Nice fıkıh taşıyan kimse vardır ki, onu kendisinden daha iyi anlayacak birine ulaştırır.
--------
hatırlat çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir.”
Zâriyât 55
Beni takip eden herkesin bunu okumasını rica ederim
Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor ve hayırlı gördüğüm, Kur’an ve Sünnet’e uygun olduğuna inandığım faydalı sözleri ve nasihatleri paylaşmaya çalışıyorum.
Fakat zaman zaman beni şahsen tanımayan bazı kardeşlerimizin, yaptığım paylaşımlar sebebiyle beni hoca veya ilim talebesi zannettiğini görüyorum.
Bu vesileyle açıkça ifade etmek isterim
Ben kendimi hoca, âlim veya ilim ehli olarak görmüyorum.
Ben de Allah’ın rahmetine, mağfiretine ve hidayetine muhtaç sıradan bir Müslümanım. Öğrendiğim hayırlı bir şeyi, önce kendime nasihat ederek sonra da başkalarının istifadesine sunmak istiyorum.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur;
Öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
Zariyat 55
Dolayısıyla burada yaptığım şey fetva vermek, kendimi ilim sahibi göstermek veya insanlara üstünlük taslamak değildir. Güvenilir kaynaklardan öğrendiğim ve hayırlı gördüğüm şeyleri paylaşmaya çalışıyorum.
Elbette insanın bilmediği konuda konuşmaması gerekir. Bu sebeple paylaşımlarımı mümkün olduğunca Kur’an, sahih Sünnet ve güvenilir âlimlerin açıklamalarına dayandırmaya gayret ediyorum.
Asıl mesele
İnsanların bizi nasıl gördüğünden önce, Allah’ın bizi nasıl gördüğünü düşünmeliyiz.
Rasûlullah ﷺ
Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.
Sahih Müslim, 2564
Kim bir hayra vesile olursa, onu yapan kimsenin sevabı gibi ona da sevap vardır.
Müslim
Bu nedenle bütün gayem; insanların beni tanıması, takdir etmesi veya beni bir makama koyması değil; Allah’ın razı olmasıdır.
Bir paylaşımım bir kardeşime fayda verirse bunu kendime bir makam değil, Allah’ın bir lütfu olarak görürüm.
Rabbim bizi gösterişten, riyadan, nefsimizi büyütmekten ve bilmediğimiz şeyleri söylemekten muhafaza etsin.
Ben sadece öğrendiğim hayırlı şeyleri paylaşmaya çalışan bir Müslümanım.
Varsa bir hayır, Allah’tandır.
Varsa bir hata ve kusur, bendendir.
Allah hepimizi öğrendiğiyle amel eden, hakkı bilen, hakkı seven ve hakkı ihlâsla paylaşan kullarından eylesin.
Alıntı:
İlim meclisleriyle, azim ve Allah yolunda amel etme gayretiyle bağın ne kadar kuvvetli olursa, insanların eğlence meclislerinde kendilerini meşgul ettikleri şeylerden uzaklaşman da o kadar artar.
Onları meşgul eden şeylere dönüp baktığında, gurbetin ve aidiyetsizliğin ne kadar büyük olduğunu hissedersin. Sonra kendi ortamına dönersin ve Allah’a, seni bu tür bir beraberliğin şerrinden koruduğu için hamd edersin.
Kim kendisini ciddiyet ve gayret ortamında yetiştirirse, boş söz ve eğlenceye alışması zorlaşır. Ruhu izzetin semalarında kanat çırpan kimse, zillet bataklıklarından tiksinir.
İşte gurbet hissinin tam olarak tarifi budur.
Allah’ım! Bizi öne geçen ilk neslin salihleriyle dost eyle.
İbnü’l-ʿUseymîn رحمه الله şöyle buyuruyor:
“İnsanların çoğu, cezaların yalnızca dışa yansıyan şeylerde olacağını zanneder; bedenlerde, mallarda ve evlatlarda olduğu gibi.
