Bilgi.
Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını iddia edenler ve o iddialara inananlar için 1900 yılında Çarlık Rusyası'nda yayınlanan Büyük Ansiklopedi'nin 2. cildinden bir bilgi verelim.
Ansiklopedi'deki bilgiye göre o dönem dünyadaki Ermenilerin sayısı 2 milyonun az üzerinde. Onun yarım milyonu Rusya'da yaşıyor. Anadolu'nun batısında 400 bin civarında. Toplam Ermenistan denilen (Rusların isimlendirmesi: Anadolu'nun doğusu, İran'ın batısı, Irak ile Suriye'nin kuzeyini içine alan bir bölge) topraklarda ise 1 milyondan fazla değiller.
Osmanlı'nın 1914 yılı nüfus sayımında toplam Ermeni nüfusun 1.200 milyon civarında olduğu ortaya çıkıyor. Yani Rus ansiklopedisindeki bilgi ile aşağı yukarı örtüşüyor.
Öte yandan 1915'te zorunlu göçe tabi tutulmayan Ermeni nüfusunun 300.000 ile 350.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bu da yine ansiklopedideki bilgiyle, (yani Anadolu'nun batısında 400 bin Ermeni yaşadığı bilgisiyle) örtüşüyor. Hatta İstanbul'da o dönem yaklaşık 80.000'den fazla Ermeni yerinde kalıyor ve sürgüne tabi tutulmuyor.
O zaman diaspora ve Ermenileri kullanmak isteyen odakların iddia ettikleri, güya sürülme sırasında sözde soykırıma maruz kalmış 1.5 milyon rakamını nasıl ve nereden buluyorlar?
Türke iftira atmak kolay gelebilir soykırım iddiacılarına; ancak metinler ve kaynaklara bakıp bir az utanmaları lazım...
CHP kurultayının iptali meselesinde ortaya çıkan tablo artık çok daha net görülüyor.
Bir taraftan
“kurultay iptal edildi, yönetim değişti”
algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Ama ortadaki resmi belgeler başka bir şey söylüyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın siyasi parti sicil kayıtlarında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
YSK kayıtlarında da
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
Mevcut yönetimin mazbatası duruyor.
Yani seçim hukukunda en önemli belge olan mazbata geri alınmış değil.
İptal edilmiş değil.
Yerine başka bir isim adına yeni mazbata düzenlenmiş değil.
Üstelik YSK’nın resmi yazısında çok açık bir ifade var:
“Kurulumuzun Anayasa ve yasalar gereği mahkeme kararlarını uygulamak gibi bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır.”
Yani halkın anlayacağı şekilde konuşalım:
Ortada tartışılan bir mahkeme kararı olabilir.
Ama seçim hukukunda bir yönetimin değişmesi için resmi kayıtların değişmesi gerekir.
Mazbatanın iptal edilmesi gerekir.
Yeni mazbata düzenlenmesi gerekir.
Bunların hiçbiri yapılmadan,
“CHP yönetimi değişti” demek hukuken de siyaseten de havada kalır.
Çünkü seçim hukukunda esas olan yorum değil,
resmi kayıttır.
Yetkiyi belirleyen şey dedikodu değil,
mazbatadır.
Bugün görünen gerçek şudur:
YSK kayıtlarında değişiklik yok.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarında değişiklik yok.
Mazbata iptali yok.
Yeni mazbata yok.
O halde ortaya çıkan bu tartışmanın temelinde hukuki belirsizlik olduğu açıktır.
Bu mesele sadece CHP’nin iç meselesi değildir.
Bu mesele;
demokratik siyasetin nasıl işleyeceğiyle ilgilidir.
Çünkü bir siyasi partinin kurultay iradesi,
delegelerin oyuyla oluşur.
Eğer seçim kurullarının verdiği mazbatalar yok sayılarak,
mahkeme koridorlarında siyasi sonuç üretilmeye çalışılırsa,
yarın hiçbir partinin kongresi,
hiçbir seçimin sonucu,
hiçbir demokratik irade güvende olmaz.
Mesele tam da budur.
Sandıkla gelen iradenin,
hukuki tartışmalar üzerinden etkisiz hale getirilmek istenmesidir.
Ama unutulmamalıdır:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğine;
kapalı kapılar ardında yapılan hesaplar değil,
delegeler,
partililer
ve millet karar verir.
CHP sahipsiz değildir.
Millet iradesi de sahipsiz değildir.
BREAKING:
🇺🇸 For the first time, the Pentagon has released highly classified UFO documentation
One very strange video, taken by the U.S. military, shows a star-shaped object moving rapidly through the sky in criss cross motion
5 minutes before Trump’s announcement:
* $1.5B notional worth of S&P500 (ES) futures are bought in a single clip.
* $192M notional of oil futures (CL) sold.
More than 4x-6x any other trade size during the market close.
Insiders profited from his lies in broad daylight!
ABD Donanması için durum gerçekten vahim.
