2017-2020 MHP Kağıthane İlçe Sekreteri
2020 -2021 Kağıthane Kadın Kolları Başkanı
2022 Aile ve Engell. Sor.Komisyon Başkanı
#DEVLETBAHÇELİNİNEVLADIYIM 🇹🇷
Geçmiş yıllarda MHP İstanbul İl yöneticiliği ve MHP MYK üyeliği gibi önemli görevlerde bulunarak davaya hizmet eden, ardından Silivri Belediye Başkanı olarak İstanbul halkına vizyoner ve üretken hizmetler sunan Sayın Volkan Yılmaz, MHP İstanbul İl Başkanlığı görevine atanmıştır.
Bilgi, birikim, vizyon, tecrübe ve kadrosuyla MHP İstanbul İl Başkanlığı görevini hakkıyla yerine getireceğine yürekten inandığım Sayın Volkan Yılmaz'a yeni görevinde başarılar diliyorum.
Yüce Allah yar ve yardımcısı olsun...
@BBvolkanyilmaz
Bu sabah Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin Tahran’da ikamet ettiği meskun mahalde uğradığı hunhar suikast neticesinde şehit olması Ortadoğu’yu saran kaosu çok daha derinleştirecektir. İsrail’in Gazze’ye ve nihai aşamada Lübnan’a yönelik saldırılarına eşzamanlı olarak İsmail Haniye’nin katledilmesi hiç şüphesiz vahim sonuçlar doğuracaktır. Mezkur suikastin İsrail Başbakanı’nın ABD ziyareti sonrasında, üstelik Tahran’da gerçekleşmesi tesadüfi olmasa gerektir. Terör eylemini yapan kadar siparişi ve ihaleyi veren, destek sağlayan, ortam açan elbette ağır sorumluluk altındadır.
Haniye suikastinin çok boyutlu yansımaları ve operasyonel yankıları kaçınılmazdır.
Kartlar açık oynanmaktadır. Adı konulmamış bir savaş hali tedavüldedir.
Mazlum bir halkın sistematik şekilde imhasına sessiz ve seyirci kalan uluslararası toplum derhal harekete geçmek, bir yanda önleyici, diğer yanda da cezalandırıcı müdahalelerde bulunmak mecburiyetindedir.
Ortadoğu’daki çatışma alanlarının kademeler halinde genişlemesi toplu ve yaygın bir savaşın adeta işaret fişeği mahiyetindedir. Tehlike çok ciddidir. Tehdit çok büyüktür. Daha üzücü olanı ise İsrail ile Filistin arasında barış umutlarının gittikçe kösteklenmesi ve körelmesidir. Bu karanlık tablonun başta İsrail olmak kaydıyla hiçbir ülkeye faydası dokunmayacaktır. Artık sorun iki devlet arasında yaşanan bir çatışma olmaktan hızla uzaklaşırken, bunun yanında ve fevkinde hak ile batılın, mazlum ile zalimin, haç ile hilalin, şehit ile caninin, merhamet ile melanetin, vicdan ile vandallığın kutuplaşmasına tam olarak evrilmiştir.
Tarihin keskin virajlarıyla karşılaştığımız bugünlerde, İslam ülkeleri mutlak surette bir değerlendirme yapmak, ölüm sessizliğinden kurtulmak, üç maymunu oynayan atalet ve acziyetten derhal vazgeçmek durumundadır. Aksi halde son pişmanlığın en küçük müessir sonucu olmayacağı gibi insani ve İslami değerler açısından da sıralı iflaslar resen ifşa ve ilan edilmiş sayılacaktır.
Hamas Siyasi Büro Şefi Sayın İsmail Haniye’ye ve soykırımda hayatlarını kaybeden diğer bütün Filistinli şehitlere Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, Filistin halkıyla baş sağlığı dileklerimi paylaşıyorum.
İsrail Dışişleri Bakanı’nın, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan; siyasi, tarihi ve nesnel gerçeklerle asla bağdaşmayan alçak sözlerini nefretle lanetliyorum.
İsrail Başbakanı ile hükümetinin hangi kanlı ve karanlık izleri takip ettiğini esasen tüm dünya açıklıkla görmektedir. Soykırımcı bir yönetimin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na panikle saldırması suçluluk psikolojisinin tezahürüdür. 40 bine yakın masumu katleden İsrail yönetiminin hesap vereceği günler uzak değildir. Bu durum sadece sabır ve zaman meselesidir.
Türk milleti kenetlenmiş ve soykırımcı İsrail’e karşı kilitlenmiştir. Elbette her türlü senaryo gündemde olmalı; siyasi, stratejik ve askeri tüm hazırlıklar tahkim edilerek Türkiye’nin hafife alınacak bir ülke olmadığı isabetle teyit edilmelidir.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise nerede durduğunu, tarih ve mazlumlar önündeki sorumluluğunu ihmalden süratle kaçınmalıdır. TBMM’ye davet edilmek, muhatabı için bir şereftir. Bu şerefi taşıyıp taşımama konusu ise Sayın Abbas’ın bileceği ve davranışıyla ispat edeceği bir husustur.
