Altın güvenli limandı, deniz yuttu.
Döviz garanticilerin işiydi, Merkez Bankası tuttu.
Gayrimenkul her dönem kazanırdı, yüksek faize yenildi.
Borsa geleceğe yatırımdı, fonlar battı.
Bu insanlar nereye gitsin? Paralarını nereye yatırsın?
sinemaya tek gidebilen insan. şu insanı hiçbir şey yıkamaz. zombi saldırısında biraz tadı kaçar sadece ama yine de çayını koyar hayata kaldığı yerden devam eder.
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
Dünya genelinde kadınlar, yapılan tüm işlerin (ücretli + ücretsiz) yaklaşık %75’ini gerçekleştiriyor, ancak toplam gelirin sadece %10’unu kazanıyor ve dünya servetinin yaklaşık %1’ine sahipmiş. (Kaynak: BM ve ona bağlı kurum raporları)
Daha da acayibi şu:
Düzgün bir aile ve saygılı bir iletişim ortamında büyüyen insanların en büyük sorunu, dış dünyayı da aynı kibarlık, nezaket ve açık iletişim kurallarıyla işleyen bir yer sanmaları ve oradaki toksik dinamikleri anlamlandırıp çözene dek sınır ihlallerine dur diyememeleridir.
“Evlenmeyin ya da çocuk sahibi olmayın demiyorum. Şunu söylüyorum: Belirli bir özgürlük, yalnızlık alanını mutlaka koruyun. Hayal kurmak için, okumak için, müzik dinlemek için, düşünmek için, ne için olursa olsun.”
—Simone de Beauvoir
kadın adayların cvsini okumadan kıyafetine göre ilk aşamada eleyen, hamile diye işten çıkaran, mülakatta “evli misin, sevgilin var mı?” sorularını hadsizce yönelten, kadın çalışanlara erkeklerden daha az maaş teklif eden firmaların kadınlar günü paylaşımlarını izleme günü geldi
“‘Çalışan kadın’ ifadesi bir totolojidir, çünkü çalışmayan kadın diye bir şey yoktur. Sadece emeğinin karşılığı ödenmeyen kadın vardır.” 💜
Caroline Criado Perez
Çalışan bir erkek eve dinlenmeye geliyor. Çalışan bir kadın ise eve ikinci mesaisine başlamak için geliyor. Sorun kadınların bağımsız olmaları değil, modern erkeğin sorumluluktan kaçma şekli.