Lenin'in açtığı tarihsel hat ile 1 Mayıs'ın çağrısı aynı yerde kesişir; mücadele edenlerin, itiraz edenlerin ve değiştirmeye cesaret edenlerin tarihinde.
Bizler, emeğin, eşitliğin ve sınıfımızın yanında saf tutuyoruz. Kampüslerden yükselen sesi, işçi sınıfının tarihsel yürüyüşüyle buluşturuyor; boyun eğmeyenlerin sesini çoğaltıyoruz. Çünkü unutmuyoruz: Bugün öğrenci, yarın biz de işçiyiz!
Katılım için: https://t.co/m4reWvSzvJ
ASBÜ'lü kadınlar olarak eşitlik ve
özgürlük mücadelemizi büyütmek, dayanışmayı örgütlemek ve hayatlarımız üzerinde söz, yetki ve karar hakkını birlikte kazanmak için 5 Mart Perşembe günü saat 18.00, de Route Selanik'te buluşuyoruz. Katılım için doldurunuz.
https://t.co/p8pu47YGkb
Biz bu devrimci mirası sahiplenmeyi bırakmıyoruz ve diyoruz ki, halkın iradesini çiğneyip saltanatınızı kurmaya çalışan sizler tarih sahnesinde yerinizi bulamayacaksınız.Cumhuriyet'in değerlerini tasfiye etseniz de, bu memleketin boyun eğmeyen gençleri daima karşınızda olacaktır!
Cumhuriyet'in değerleriyle siz hesaplaşmaya çalıştıkça bu memleketin boyun eğmeyen gençleri olarak biz her zaman karşınızda olacağız! ASBÜ Daynışma Ağı olarak biz de orada olacağız.
3 Mart Basın Açıklamasına Davet
“Halifeliğin Kaldırılması”, “Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin Kaldırılması” ve “Eğitim ve Öğretimde Birlik” yasalarının kabul edildiği; Cumhuriyet’in temelini oluşturan Devrim Yasalarının yıl dönümünde, 3 Mart’ın devrimci mirasını savunmak için alanlardayız.
Laikliği aşındırmaya, eğitimi gericileştirmeye ve Cumhuriyet’in kazanımlarını tasfiye etmeye yönelik saldırılara karşı susmayacağız. 3 Mart’ın ruhuyla gericiliğe karşı mücadeleyi büyütmek, laikliği ve aydınlanmayı savunmak için Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi olarak yapacağımız basın açıklamamıza tüm yurttaşlarımızı çağırıyoruz.
ABD’nin Venezuela’ya alçakça saldırısını protesto ediyoruz
ABD’nin hiçbir meşru gerekçeye dayanmaksızın Venezuela’yı kuşatması ve Venezuela açıklarında seyreden teknelerdeki insanları hukuk dışı bombalamalarla katletmesi bugün yoğun bir saldırıya dönüştü.
ABD haydutça bir tavırla saldırının amacının Venezuela’yı ele geçirerek sömürgeleştirmek ve özellikle petrol kaynaklarına el koymak olduğunu saklamıyor. Emperyalist siyaset günümüzde herhangi bir bahane ve kılıf aramaksızın dünya halklarına saldırıyor.
Emperyalist girişimleri birçok kez boşa çıkarmış kahraman Venezuela halkının bu saldırıya da hak ettiği yanıtı vereceğinden eminiz. Ayrıca saldırı bütün Orta ve Güney Amerika halklarına karşı yapılmıştır ve Venezuela ile sınırlı kalmayacaktır. Bu durum ABD’nin içi de dahil olmak üzere yaygın bir direnişle karşılanacaktır.
THTM bu koşullarda Türkiye’nin böylesine haydut bir devletin resmi müttefiki olmasından duyduğu utancı halkımızla paylaşıyor. Gelişmeleri izleyeceğiz ve her koşulda Venezuela halkının yanında olacağız.
ABD emperyalizmi, çek elini Venezuela’dan!
THTM Yürütme Kurulu
Okuldaki bu gerici ve baskıcı yapıya karşı tüm öğrenci dostlarımızı dayanışma ağına katılmaya, bu karanlığa karşı bir arada durmaya davet ediyoruz. ASBÜ Dayanışma Ağı, bu memlekette Cumhuriyet’i ve laikliği yükseltmek isteyen tüm dostlarına kapısını açmaktadır.
"Karanlığın İçinden Bir Kıvılcım Yükselir; O Kıvılcım Biziz" etkinliğimizi, ASBÜ’lü arkadaşlarımız ile THTM Öğrenci İnisiyatifleri ve Hacettepe Dayanışma Ağı’ndan temsilci arkadaşlarımızla birlikte gerçekleştirdik.