Oysa hakikat şudur ki; kalplerin hastalığa uğraması ve bozulmasıyla gelen ceza, )
Sevdiğimiz dostlarımızın vefatına duyduğumuz hüzün, onların yokluğundan değil; artık bu dünyada onlarla yeniden karşılaşamayacak olmamızdandır. Onları gözyaşlarıyla uğurladık; Rabbimizden onları rahmetiyle kuşatmasını ve ahirette bizlerin Firdevs cennetinde bir araya getirmeni diliyorum.
İbn-i kayyım-rahimehullah- şöyle demiştir:
"İnsanların en akıllısı; geçici ve sona erecek olan dünya lezzeti ile rahatını değil, kalıcı ve ebedî olan âhiret lezzeti ile huzurunu tercih edendir.
İnsanların en akılsızı ise; ebedî nimeti, bitmeyen güzel hayatı ve içinde hiçbir eksiklik, sıkıntı ve keder bulunmayan en büyük lezzeti; acılarla, korkularla karışmış, kusurlu, çok çabuk tükenen ve kısa sürede sona eren bir dünya lezzeti karşılığında satandır."
ed-Dâʾ ve'd-Devâʾ, s. 450.
Kalbini; kin, nefret ve hasetten arındırmaya alıştır. Çünkü insan, sürekli başkalarını gözetleyen, onları kıskanan ve onlar için hayrı istemeyen bir kalple gerçek huzuru bulamaz. İmanın kemâline de ancak kalbini bütün kir ve kötü duygulardan temizlediğinde ulaşabilirsin
Şeyh Abdürrezzak el-Bedr
Kadının salihliğinin temeli, Rabbine karşı güzel itaatinde, O'na güzel bir şekilde yakınlaşmasında ve ibadetine devam etmesindedir.
Çünkü bu salihlik ve istikamet, onun mutluluğunun, kurtuluşunun ve bütün hayatında başarılı olmasının sırrıdır. Buna evlilik hayatı, çocuklarının ve neslinin salih olması ve bereketli, huzurlu bir hayat sürmesi de dâhildir.
Sıfâtü’z-Zevceti’s-Sâliha, s. 11
Alıntı;
Çocukların Salih Olmasının Sebepleri Hutbesi
“Talip olan erkek, kadının yalnızca makamına ve soyuna bakmaz. Sadece güzelliğine de bakmaz, malına da bakmaz. Bilakis onun salihliğine ve dinine bakar. Çünkü salih neslin temelini oluşturan budur. Kadın, erkeğin neslini bıraktığı tarladır. Dolayısıyla salih bir yetişme ortamı olmalı, kötü bir yetişme ortamı olmamalıdır. Aile kurulurken dikkate alınması gereken budur.”
Şeyh İbn Useymîn رحمه الله
“Ben gençlere, özellikle fitne ve günaha teşvik eden şeylerin çoğaldığı bu çağda, evlenmekte acele etmelerini tavsiye ediyorum. Bu sebeple birçok gencin bekârlığın sıkıntısını çektiğini görürsün. Şayet Allah عز وجل'a olan imanı olmasaydı, gidip fuhuş peşinde koşardı.”
Fetâvâ Nûr ale’d-Derb, 15/10
İmam Mâlik رحمه الله
Kalbinde bir ferahlık açılmasını, ölümün sıkıntılarından ve kıyamet gününün dehşetlerinden kurtulmayı isteyen kimse, gizli amellerini açıktaki amellerinden daha fazla kılsın.
Tertîbü’l-Medârik, 2/51
Şeyhülislâm İbn Teymiyye رحمه الله
Salih kadın, salih bir erkek olan kocasının beraberliğinde uzun yıllar yaşayabilir. O, Resûlullah’ın صلى الله عليه وسلم hakkında:
‘Dünya bir geçimliktir. Dünyanın en hayırlı nimeti ise mümin kadındır. Ona baktığında seni sevindirir, ona emrettiğinde sana itaat eder. Ondan uzakta olduğunda ise kendisini ve malını korur.’
buyurduğu kadındır.
