Atatürk, 103 yıl önce uyarmıştı.👇
“Bizi yanlış yola sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten (kötülükten) gelmiştir."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)
Kaynak: Hâkimiyeti Milliye,21 Mart 1923
Amerikalı ünlü tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy Atatürk için şöyle der: "Türkiye 1. Dünya Savaşını kaybetmiş ve adeta yıkılmıştı. Türkler artık yenilmişti ve başlarına gelecek her şeyi kabul edeceklerdi. Başlarında bir hükümet vardı ve bir vatan haini olan Damat Ferit tarafından yöneliyordu, İtilaf ülkelerinin istedikleri her şeyi yapmak istiyorlardı. İtilaf ülkeleri, Türkleri sonsuza kadar yok etmek istiyorlardı. Sevr’de büyük bir Ermenistan, büyük bir Kürdistan olacaktı ve Türklere küçük bir yer verilecekti. İngilizler, Fransızlar, Yunanlar, İtalyanlar toprakları paylaştı. İtilaf devletleri aslında her şeyi almak istiyordu. Geriye kalan ise çok küçük bir yerdi. Ve bütün Osmanlı’nın borçlarının o küçük devlet tarafından ödemesini istiyorlardı. Aslında yapmak istedikleri şey, Türkleri devamlı olarak zayıf bırakmaktı, bunu yapmak için Türklerin ordusu olmamalıydı, işte o küçük devlette bir ordu olmayacaktı. Devlet tamamen iflas halinde olacaktı. O küçük devlet, mallarını yurtdışına gönderemeyecekti. Ama bunlar olmadı, çünkü Türkler Atatürk’ün liderliğinde düşmanlardan kurtuldu. Türkler Atatürk’e çok şey borçlu." 16 Ağustos 2016.
Dostlar.
Şuna bir beğeni, yorum, rt, ne varsa yapabilir misiniz? Algoritmayı kıralım.
Yeterince kişiye ulaşamıyor. Yeni kitaptan haberdar olmayan binlerce okur var. Elden ele yayalım lütfen.
Nobel Ödüllü Türk Milliyetçisi Prof. Dr. Aziz Sancar :
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gördüğü yıllarda Beşiktaş Ülkü Ocakları’nda etkin bir şekilde yer alan dünyaca ünlü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’a ait fotoğraflar… Hemen arkasındaki ise aynı üniversitede İnşaat Mühendisliği öğrencisi olan kardeşi Hasan Sancar’dır.
Ülkü Ocakları’nda Türkçülük ve Atatürkçülüğün daha baskın olduğu o yıllarda Aziz ve Hasan Sancar kardeşler, dönemin ileri gelen Ülkücüleri ile ev arkadaşlığı yapmıştır.
Bilimsel araştırmalarını yoğunlaştırmak için gittiği ABD’de katıldığı konferanslara göğsünde Atatürk ve Türk bayrağı rozetiyle katılan Sancar, yurdundan uzakta da olsa köklerine olan aidiyetini hiç kaybetmemiştir. 2015 yılında kendisine verilen Nobel Kimya Ödülü’nü Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı törenle Anıtkabir’e takdim etmiştir.
“Bu Nobel’i Atatürk’e, onun silah arkadaşlarına ve Cumhuriyet’i kuranlara adıyorum ve ülkemin gençlerine armağan ediyorum. Bu, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in madalyasıdır. Madalyayı Ata adına aldım, Ata’ya aittir ve yeri Ata’nın yanıdır.”
ABD’nin Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü’nde görev yapan Aziz Sancar, 300’e yakın bilimsel makale ve bu makalelere yapılan 12 binden fazla atıfla bilim dünyasında eşine az rastlanır bir başarı grafiği çizmektedir. DNA onarımı ve kanser tedavisi üzerine yaptığı çalışmalarla uluslararası alanda büyük yankı uyandıran Sancar, Mardinli olmasından dolayı yerli ve yabancı basının etnik kökenine yönelik sorularıyla da sıkça gündeme gelmiştir.
İngiliz yayın kuruluşu BBC’den bir muhabirin “Arap mısınız, yoksa kısmen mi Türk’sünüz?” sorusunu saygısızlık olarak nitelendiren Sancar, şu yanıtı vermiştir:
“Mardinliyim. Arapça konuşmuyorum, Kürtçe de konuşmuyorum. Ben Türk’üm. Mardin’de doğmuşsam, Cizre’de doğmuşsam, Kars’ta doğmuşsam… Ben Türk’üm, o kadar!”
Biri Tuğgeneral, diğeri uzun yıllar terörle mücadele etmiş emekli Binbaşı olan iki erkek kardeşi daha bulunan Sancar, ABD’de Türk kültürünü tanıtmak ve yaşatmak amacıyla 2007 yılında eşiyle birlikte “Carolina Türk Evi” adlı bir vakıf kurmuştur. Vakıf, Türkiye ve Orta Asya’dan gelen öğrencilere barınma ve eğitim desteği de sağlamaktadır. Nobel Ödülü ile birlikte verilen yaklaşık 3 milyon dolarlık para ödülünü de vakfın geliştirilmesi için kullanmıştır.