En güvendiği, en yeni uçak gemisinde (USS Gerald Ford) çıkan ve 30 saat sürdüğü sonradan ortaya çıkan yangın kamuoyundan gizlendi. Yangının çıkış nedeni hâlâ tartışmalı. Savaşa destek için bölgeye gönderilen yaklaşık 13 milyar dolarlık bu platform, sahaya hiçbir somut katkı sağlayamadan Girit’e çekildi.
O zaman neden gönderdiniz?
Başta basit bir “lojistik aksaklık” gibi sunulan sorunların ötesinde, şimdi gemide çıkan yangının soruşturması için ABD’den gelen heyet Girit’te inceleme yapacak, aynı zamanda geminin 600 denizcinin güverte üstünde yatmaya mecbur kaldığı yatakhane alanlarında acil bakım ve onarıma alınacağı konuşuluyor.
Bu tablo ABD Donanması açısından ciddi bir prestij kaybıdır. Eğer Washington bu gemiyi gerçekten savaşta tam kapasite kullanmak isteseydi, tüm riskleri göze alır, bu haliyle Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne sürerdi. Ancak görünen o ki Amerikan amiralleri, Hegseth ve Trump gibi tecrübesiz siyasilerin kararlarının maceracı yönlendirmelerine bu gemiyi feda etmek istemiyor.
NATO cephesinde ise Hürmüz tablosu Trump için çok karanlık.
Washington konuşuyor, Avrupa dinliyor ama sahaya inmiyor. Trump son günlerde yaptığı açıklamalarda müttefiklerinden Hürmüz için savaş gemisi istedi. Ve hatta NATO’nun yardım etmemesini “çok büyük ve aptalca (Foolish) bir hata” olarak nitelendirdi. Ancak aynı süreçte “yardıma ihtiyacımız yok” diyerek kendi söylemiyle çelişti.
Avrupa tarafı ise çok daha net ve soğuk. Alman Şansölye Merz başta olmak üzere birçok ülke bu savaşın NATO’nun savaşı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Berlin’den yükselen yaklaşım çok çarpıcı. ABD Donanması’nın baş edemediği bir tabloyu Avrupa’nın sınırlı deniz gücüyle değiştirmesi mümkün değil. Bu sadece siyasi bir ret değil, aynı zamanda askeri gerçekliğin kabulüdür.
NATO’nun kolektif refleksi adeta kilitlenmiş durumda. En üst düzey askeri isimler dahi medyada Avrupa’nın neden daha fazla katkı sunmadığını tartışırken, sahaya somut bir güç yansımıyor.
Sahadaki gerçeklik ise daha acımasız. Hürmüz Boğazı’nda risk tırmanmış, küresel enerji akışı ciddi şekilde baskı altına girmiş durumda. Petrol fiyatları yükseliyor, sigorta ve lojistik zinciri zorlanıyor. Buna rağmen ABD Donanması hâlâ bu dar geçitte tam bir deniz kontrolü sağlayabilmiş değil.
İsrail’in İran’ın üst düzey isimlerinden Larijani’ye yönelik suikastı ise çatışmayı daha da tırmandırdı, ancak Batı ittifakının büyük kısmı buna karşı da dikkat çekici bir sessizlik içinde kaldı.
Ortaya çıkan tablo askeri tarihte nadir görülen bir çelişki yaratıyor:
Planlama ABD, inisiyatif ABD, ateş gücü ABD ancak sonuçta ne deniz kontrolü sağlanabiliyor ne de ittifak dayanışma sağlayabiliyor.
Dünya Savaş tarihinde bu dönem plansızlık, öngörüsüzlük ve acemiliğin en keskin örneği olarak yerini koruyacaktır.
Bugün Hürmüz sadece bir boğaz değil.
Bir güç testine dönüştü .
Ve bu testte ilk kez şu soru yüksek sesle soruluyor:
ABD gerçekten hâlâ küresel deniz hegemonyası kurabilen bir güç mü?
Hürmüz krizi bu haliyle sadece bir savaşın değil, bir dönemin sembolü olmaya aday.
Trump’ın durumu 111 yıl önceki güneşin batmadığı Britanya imparatorluğu‘nda Başbakan Asquith’den daha kötü.
Hiç etrafından dolaşmaya veya diplomatik olmaya gerek yok: Siyonizm kendisine hizmet etmeyen kim varsa çoluk çocuk ayırt etmeden öldürmeyi görev hatta eğlence sayıyor. Hangi din ya da millet olduğu önemli değil. Trump ve etrafındakiler de bu yaklaşıma yardım ve yataklık ediyor.
Gaziantep Güneyşehir'e düşen füze enkazı yine SM-3 Block 1A veya Block 1B füzesine ait Mk-104 dual-thrust roket motoruna ait. Enkaz çevresinde SM-3 füzesine ait dorsal fin ve konrol yüzeyleri görülüyor.
Pres Trump told me tonight the US had identified possible candidates to take over Iran, but they were killed in the initial attack.
"The attack was so successful it knocked out most of the candidates," Trump told me. "It's not going to be anybody that we were thinking of because they are all dead. Second or third place is dead."
Russia's Magnitogorsk Iron and Steel Works reported a 14,9 billion rubles loss in 2025 vs 79,740 billion ruble profit in 2024. Revenue decreased by 20,6% from 768,47 billion to 609,87 billion rubles.