Nevruz, Nizamü’l Mülk’ün hazırlattığı Celali takvimine göre yılbaşı olarak kabul edilen (yeni) gündür. Aynı zamanda güneşin Koç burcuna girmesini, gece ile gündüzün eşit olmasını simgeler. Eski Oniki Hayvanlı Türk takviminde de Nevruz vardır ve baharın gelişini müjdeler.
Nevruz günü; Hz.Nuh’un gemisi Cudi Dağı’na oturmu��, Hz.Yusuf kuyudan, Hz.Yunus balığın karnından çıkarılmıştır. Hz.Musa’nın Kızıl Denizi asasıyla yarması Nevruz Günü’ne denk gelmiştir. Türklerin Ergenekon’dan çıkışı da Nevruz Günü gerçekleşmiştir.
Nevruz, baharın feyziyle birlik ve beraberlik hissiyatının taçlandığı gündür. Bereketin, bolluğun, sevginin, hürmetin daha da güçlendiği dönemdir. Nevruz, Türk milletinin nesilden nesile taşıdığı bahar, barış ve kardeşlik meşalesidir. Bu meşalenin aydınlığında dostluk, yardımlaşma ve dayanışma ruhu tekemmül etmiştir.
Asırlar geçse bile bu çok önemli tarihsel ve kültürel miras Türklüğün vicdanında özenle korunmuş, özüyle ve özgüvenle yaşatılmıştır. Bu yüzden Nevruz; yeniden doğuşun, dirilişin, uyanışın, huzur ve esenliğin kutlu mesajıdır. Bu mesajın ülkemize, bölgemize ve dünyaya bütünüyle hakim olması yegane temennimdir.
Binlerce yıldan bu yana Balkanlardan Orta Asya bozkırlarına, Adriyatik’ten Çin seddine, Kafkasya yaylalarından Ortadoğu vadilerine, Kırım köylerinden Sibirya düzlüklerine kadar yakılan Nevruz ateşi Türklüğün hayat ve varlık haklarının tesciline sahne olmuştur.
Nevruz, milletimizi ortak amaç ve kaderde buluşturan köklü bir kaynaşma fırsatı olması bakımından bizimdir, bize has kadim bir emanettir. Yakılan Nevruz ateşi muhteşem Türk asırlarının kefili, en canlı görgü tanığı, en sağlam kültürel dokularından birisidir.
Bu düşüncelerle Türk milletinin 21 Mart Bahar Bayramı’nı kutluyor, Yenigün’ün bin yıllık kardeşliğimizin perçinlenmesi için tarihi bir eşik olmasını diliyorum. Son yurdumuzda birlik ve beraberlik içerisinde sonsuza kadar var olmayı Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor; tüm vatandaşlarımızla, gönül ve kültür coğrafyalarımızdaki tüm kardeşlerimizle sağlık, sıhhat, refah, mutluluk ve selamet dileklerimi paylaşıyorum.
Doğum ile ölüm arasında tıpkı bir sarkaç gibi gidip gelen, biteviye devam eden, inişli çıkışlı pek çok patikası olan, her insanın ayrı bir hikayesine de sahnelik yapan şu fani hayatın gerçek anlamı, genel ahlaki fikri annelerimizin muhterem varlığında ve muazzez vakarında mahfuzdur.
Anne, merhamet ve metanet duygusunun nişanesi, karşılıksız sevgiyle beraber, sabır ve sağduyunun timsalidir. Her anne özel, her anne önemli, her anne övünç kaynağıdır. Onları üzmeyelim, onları incitmeyelim, onlara asla yüzümüzü dönmeyelim. Bilelim ki, anne hayattaki ilk ışığımız, ilk sıcaklığımız, ilk güvencemiz, ilk nefesle son nefes arasındaki güneşimiz ve güldestemizdir. Annenin kırılması ve gücenmesi alemin mahzunlaşmasıdır.
Fedakarlığın burcu olan annelerimizin hayır dualarına layık olabilmek niyazıyla, hayatta olan annelerimize sağlıklı bir ömür, halen tedavi altında olanlara şifalar, vefat eden annelerimize de Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum. En başta şehit annelerimiz olmak kaydıyla, bütün annelerimizin Anneler Günü’nü gönülden tebrik ediyor, sonsuz hürmetlerimi sunuyorum.
İsmail denen provokatör günlerdir yazıyor, çiziyor!!
Araba fotoğrafları paylaşıp duruyor!
Bu fotoğraflarda katilin olduğuna dair en ufak bir kanıt var mıdır?
Bu yazılanlar tamamen Ülkü Ocakları’na karşı yürütülen algı operasyonunun sonucudur!!