Cuma günü 18.30'da NHKM’de bir araya geliyor, üniversite dayanışma ağımızla gençliğin sözünü büyütüyoruz. Emeğin ve eşitliğin cumhuriyetini kuracak olan bizleriz; geleceksizliğe, sömürüye karşı sesimizi birlikte yükseltiyoruz. Dayanışma güçlendirir, mücadele değiştirir.
Biliyoruz ki toplum iyileşmeden birey iyileşmez.
Sağlığı metalaştıranlara karşı; kamucu ve toplumcu bir sağlık anlayışını savunan geleceğin sağlık emekçilerinin yanındayız. Memleketi bu karanlıktan el birliğiyle çıkaracağız.
BU MEMLEKET BİZİM, GELECEK BİZİM!
BU MEMLEKET BİZİM, GELECEK BİZİM!
Bugünün öğrencisi, yarının sağlık emekçisine merhaba! Bu çağrı geleceğin doktorlarına, veteriner hekimlerine, diş hekimlerine, eczacılarına, hemşirelerine; psikologları ve akıl-ruh sağlığı ile sosyal hizmet çalışanlarına ve tüm sağlık öğrencilerine.
Bizler, ülkemizin ve dünyamızın içinde buluğunda eşitsizlik ve umutsuzluk tablosuna karşı bir araya geliyoruz.
Bir iddiamız var, memleketimizi de tıpkı iyileştirdiğimiz insanlar gibi iyileştirmek, güzelleştirmek ve ileriye taşımak. Karanlığın hakim olduğu günlerden geçsek de umutsuz değiliz, 100 yıl önce yaptık, yine yaparız, biliyoruz!
Biliyoruz, aydın insan içinde yaşadığı, onu yetiştiren topluma, halkına karşı sorumludur. Bizler, Cumhuriyet’in genç kuşakları, geleceğin sağlık emekçileri olarak bu sorumluluğun farkındayız.
Bugün fakülte sıralarında, laboratuvarlarda ve kliniklerde bize öğretilenin aksine; sağlığın sadece bedensel bir arızanın giderilmesinden ibaret olmadığını biliyoruz. Bir bireyin gerçekten sağlıklı olabilmesi için nitelikli barınmaya, dengeli beslenmeye, temiz suya ve sağlıklı sosyal ilişkilere de ihtiyacı vardır. Toplumun refahı sağlanmadan, yoksulluk ve eşitsizlik ortadan kalkmadan bireyin tam iyilik halinden söz edilemez.
Kamusal alanın tasfiyesi, sağlık alanın akıl almaz şekilde özelleştirilmesi bırakın sözünü ettiğimiz koşulları sağlamayı her geçen yeni bir skandala neden oluyor. Bizi hastayı "müşteri", hastaneyi "ticarethane" olarak görmeye zorlayan bu çark; aynı zamanda biz sağlık emekçilerini de tüketiyor. 36 saati bulan insanlık dışı nöbetler, eğitim adı altında meşrulaştırılan angarya, fakülte koridorlarında maruz kaldığımız mobbing ve her gün burun buruna geldiğimiz "sağlıkta şiddet" bir tesadüf değil. Tüm bunlar sağlığın piyasaya teslim edilmesinin sonuçları, memleketimizi saran karanlığın bu alana yansıması.
"Giderlerse gitsinler" denilerek emeği değersizleştirilen, geleceksizlik ve geçim derdi arasına sıkıştırılan, 5 dakikada bir hasta bakmaya zorlanarak mesleki onuru çiğnenen bizler; bu tabloya boyun eğmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz!
Ülkemizin üzerine çöken karanlığa, her geçen gün sertleşen emek düşmanı, cumhuriyet düşmanı saldırıla karşı ve örgütlenmeye, bir araya gelip Cumhuriyeti ayağa kaldırmaya çağıran Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) çatısı altında bir araya geliyoruz.
Üniversitelerde bilimi, hastanelerde kamuculuğu, mesleğimizde onurumuzu savunmak için yola çıkıyoruz. Ne Paranın padişahlığını ne de yobazın karanlığına teslim olacağız. Yenidoğan çeteleriyle, randevu bulunamayan hastanelerle çökertilen bu sisteme karşı; hem halkın parasız sağlık hakkını hem de sağlıkçının insanca çalışma hakkını kazanacağımız bir Türkiye’yi kurmak için buradayız.
Geleceğimize konulan esareti kaldırmak, halkımıza aklın ve bilimin ışığında sağlık hizmeti verebilme için yola çıkıyoruz!
