttıkça, bir demokrasinin erozyona girme olasılığı sistematik biçimde yükseliyor. Ve bu ilişki farklı Gini ölçümleriyle, gelir yerine servet eşitsizliği kullanıldığında veya ülke sabit etkileri, yıl etkileri, nadir olay modelleri gibi farklı istatistiksel tekniklerle test edildiğinde de bozulmuyor. Yani bu küresel bir yapısal eğilim.
Peki neden? Yüksek ve kalıcı gelir/servet eşitsizliği, geniş kesimlerde sistemin adil olmadığı algısını üretiyor. Bu algı kurumlara duyulan güveni aşındırıyor ve mahkemeler, parlamento, medya ile seçimlerin “korunmaya değer” yapılar olarak görülmesini zayıflatıyor.
Araştırma eşitsizlik ile demokratik erozyon arasındaki bağın önemli bir kısmının da kutuplaşma üzerinden işlediğini kabul ediyor. Eşitsizlik “geride kalanlar” hissini büyütüyor. Bu duygu liderler tarafından kültürel, etnik ya da ideolojik hatlar boyunca siyasallaştırılıyor. Sonuçta seçmenler “biz kazanmazsak ülke mahvolur” mantığıyla demokratik ihlalleri tolere eder hale geliyor. Aynı zamanda eşitsizlik güçlü liderlerin kurumları bypass etme vaadini rasyonel ve cazip gösteriyor. Çünkü yavaş, erişilmez ya da elitlere hizmet ettiği düşünülen kurumlar zaten meşruiyetini kaybetmiş oluyor.
Ama kritik olan, kutuplaşma modele eklenince bile eşitsizlik etkisi kaybolmuyor. Yani eşitsizlik sadece dolaylı bir tetikleyiciden öte biçimde doğrudan da demokrasiyi kemiriyor. Demokrasiyi içeriden anlamsızlaştıran ve meşruiyetini boşaltan yapısal bir koşul olarak erozyonu mümkün kılıyor.
İlginç biçimde, kişi başına düşen gelirin yüksek olması darbeler döneminde demokrasiyi koruyan güçlü bir faktörken, bugünkü erozyon dalgasında çok daha zayıf ve tutarsız bir koruma sağlıyor. Zengin ama çok eşitsiz demokrasiler (ABD gibi) sandığımız kadar dayanıklı değil. Hatta modellerde eşitsizliğin etkisi çoğu zaman ulusal zenginliğin etkisinden daha güçlü çıkıyor.
Demokrasi yaşı ve devlet kapasitesi de şaşırtıcı biçimde etkisiz. 20. yüzyıl literatürünün aksine eski demokrasiler artık daha güvende değil. Yaş faktörü erozyon riskini anlamlı biçimde azaltmıyor. Ayrıca ne güçlü ne zayıf devletler sistematik olarak daha az veya çok erozyona uğruyor diyebiliyorlar. Bu da erozyonun devlet zayıflığından çok siyasal strateji ve toplumsal yapı meselesi olduğunu düşündürüyor.
Araştırma önemli bir paradoksa da işaret ediyor. Erozyona yol açan liderler çoğu zaman eşitsizlik karşıtı söylemle geliyor. Bazıları (özellikle sol popülistler) gerçekten yeniden dağıtım yapabiliyor. Ama bu otomatik olarak demokratik kurumların aşınmasını engellemiyor. Yani eşitsizliği kısmen azaltmak erozyon sürecini illa durdurmuyor. Çünkü mesele yalnızca dağıtım değil hesap verebilirlik ve normlar da.
Çalışmanın politik sonucu oldukça net. Eğer demokratik erozyonla ciddi biçimde mücadele edilecekse, bu yalnızca hukuk, kurumlar veya normlar üzerinden yapılamaz. Eşitsizliği azaltan yapısal politikalar üzerinden yapılmak zorunda.
Araştırma otoriter popülizme karşı liberal-merkezci restorasyon çabalarının neden işlemediğini gösteriyor. Eşitsizlik yerinde durdukça, hukuku ve kurumları geri getirme vaadi demokratik erozyonun nedenine değil yalnızca sonuçlarına dokunabiliyor. Demokrasi insanların hayatını somut olarak iyileştirmediği sürece meşruiyetini geri kazanamaz. Bu yüzden demokrasiyi savunmak, eşitsizliği doğrudan hedef alan maddi bir siyasal hat kurmayı gerektiriyor.
Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Ahmet Akın’ın danışmanı Prof. Dr. Arman Zafer Yalçın’a ziyaretleri ve keyifli sohbetleri için teşekkür ederiz.
Ziyaret sırasında Doğal Boya Tekstil ve İnovasyon Merkezi’ni, Akpınar Yaşam Merkezi’ni gezdik, hayata geçirmeyi planladığımız Kuva- yı Milliye Anı Evi projesi ile ilgili incelemelerde bulunduk.
@armanzafer10