Bu görüntülerde veya başka görüntülerde tetikçinin kaçırıldığına dair tek bir görüntü, bilgi veya belge var mıdır?
Bu araba fotoğrafı neyi kanıtlıyor olabilir.
Bu alçak iftiralara kanmamak lazım!!
Abdülkadir Selvi!
Kabak tadı vermeye başladın…
Bu müptezeli, Osman Kavala ile aynı hücreye tıkın!
Bu müptezel, ABD ve Avrupa’ya taviz vermeliyiz diye her gün foseptiğinden yazıp karalıyor. Yakında Apo’yu da bırakalım diye yazmaya başlayacak!
Müptezel!
Hakim misin? Savcı mısın?
Türk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu fikriyatı, Türk milletinin kurtuluş ilhamı, aynı zamanda var oluş iradesidir. Merhum Peyami Safa’nın isabetle temas ettiği üzere, yeni Türk devletinin iki ana davasından birisi çağdaşlaşmak ise diğeri milliyetçiliktir. Şayet millet ortak değerler etrafında kenetlenmişse, şayet birlik ve dayanışma hissiyatıyla kaderini tayin etmişse, bunun dibacesi, en bariz dinamiği milliyetçiliktir.
3 Mayıs meşalesi, esas itibariyle Türk milliyetçilerinin iç ve dış çalkantılar karşısında göstermiş oldukları direncin aydınlığı; baskı, dayatma ve zor şartlarda sivil, meşru ve demokratik duruşun ahkamıdır. Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi, 3 Mayıs milli şuurun ayağa kalkışı, küresel güç blokları arasında sarkaç gibi gidip gelen köşesiz politikalara karşı Türk milliyetçilerinin hür ve ahlaki direniş kararıdır.
Bugün bir bayram veya kutlama gününden ziyade bir idrak, bir ifade, bir anma, istikbale yönelik milliyetçi mesajın maşeri vicdanda kök salma özleminin bir hamlesidir.
Emek ve değer nedir bilmeyen, adalet ve hukuk nedir tanımayan; yağma, talan ve yıkımı ideoloji haline getiren başıbozuk güruhun 1 Mayıs’ta sahneledikleri vandallıklar medeniyet ve meşruiyet ölçüleriyle bağdaşmazken, Türk milliyetçilerinin tam 80 yıl evvel kanuni sınırlar içinde, fikir ve demokrasi namusuna riayet ederek yaptıkları gösteriler hala takdir ve tazimle hatırlanmaktadır.
Diyor ya Merhum Hüseyin Nihal Atsız; “Maviyi unutsak bile mazi kökümüzdür, en tatlı gülen yüz bize mazideki yüzdür.” İnancım odur ki, mazinin parlayan yüzü hiç solmayacak, Türk tarihinin derinliklerinden çağlayarak yükselen milliyetçi çağrı Türk milletinin diriliş azmini canlı tutacak, geleceğini de inşa ve ihya edecektir.
Dünyanın çetin ve çetrefilli bir tarih aralığında, İkinci Dünya Savaşı’nın beşeriyeti yakıp yıktığı bir zaman sürecinde Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın devrin Başbakanına yazmış olduğu iki açık mektup sonucunda başlayan 1944 Türkçülük ve Turancılık Davası’nın 80’inci yıl dönümünde, Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem inanç anıtlarını rahmetle, hürmetle, minnetle anıyorum. 3 Mayıs ruhunun, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşma mücadelesinde sahip olduğumuz milli şuura daha da güç ve feyz vermesini temenni ediyorum.
"DEM, HDP'NİN DEVAMI"
MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, DEM Partinin, HDP'nin "eylem program ve hedef" olarak devamı olduğunu söyledi.
İmza atmadığı skandal kalmayan, DEM ile ilgili, kapatma davasının da bir an evvel açılması gerekiyor " dedi. @ismailozdemirrr
Kurduğu parti ve aldığı/alamadığı (çünkü seçime girme yeterliliği dahi yok) oy oranı ile, 4 kişilik okey masası bile kuramayacak bir çapsızsın koçum, MHP ve İlkeli Lideri Devlet Bahçeli’ye düşmanlık ederek 0,000000000001 olan itibarını yüceltmeye çalışıyorsun. Bize düşmanlık bile seni adam eder, sahiplerinin gözüne girersin ama haddini aşma!
Kiranı, çay ve sigara paranı cebine koyan boynuna siyasi tasma takanlara söyle: yularını sıkı tutsunlar.
“Kuzuya içirmişler, kurdun evini sormuş” o misal.
1 masa, 2 sandalye bulan parti kuruyor. YSK bu müptezellere bir önlem alacak mıdır?