Dokunulmazlıkların kalkmaması için çokça gerekli sebepler var ama ilkesel tutumumuz nedeni ile evet diyoruz. 2016 da evet dedik şimdi hayır dersek bunu açıklayamayız
Hayır değil. Her gün operasyon yiyen, cumhurbaşkanı adayı 500 gündem fazladır hapiste olan partinin hala akp ile ülkeye demokrasi getireceğini sanmasıdır 2023 kk adaylığı süreci sökmez artık insanları aptal yerine koymayın
İktidarın sayısal olarak CHP/Yeni Parti desteğine ihtiyacı yoktu ama yapılana meşruiyet sağlamak için kurucu parti desteğine ihtiyacı vardı.
Dolayısıyla Özgür Özel komisyona dahil olarak ve yasaya evet oyu vererek oyun bozmuş olmadı, sarayın oyununda küçük bir rol alarak oyuna dahil olmuş oldu.
15 Temmuz sonrası, düzen muhalefeti AKP'nin yıllardır Fethullahla olan suç ortaklığını sormak yerine Yenikapı Ruhu diyerek AKP'nin yanında dizilip, AKP'ye can yeleği vermişti. Bugün de aynısı olmaktadır, AKP yine tespih boncuğu gibi diziyor muhalefeti, bu sefer yeni boncuklar var
Ekrem Bey aleyhine düşünülen olası bir siyasi yasak kararı sonrasında İBB Başkanlık seçimi için düşünülen meclis birlikteliğinin provasını başarıyla tamamlamışlar.
Ama sadece matematiksel olarak doğru.. evet iktidarın değişmesi için muhalefetin daha fazla oy alması gerekir! Peki muhalefet gerçekten iktidar olmak istiyor mu? Ya da bizim siyaset dediğimiz şey bizim oy vererek bir şeyler yaptığımızı düşündüğümüz bir simülasyondan mı ibaret?
DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN ‘MUHALEFETİ?!’
Hepimiz sıradan muhalif vatandaşlarız. Bu ülkeyi yöneten iktidara itirazlarımız olduğundan muhalefetteki partilere oy veriyoruz. Ve bu ülkenin tam olarak yarısı(hatta daha fazlası)yız. Normalde muhalefet partilerinin
siyaset üretip bizden ve iktidar destekçilerinden oy almaya ve iktidar olmaya çalışması gerekir ama bu ülkede siyaset böyle çalışmıyor. 24 senedir tek başına iktidar olan bir partiye alternatif olması gerekenlerin tek argümanı ‘bize oy vermezseniz iktidar gitmez’. Normalde doğru
Erdoğan daha önce de çözüm sürecine girişti. O zaman da CHP'ye kandan beslenenler dedi. Sonra ne oldu? Biz o noktada nasıl oldu da teröristlikle suçlandık? Bunlar nasıl oldu da yerli ve milli oldu. Terör örgütü ile dirsek temaslarının hiç kesilmediği de ortadaydı halbuki. İstanbul seçimleri bunun bir örneğiydi.
İmamoğlu Özel'in Evet kararına açıkça destek veriyor. Metni okuyanlar ortada bir devlet projesi olduğunu ve iktidara gelmek istiyorsa Yeni Parti'nin de bu projeyi sahiplenmek zorunda olduğunu görebilirler. Ama ulusalcı refleksleriyle hareket edenler maalesef bunu göremedi/göremiyor.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endi��esi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
"devlet ve siyaset nezdinde bu sürecin dışında kalmanın birçok sorun yaratacağını düşünüyorlar"
Bu sürece evet demezsek mazallah Cumhurbaşkanı adayımızı tutuklarlar, partimize el koyarlar, akrabalarımızı gözaltına alırlar, şirketlerimize kayyum atarlar.
O yüzden evet diyelim.
Halk olarak cumhurbaşkanı adayı hapse atılmış muhalif bir partiye, AKP'nin demokrasi ve barış getiremeyeceğini anlatmaya çalışıyoruz.
Ne bu kamera şakası mı?
Amk Öcalan isterse Şile’de yazlıkta yaşasın zerre umrunda olmaz. Biz o evreleri geçeli çok oldu. Hukuk tanımaz akp her gün bi operasyon yaparken. Partiye çökmüşken. Kanser hastası Murat Çalık’a bildiğin işkence yaparken siz akp ile nasıl masaya oturup evet dersiniz?