Resûlullah’ın صلى الله عليه وسلم, muhacirler kendisine ‘Hangi malı edinelim?’ diye sorduklarında tavsiye ettiği kadın da budur. Şöyle buyurmuştur:
‘Sizden biri şükreden bir kalp, zikreden bir dil ve ahiret işlerinde kendisine yardımcı olacak mümin bir eş edinsin.’
Böyle bir eşten, Allah Teâlâ’nın Kitabı’nda nimet olarak bahsettiği sevgi ve merhamet meydana gelir. Öyle ki ayrılığın acısı bazen onun için ölümden, malını kaybetmekten ve vatanından ayrılmaktan daha ağır olabilir. Özellikle eşlerden birinin diğerine güçlü bir bağlılığı varsa veya aralarında ayrılık sebebiyle mağdur olacak ve durumları bozulacak çocuklar bulunuyorsa.
Mecmûu’l-Fetâvâ, 35/299
İmam Süfyan es-Sevrî رحمه الله تعالى
Dinini korumak ve kalbinin ve bedeninin huzur bulmasını isteyen kimse, yalnızlığı tercih etsin ve Allah ile yetinsin.
Hasan-ı Basrî رحمه الله ve selef âlimlerinden bazıları şöyle dediler:
Bir topluluk Allah’ı sevdiklerini iddia etti. Bunun üzerine Allah onları şu ayetle imtihan etti:
De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.
Âl-i İmrân, 31
Tefsîru İbn Kesîr
Süfyân es-Sevrî رحمه الله söyle derdi
“Gizli hâller! Gizli hâller!”
el-Cerh ve’t-Ta‘dîl, İbn Ebî Hâtim
Rebî bin Husaym رحمه الله şöyle dedi:
“İnsanlardan gizli kalan, fakat Allah katında apaçık olan gizli hâllerinize dikkat edin!
Onların ilacını arayın.”
“İlacı nedir?” diye sorulduğunda şöyle cevap verdi:
“Tevbe etmek ve sonra bir daha günaha dönmemektir.”
Zühd, İmam Ahmed; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef
İbn Teymiyye رحمه الله
Niyet sebebiyle mümin, yalnızca niyetinden dolayı dahi sevap kazanır.
Şayet onu amel etmekten alıkoyan tek şey acizlik ise, niyet amel hükmünde olur. Bu durum hayır amellerinin çoğunda böyledir.
Bedensel amel ise kudretle sınırlıdır ve bu nedenle ancak az miktarda gerçekleştirilebilir.
İşte bundan dolayı selef âlimlerinden bazıları şöyle demiştir:
Müminin gücü kalbindedir, zayıflığı bedenindedir. Münafığın gücü bedeninde, zayıflığı ise kalbindedir.
Mecmûu’l-Fetâvâ, 10/761
İbn Abdülhâdî رحمه الله
Hak üzere olan kimsenin delillerinden biri, övgüsünde adaletli olduğu gibi yergisinde de adaletli olmasıdır.
Arzusuna ulaştığında, nefsinin arzusu onu aşırı övgüye sevk etmez.
İstediğine ulaşamadığında ise yine nefsi onu, karşısındaki kişinin faziletlerini ve güzel yönlerini unutup sadece kusurlarını ve kötülüklerini saymaya sevk etmez.
el-Ukûdü’d-Dürriyye, s. 332
İmanın yalnızca müminlerin ulaşabileceği faziletlerinden biri:
İbn Teymiyye رحمه الله
İman ehli, kısa bir zaman içerisinde ilim ve iman hakikatlerinden, başkalarının asırlar ve nesiller boyunca elde edebileceğinden kat kat fazlasına ulaşırlar.
Nakdu’l-Mantık, s. 8