THTM Ankara Sağlık Öğrencileri İnisiyatifi
Şiddet iktidarınızı yıkacağız! #suçlusunuz
25 Kasım Salı saat 12.00'de 25 kasım için, hesap sormak için DTCF'de buluşuyoruz! Sen de bize katıl, sesimizi yükseltelim!
#dtcf
Üniversite Rektörlüğünü uyarıyoruz: hiçbir şey olmamış gibi sessizliğe gömülemezsiniz, bu yaşananları en kısa sürede açıklamakla ve hesap vermekle yükümlüsünüz!
Emeğin Cumhuriyetini Birlikte Kuracağız
Cumhuriyet 103. yılına ağır saldırılar altında giriyor. Çeyrek yüzyıla yakın dinci gerici iktidarın yarattığı tahribat son dönemde şiddetlenmiş bulunuyor. Cumhuriyet’in temel niteliklerinin ve Türkiye’ye özgü kazanımlarımızın fiilen tahrip edilmesinin ötesine geçilerek resmen ortadan kaldırılması gündemde. Böyle bir gerileme, tarihsel kazanım ve ilkelerin Cumhuriyetin yaklaşık ilk yirmi yılının ardından sürekli aşındırıldığı gerçeğinden hareketle zaten mevcut olan durumun ilan edilmesi olarak görülmemeli, bu anlamda hafife alınmamalıdır.
Şu an durmuş görünse de eğitimin süresinin kısaltılması gündemi bir kez açılmış bulunuyor; bu gündemin kamusal ve zorunlu eğitimin sorgulanmasına varabileceği açıktır. Emekçi çocuklarına layık görülen, alabildiğine dinselleştirilmiş bir beyin yıkama operasyonundan ibarettir. Bunun Cumhuriyet’le alakası yoktur.
Konu, diğer yandan sınırsız bir piyasacılıkla, sermayenin emek gücünü ucuzlatmaktaki iştahıyla bağlantılıdır. Cumhuriyet yurttaşlığı, içinde yaşadığımız görülmemiş yoksulluk düzeyiyle birlikte var olamaz.
Ekonomik krizin özü öğrencilerden emeklilere bütün kesimleriyle emekçi halkın yoksullaştırılmasıdır. Ülkemizin iş cinayetlerinde rekora koşmasının açıklaması da buradadır. Yağmacı sermaye emekçilerin yaşam hakkına kaynak ayırmaktan kaçınmakta ve kârlar artık kanla şişkinleşmektedir.
Uzlaşmacı sendikalar bu sürece izleyerek destek oluyorlar. Son olarak sendikaların asgari ücret masasına oturmama kararı kitlelere çaresizliğin dayatılmasından başka anlam taşımıyor.
Oysa yağma düzeni doğanın geri dönüşsüz biçimde tahrip edilmesine neden olmakta, kentleri yaşanmaz hale getirmekte, halk sağlığını tehdit etmektedir. Bütün bunlar çok boyutlu bir mücadeleyi gerektirmektedir ve hayatın hiç bir alanında yurttaşlar boyunlarını eğip teslim olmamaktadırlar.
Yurttaşlığın içerdiği eşitlik anlayışının temelleri sınıfsal bir uçurumun dibine yuvarlandı. Ancak bununla da yetinilmemekte, Cumhuriyet yurttaşlığının toplumun genelinde bir erdem olarak kavranmasına da son verilmek istenmektedir. Öyle ki, yine henüz arkası gelmemekteyse de, ülkemizin idari yapısına ilişkin olarak dinsel cemaat ve etnik topluluk kotaları telaffuz edilebilmiştir. 19.yüzyıla uzanan modernleşme süreci ve Cumhuriyetle doruğa yükselen Aydınlanma devrimi bir bütün olarak yok sayılmak istenmektedir.
Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında ülkenin iç konsolidasyonu adına başlatılan, barış ve demokrasi kavramlarıyla eşleştirilen “süreç”, tam tersine Türkiye’nin zaten sarsıntı geçiren toplumsal dokusunu dağıtma riskini gerçek bir olasılık haline getirmektedir. Emperyalizm bölgemizde geçen yüzyılda mücadelelerle oluşmuş bağımsız devletlerin işlerliğini yitirdiği bir düzene koşmaktadır. Türkiye’nin varlığı masaya yatırılmıştır.