Caniyahu’nun ABD Kongresi’nde ayakta alkışlanması gerçek manada soykırımın ibrası, zulmün ifa ve icrasına rezil bir ikramdır.
Mavi Vatan’a masal diyen kokuşmuş ve emperyalizmin kuklası haline gelmiş devşirme ve DEM’lenmiş siyasi defoların engellemelerine ve kaleyi içten teslim alma girişimlerine rağmen, Türkiye ve Türk milleti milli haklarını ve egemenlik hukukunu cansiperane savunmanın yanında mazlumların da sonuna kadar yanında ve yöresinde sarsılmaz yerini alacaktır. Vatana masal diyenlerin yolu batış ve mahvoluş; buna direnen ve tepki gösterenlerin istikameti de Türk ve Türkiye Yüzyılıdır.
Türk düşmanları kaybedecek, zafer meşalesi inanan milli yüreklerin elinde parlayacaktır.
Türk tiyatrosunun ve aynı zamanda televizyon ekranlarının duayen ismi Sayın Kenan Işık’ın uzun bir tedavi sürecinin hitamında ebediyete irtihalinden büyük bir üzüntü duydum. Merhum Işık’a Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor; ailesine, sevenlerine, Türk tiyatro camiasına sabır ve baş sağlığı dileklerimi iletiyorum. Mekânı cennet olsun inşallah.
UEFA’nın, Türkiye-Avusturya futbol müsabakasında attığı golden sonra Bozkurt işaretini haklı gurur ve sevinç içinde paylaşan Milli Futbolcumuz Merih Demiral’la ilgili aldığı iki maç men cezası, üstelik itiraz yolunun kapatılması tasvibi ve tahammülü imkansız skandal bir karardır.
Aynı zamanda ırkçı ve faşizan eğilimlerin UEFA’ya nüfuz etmesi utanç duyulacak bir ilkelliktir.
Bozkurt simgesi Türklüğün varoluşsal onuru, geçmişle geleceği buluşturan ortak değeridir. Nitekim bu değere hazımsızlık gösterilmesi Türk milletine beslenen iflah olmaz husumetin ve Türk tarihini karalama rezilliğinin iğrenç bir tezahürüdür.
UEFA, bazı ülkelerin futbolcularıyla ilgili verdiği benzeri kararlarda oldukça geniş görüşlü ve hoş görülü yaklaşmasına rağmen sırayı bir Türk futbolcu aldığında nefretini gizleyememiştir.
Dünya futboluna kara bir leke sürülmüş, 2024 Avrupa Şampiyonası’na gölge düşmüştür.
Ancak çılgın Türkler her engeli aşacak azim ve inançtadır. A Milli Futbol Takımımızın arkasında 85 milyon Türk vatandaşı dua, destek ve tezahüratıyla ayaktadır.
Geldiğimiz bu aşamada Türk milletinin tarihi mirasına apaçık saygısızlık yapan UEFA, bahse konu ayıplı kararını geri almadan A Milli Futbol Takımımızın Hollanda karşılaşmasına çıkmaması ve bir hak olan demokratik protestosunu bu şekilde göstermesi ahlaki ve milli nitelikli bir beklentidir.
UEFA laçka kararından vazgeçmezse Hollanda’nın sahada tek başına bırakılması ve A Milli Futbol Takımımızın Türkiye’ye dönüşü milli haysiyetimize en uygun seçenek olacaktır.
Boyun eğerek, taviz verilerek, teslim olarak kazanılacak bir başarı her manada hezimet ve zilletin makyajlanmasıdır.
Merih evladımızın ve bütün milli futbolcularımızın sonuna kadar yanındayız.
Biriz, beraberiz, hep birlikte Türkiye’yiz, Türk milletiyiz.
Dün akşam attığı gol ve oynadığı futbolla milletimizin takdirini ve haklı övgüsünü kazanan Merih Demiral evladımızın, gol sevincini Bozkurt işaretiyle paylaşması anlaşılan içimizde ve dışımızda pek çok hastalıklı çevreyi rahatsız etmiş, bu suretle farklı arayış ve açıklamaların bahanesi olmuştur. Türk ve Türkiye husumeti aşikar olan dahili odakların yanı sıra UEFA’nın da bu şer kervana iştiraki son derece yanlı ve yanlıştır. Merih evladımızın fileleri havalandırmasını müteakiben yaptığı Bozkurt işareti Türk milletinin dünyaya mesajı olup UEFA’nın bu kapsamda soruşturma başlatması hem maksatlı hem de son günlerde tehlikeli şekilde mesafe alan zincirleme provokasyonların bir ara istasyonudur. UEFA’nın başlattığı soruşturmayı kınamakla birlikte sahadaki mücadelemizin masa başında heder edilmemesi için herkesin, her insanımızın sağduyulu ve soğukkanlı davranması milli bir zarurettir. Her zeminde ülkemizin önünü kesmek, iç huzur ve barış ortamımızı bulandırmak isteyen fırsat düşkünlerinin tahrik ve tacizlerine kapılmamak ortak sorumluluğumuzdur.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Avusturya’yı mağlup ederek çeyrek finale yükselen, aynı zamanda ay yıldızlı formayı onurla taşıyan A Milli Futbol Takımımızı gönülden tebrik ediyor, bundan sonraki müsabakalarında başarılar diliyorum. Çok şükür Milli Takımımız göğsümüzü kabartıyor, gözlerimizi yaşartıyor, helal olsun hepsine. İnanıyorum ki A Milli Futbol Takımımız Avrupa Şampiyonluğu’na adını, spor tarihine de şanını ve namını yazdıracaktır. Ayaklarına taş değmesin, Allah yardımcıları olsun, Avrupa Şampiyonluğu da Türkiye’nin olsun.
