Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan:
"Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil.
Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor. Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum. Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum."
Barış savunucusu Oyuncu Jülide Kural, ANF'ye konuştu:
"Reddetmek yerine bu süreci demokrasiden yana, barıştan yana ya da özgürlükten yana bir alan olarak yeniden inşa etmenin bir başlangıcı, bir küçük ilk adımı, ilk sayfası, ilk repliği olarak... O replik daha güzel kurulabilirdi tabii. Ben olsam daha güzel yazardım!"
“Bence gerek Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından gerekse bunca yıldır mücadele eden Kürt hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi açısından tabii çok önemli bir kırılma noktası oluştu, özellikle Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla. Yani bunca güçlü ve uzun süreli mücadele yürüten bir örgütün kendini feshetmesi, silahları artık bırakıyor olması, benim gibi barışı savunan bir insan açısından meraklı ama çok da dikkatli olunması gereken bir sürecin içinde olduğumuz anlamına denk geliyor.
Bu süreci elbette bir barış olasılığına, uzun vadede halklar arasında bir barış olasılığına yer açması, bir ışık vermesi açısından çok kıymetli buluyorum. Ama soru işaretlerim var elbette, çok fazla dikkatli olunması gerektiğine dair düşüncelerim var. Özellikle ortaya çıkan Çerçeve Yasa… Mesela burada da yine diyalektik bir şey var; hep düşünme biçiminin oluşması gerekiyor.
Bunda zamandır görünmeyen, duyulmayan Kürt halkının kendi eşit vatandaşlık, eşit yurttaşlık, özgürlük için verdiği bu mücadelede devletin ilk defa Meclisinde bunu bir yasa maddesi olarak ele alıyor olması kuşkusuz çok önemli. Yasanın kendisine baktığımda çok fazla sorun görüyorum doğrusu. Bu meseleye dair konuşuyorsak neden bir Kürt sözcüğü bile geçmiyor? Ya da güvenlikçi bir dilin olması da yine benim için soru işareti olan bir yer.
Ancak tabii barış o kadar zor inşa edilebilecek, özgürlük o kadar zorlukla ele geçirilebilecek bir tarihsel mücadeleler bütünü ki bu olasılığa çok önem verdiğim için dikkatli olmak gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de reddetmek yerine bu süreci demokrasiden yana, barıştan yana ya da özgürlükten yana bir alan olarak yeniden inşa etmenin bir başlangıcı, bir küçük ilk adımı, ilk sayfası, ilk repliği olarak... O replik daha güzel kurulabilirdi tabii. Ben olsam daha güzel yazardım! Ama böyle yazıldı. Daha sonra gelen replikleri daha istediğimiz, daha insana yakışır, daha toplumlara yakışır, barışa yakışır, özgürlüğe yakışır bir çizgide yeniden kurmak için ele ele vermek, birlikte bunu başarmak zorundayız. Bu gerçeğin de bir sanatçı olarak farkındayım doğrusu.
CAN YÜCEL'İN 1965 YILINDA TİP ADINA YAPTIĞI RADYO KONUŞMASI
Soyadı: Tako
Öz adı: Hürmüz
Takma adı: Elif
Sahte adı: Seher
Suçlular arasındaki adı: Piç
Anasının adı: Zehra
Babasının adı: Abdi
Milliyeti: Türk
Doğumu: 1957
İşi: Hırsızlık
Vücut boyu: 1,31
Vücut Cesameti: Nârin
Vücut Bünyesi: İnce
Vücut Vaziyeti: Öne eğik
Omuzları: Düşük
Sevgili Yurttaşlarım,
Şimdi size okuduğum belge, sekiz yaşındaki, Tako adlı kardeşimizin polisteki eşkâl kâğıdıdır. Tako, bugün Türkiye’de kaldırıma düşmüş, toplumun koruyucu elinden ırak, çoğu da suçlu, dört yüz elli bin Türk çocuğundan biridir.
Elinden tutacak kimi kimsesi yoktur ama hırsızlık ederken yakayı ele verdiğinde, Tako’yu kolundan tutup cezaevinin sübyan koğuşuna atacak bir hükümeti vardır.
Tako’nun doğum tarihi vardır ama insan gibi yaşadığı yoktur. Tako’nun sabıkası vardır ama geleceği yoktur. Tako’nun onu seven bir atası vardır, Tako’nun “Halkın öğretimi ve eğitimini sağlama, devletin başta gelen ödevlerindendir” diyen bir anayasası vardır ama Tako’ya babalık edecek devlet babası yoktur.