Siyonist İsrail’in koçbaşı rolünü üstlendiği süreç bölgede emperyalizmle uyumsuz bütün faktörleri devre dışı bırakmaktadır. Türkiye’nin bu gelişmelere direnmesi zorunluyken, egemen düzen teslimiyetten öte aktif rol üstlenmeye, ABD’ye yaranma yarışına girmiş bulunmaktadır. Bu yönelime iktidarın ve özellikle MHP’nin koyduğu şerhler göz boyamaya bile yaramıyor. Ana muhalefet partisi, iktidarın söz konusu emperyalizme yaranma yarışının hakkını veremeyeceği tezini politikasının temeli haline getirmiştir. Kürt milliyetçi hareketleri emperyalizme tamamen angaje olmuş durumdadır. Emperyalist sistemden ve onun kurumlarından kopuşu aklına bile getirmeyen sağcı milliyetçi muhalefetin itirazlarıysa demagojiden ibarettir.
Gazze’de varılan ateşkesin Filistinlilerin maruz kaldığı soykırımı durdurma taahhüdüne karşılık İsrail’in katliamlarına engel olamayacağı yolun başında görülmüştür. AKP iktidarı barışa değil suça ortaklığa imza atmıştır.
Kuşkusuz Cumhuriyet’in bir diğer temel değeri yurtta ve dünyada barış politikasıdır. Osmanlıya dönüş hayallerinin körüklenmesiyle Türkiye yayılmacı, saldırgan bir dış politikaya sahip hale gelmiş, yakın ve uzak komşularının içişlerine müdahale sıradanlaştırılmıştır. Yayılmacılığın halkımızı değil, sınırların ötesine gözünü diken büyük sermayeyi güçlendirdiği bilinmelidir.
Bu gerici huruç harekâtının tepki yaratmaması mümkün değildir. İktidarın, toprağın ayaklarının altından kaymasını önlemek için seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırmayı bile gündemine aldığı görülmektedir. Bir tarafta bu meczup saldırı, onun karşısında da kitlelerin direnci devam edecektir.
Toplumun görülmemiş bir cendereye alınması kadın katliamında da su yüzüne çıkıyor. Cumhuriyet’in kadınları taşıdığı yurttaşlık konumu, düzen tarafından öldüre öldüre geri alınmak, kadınlar toplumsal yaşamdan tasfiye edilmek istenmektedir. Kadınların tarihsel kazanımlarından püskürtülebileceği düşüncesi gericiliğin fantezisinden öteye geçemeyecektir.
Türkiye, Cumhuriyetin 103. yılına tasfiye edilişinin yaydığı mutsuzluk içinde girmektedir. Karanlığın içinde iki direnç ışığı parıldamaktadır.
Birincisi halkımızın büyük çoğunluğunun Cumhuriyet’e sahip çıkışıdır. Cumhuriyet toplumun dokularına yerleşmiştir ve siyasal alanda yaşanan tasfiye halkımızın onayını kesinlikle alamamıştır. Türkiye’nin örgütsüz kitleleri sözünü ettiğimiz sorunları algılamakta ve çıkış yolu aramaktadırlar. Artık her tür hak arayışının simgesinin, Kurtuluş Savaşı’nın komutanı ve Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olması rastlantı değildir.
İkincisi ise düzenin bütün kurum ve siyasi hatlarının terk ettiği Cumhuriyetçi birikimin adım adım büyümesidir. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi bu birikimi örgütlü bir halk hareketine dönüştürmek, bu doğrultuda Cumhuriyetçilerin Birliği’ni kurmak için mücadelesini yükseltmektedir.
Cumhuriyet’in 103. yılına karanlıkta önümüzü göremez halde değil, umutla giriyoruz. Sürdürülmesi mümkün olmaktan çıkan bu saldırıyı mutlaka durduracağız. Yıldönümü günlerinde, ülkenin bir dizi kentinde THTM’nin imza attığı yürüyüşler, toplantılar ve etkinlikler bu umudumuzu geniş kitlelere taşımaktadır.
Cumhuriyeti bir daha yıkılmamak üzere çok daha sağlam temellerin üstüne yerleştireceğiz.
Cumhuriyet düşmanlığına geçit vermeyeceğiz.
Emeğin cumhuriyetini birlikte kuracağız!
Eli palalı gruplar #beytepe'de öğrencilere saldırırken görünmeyen polis,dayanışma gösteren, arkadaşlarını görmek için hastaneye giden öğrencilere saldırıyor.Saldırganları koruyup öğrencileri hedef alıyorlar. Gözaltına alınan öğrenciler derhal serbest bırakılmalıdır. #hacettepe
Bağımsız, laik bir ülke ve insanca yaşayacağımız onurlu bir gelecek için tüm sıra arkadaşlarımızı omuz omuza yürümeye davet ediyoruz. Emeğin cumhuriyetini birlikte kuracağız!
Cumhuriyet'in 102. yılına hep birlikte, umutla ve türküyle!