Türk sinema ve tiyatrosunun duayen isimlerinden birisi olan Sayın Ayten Gökçer’in vefatından duyduğum üzüntüyü paylaşıyor; merhume sanatçımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Milletimizin, acılı ailesinin, sevenlerinin ve Türk sanat camiasının başı sağ olsun.
Doğum ile ölüm arasında tıpkı bir sarkaç gibi gidip gelen, biteviye devam eden, inişli çıkışlı pek çok patikası olan, her insanın ayrı bir hikayesine de sahnelik yapan şu fani hayatın gerçek anlamı, genel ahlaki fikri annelerimizin muhterem varlığında ve muazzez vakarında mahfuzdur.
Anne, merhamet ve metanet duygusunun nişanesi, karşılıksız sevgiyle beraber, sabır ve sağduyunun timsalidir. Her anne özel, her anne önemli, her anne övünç kaynağıdır. Onları üzmeyelim, onları incitmeyelim, onlara asla yüzümüzü dönmeyelim. Bilelim ki, anne hayattaki ilk ışığımız, ilk sıcaklığımız, ilk güvencemiz, ilk nefesle son nefes arasındaki güneşimiz ve güldestemizdir. Annenin kırılması ve gücenmesi alemin mahzunlaşmasıdır.
Fedakarlığın burcu olan annelerimizin hayır dualarına layık olabilmek niyazıyla, hayatta olan annelerimize sağlıklı bir ömür, halen tedavi altında olanlara şifalar, vefat eden annelerimize de Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum. En başta şehit annelerimiz olmak kaydıyla, bütün annelerimizin Anneler Günü’nü gönülden tebrik ediyor, sonsuz hürmetlerimi sunuyorum.
Türk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu fikriyatı, Türk milletinin kurtuluş ilhamı, aynı zamanda var oluş iradesidir. Merhum Peyami Safa’nın isabetle temas ettiği üzere, yeni Türk devletinin iki ana davasından birisi çağdaşlaşmak ise diğeri milliyetçiliktir. Şayet millet ortak değerler etrafında kenetlenmişse, şayet birlik ve dayanışma hissiyatıyla kaderini tayin etmişse, bunun dibacesi, en bariz dinamiği milliyetçiliktir.
3 Mayıs meşalesi, esas itibariyle Türk milliyetçilerinin iç ve dış çalkantılar karşısında göstermiş oldukları direncin aydınlığı; baskı, dayatma ve zor şartlarda sivil, meşru ve demokratik duruşun ahkamıdır. Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi, 3 Mayıs milli şuurun ayağa kalkışı, küresel güç blokları arasında sarkaç gibi gidip gelen köşesiz politikalara karşı Türk milliyetçilerinin hür ve ahlaki direniş kararıdır.
Bugün bir bayram veya kutlama gününden ziyade bir idrak, bir ifade, bir anma, istikbale yönelik milliyetçi mesajın maşeri vicdanda kök salma özleminin bir hamlesidir.
Emek ve değer nedir bilmeyen, adalet ve hukuk nedir tanımayan; yağma, talan ve yıkımı ideoloji haline getiren başıbozuk güruhun 1 Mayıs’ta sahneledikleri vandallıklar medeniyet ve meşruiyet ölçüleriyle bağdaşmazken, Türk milliyetçilerinin tam 80 yıl evvel kanuni sınırlar içinde, fikir ve demokrasi namusuna riayet ederek yaptıkları gösteriler hala takdir ve tazimle hatırlanmaktadır.
Diyor ya Merhum Hüseyin Nihal Atsız; “Maviyi unutsak bile mazi kökümüzdür, en tatlı gülen yüz bize mazideki yüzdür.” İnancım odur ki, mazinin parlayan yüzü hiç solmayacak, Türk tarihinin derinliklerinden çağlayarak yükselen milliyetçi çağrı Türk milletinin diriliş azmini canlı tutacak, geleceğini de inşa ve ihya edecektir.
Dünyanın çetin ve çetrefilli bir tarih aralığında, İkinci Dünya Savaşı’nın beşeriyeti yakıp yıktığı bir zaman sürecinde Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın devrin Başbakanına yazmış olduğu iki açık mektup sonucunda başlayan 1944 Türkçülük ve Turancılık Davası’nın 80’inci yıl dönümünde, Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem inanç anıtlarını rahmetle, hürmetle, minnetle anıyorum. 3 Mayıs ruhunun, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşma mücadelesinde sahip olduğumuz milli şuura daha da güç ve feyz vermesini temenni ediyorum.