40 yaşıma kadar tıka basa dolu bi beyinle/zihinle yaşadım..
Gereksiz ne çok şey varmış; kimi bilgi, kimi ilgi, kimi merak, kimi vehim, kimi algı kırıntıları, kimi kaygı, kimi başkalarının derdi.
Kürek kürek attım aklımın pencerelerinden.
Dip köşe tertemiz ışıl ışıl oldu.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Bir sürü şeyin yaşı var, bi de şöyle bi yaş var; hiç kimseye hesap vermeme, yanlış bile olsa iradenle yapma ve ‘ben yaptım, canım öyle istedi’ deme yaşı. Çünkü yeteri kadar yanlış ve doğru biriktirmiş oluyorsun.
Başkalarının yükünü (gönül yükü de dahil) sırtından indirmeyi 50’lerde öğreniyorsun ancak. Bunu öğrenmene yükü yükleyenler bi türlü izin vermiyor; “sen çok güçlüsün, sen muhteşemsin, sen çok akıllısın, sen her şeye bi çare bulursun, hadi hadi”lerle pışpışlanıyorsun.
Bi gaflet hali çöküyor ki, deme gitsin….
Neyin mutlu, kimin/neyin mutsuz ettiğini anlamaya başlayalı şurada beş on yıl oldu. Bunu öğrenir öğrenmez, kalan ömrünü mutsuzlar ve müzmin umutsuzlar için heba etmeyecek kadar bir feraset ve basiret de yükleniyor insana otomatik olarak.
Candan Erçetin'in sevgilisi Hakan Karahan:
"Candan, Lüleburgaz'da kendine bir arazi aldı. Candan'ı kimse rahatsız etmesin diye yanındaki araziyi de ben satın aldım."