Kardeşlerim,
Eskiler “Çocuktan al haberi!” demiş. Biz de çocuktan, Tako’dan alıyoruz memleket haberini. Çocuk Bayramı’nı, Sayın İnönü’nün 1943’de söylediği gibi, Millî Hâkimiyet, Ulusal Egemenlik Bayramıyla birleştirmemiz bir tesadüf değildir. Birleşik Amerika’ya verilen üslerle ulusal egemenlik sarsıntılar geçirirken, Tako da ya sübyan koğuşunda ya da köprü altında kutlayacaktır elbet çocuk bayramını. Büyükleri, gelecek denen umut kasamızı zorlarlarken, Tako’nun oyuncağı da maymuncuktan başka ne olabilir ki?
Biz de altına devletimizin de imza koyduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Beyannamesi’ne soralım bakalım, ne diyor bu işe: Diyor ki, “Çocuk ihmal, zulüm ve istismarın bütün şekillerine karşı korunacaktır. Çocuk herhangi bir şekilde ticaret metaı olamaz.”
Evet. Bu güzelim topraklar üstünde gülüp oynamaya doğmuş körpecik çocukların ticaret metaı haline gelmesine göz yumanlar, toprak altındaki madenlerimizi, petrollerimizi yabancılara haydi haydi peşkeş çekeceklerdir. Kendi parçası, kendi kanından, kendi canından kopma vatan evlâtlarına hayrı dokunmayanların memlekete ne hayrı dokunabilir ki? Bir tek hayırları varsa, o da bu adamlara denecek koskocaman bir “Hayır”dır. Dış politikası NATO’ya araç, ahlakı vur kaç, ekonomisi kapkaç olan partilerin, gününü gün etmekten başka bir şey düşünmeyen devlet adamlarının yurdun yarını, ulusumuzun geleceği olan çocuklarla ne ilgisi olabilir ki?
Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi Başkanı Profesör Fişer, “Bugün Türkiye’de bir milyona yakın sakat çocuk olduğunu tahmin edebiliriz” diyor.
Bu yurdu yönetenlerin sakat tutumuna, sâkim politikasına bu bir milyon çolak, kambur, kör, kötürüm, sağır, dilsiz, topal, sakat çocuktan daha sağlam kanıt, delil olabilir mi? “Kalkınıyoruz, kalkındık, malkındık” diye her palavra savuruşlarında, bu bir milyon sakat çocuk, “yalan” diye bağırıyor yüzlerine.
Kentlerimizde çocuklarımız viraneliklerde, çöplüklerde günlerini gâvur ediyorlarsa, yurdu milyonerler için bir Hilton parseli, lüks otel arsası belleyenlerin hesabında halk çocuğu için çiçek bahçesine, çocuk bahçesine yer olamaz da, ondan. Halkın yuvasını yapanlar işçi çocukları için yuva kurarlar mı hiç?
Konuşmanın tam metni ve ses kaydı; https://t.co/yzXAjpIJzR
Dünyanın en kalın sesli kedisi, Jack.
Gırtlak felcinden dolayı sesinin kalın olduğu belirtildi. Miyavlaması beklenilenden çok daha tok ve karizmatik duyuluyor.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Soma Katliamı'nın 12. yılı.
Cezaevinde hiç sanık kalmadı.
En yüksek ceza alan sanıklar, ölen her madenci için sadece 6 gün hapis yattı.
Şu anda tek tutuklu, katledilen madencilerin avukatları olan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay.
bir insanın "ben aç kalıyorum bana haksızlık yapıldı" diyip açlık grevine başlamasından sonra artık isterseniz dininizin, isterseniz ahlakinizin, isterseniz kültürünüz, aile terbiyenizin şuna izin vermemesi lazım: yürüyüp geçmeye.
#MadencininEliniTut
Fatih Terim: "Hayatınızla alakalı sürekli doğru - yanlış muhasebesine girerseniz, tüm o toz bulutu içinde kaybolup ileri doğru adım atamazsınız.
Çünkü hayat, mutlulukların, pişmanlıkların, öfkelerin, inişlerin ve çıkışların, kısaca sahip olduğunuz tüm tecrübenin toplamıdır.
Yaşadıklarınızdan birini bile o resmin içinden alırsanız, o hikaye sizin olmaktan çıkar. Ve sonunda kendi dünyanızda başkasının hayatını yaşarsınız."