Atatürk’ün mozolesine karanfil bıraktıktan sonra ellerini açarak Atatürk’ün ve tüm silah arkadaşlarının ruhuna Fatiha okuyan Aziz Sancar, bilimin dinle çatıştırıldığı, aydınlığın yozlaştırıldığı ve maneviyatın yobazlaştırıldığı günümüz Türkiye’sinde toplumsal birlikteliğin ve hakiki vatanseverliğin en güzel örneklerinden biri olmuştur.
Oysa ülkemizde uzun yıllar “Nobel” dendiğinde akla ilk olarak Orhan Pamuk geliyordu. Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan kısa süre sonra Almanya ve İsviçre’de katıldığı konferanslarda “Evet, Türkler bu topraklarda 30 bin Kürdü ve 1 milyon Ermeni’yi öldürdü. Türkiye’de hiç kimse bunu dile getirmeye cesaret edemiyor. Ben ediyorum” diyen Pamuk, Avrupa’da el üstünde tutuluyordu. Onlara daha da şirin görünmek isteyen Pamuk, “Veba Geceleri” adlı kitabında Atatürk’e hakaret etmiş, Türk bayrağı için ise “bir Rum eczanesinin amblemini taşıyan komik bir bayrak” ifadesini kullanmıştı.
Tanınmış kişilerin içinde yaşadığı veya yetiştiği toplumun yanlışlarını görmesi ve bunları dile getirmesi elbette olağan ve gereklidir. Ancak ödül almanın veya uluslararası tanınırlığın bedeli olarak kendi toplumunun kültürel değerlerine ve milli şahsiyetlerine hakaret etmek, son yıllarda “aydın” olmanın bir gerekliliği hâline getirilmiştir.
Nobel’in ne olduğu, kime ve neye hizmet ettiği tartışılır. Fakat bildiğimiz bir gerçek var ki: Ormanlar, ancak köklerine bağlı kalabilen ağaçlarla ve bu ağaçların gölgesinde yetişen yeni fidanlarla varlığını sürdürebilir.
Etnik kimliği Kürt olan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, istediği şehirde yaşayıp ticaret yapabiliyor, 100'ün üstünde ülkeye vizesiz seyahat edip tatil yapabiliyor, istediği gibi ibadet edebiliyor, Milletvekili, Cumhurbaşkanı olabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün zenginlikerinden faydalanabiliyor.
Bu ülke de Kürt sorunu yoktur. Her kim bu ülke de bir Kürt sorunu var diyor ise, bilin ki o, NANKÖRDÜR, BÖLÜCÜDÜR.
Prof. Dr. Erhan AFYONCU:
—"Anayasada şu an "40 yerde Türk kelimesi geçiyor" diye eleştiri getirenler, Alman anayasasına baksınlar. Alman kelimesi 52 yerde geçer."
—"Bu toprakları Türkiye yapan Türk isminden niçin rahatsız oluyorsunuz?"
100 küsur yıl önce Galatasaray Lisesini sonra Mülkiye’yi ve sonra Sorbonne Üniversitesini bitirmiş, 6 lisan öğrenmiş, Mülkiye’de öğretmenlik yapmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun Gürcistan ve Hindistan Sefirliğini yapmış bir Büyükelçinin torunu olarak söylemek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine, ulusal menfaatlerine, milli egemenliğine, Anayasa’sına ve Anayasal düzenine doğrudan karşıt hasmane fikirlerini ısrarla söylemeye ve milletimize, devletimize ve bize bu muhteşem Cumhuriyeti ve ülkeyi armağan eden Büyük Atatürk’ümüzün eşsiz vizyonuna karşı sürekli bölücü fikirlerle ortaya çıkan adam; ‘persona non grata’ – ‘istenmeyen adam’ ilan edilmeli ve ülkemizden ivedilikle yollanmalıdır.
Çünkü bu adam ülkemizi karıştırmaya çalışıyor, Büyükelçilik görev, yetki ve sorumluluklarını haddinden fazla aşıyor, Anayasal düzenimizi, üniter yapımızı bozacak ve tehlikeye sokacak ileri geri laflar ediyor ısrarla ve inatla. Bu adamın ülkemizden yollanması gerekir. Bu kafadaki bir Büyükelçiden ABD ve Türkiye, Amerikan ve Türk ulusları ilişkilerinde hayırlı bir sonuç çıkmaz, çıkamaz.
İlber Ortaylı’nın Teğmenlerle ilgili konuşması
“Okullarını birincilikle bitirmişler yemin de etmişler ne varmış bunda?
Ayasofya'da hutbeyi okuyan elinde kılıç tutuyorsa burada da tutar. Bunun kavgasını çıkarmak çiğliktir, mezhepçiliktir ve çok ayıptır”
E hadi sıkıysa şimdi Türk Silahlı Kuvvetlerinin adını Türkiye Silahlı Kuvvetleri diye okuyun. Türk ordusu yerine Türkiye ordusu deyin. Hadi Türkiye edebiyatı yapın Türkçe edebiyat yerine. Bir görelim sizleri barış döneminin guguk kuşları. Saat başı kafayı çıkarıp "Türk diye bir şey yoktur" diyen guguk kuşları. Bu yalnız bir ırk meselesi ,soy meselesi değildir. Güçlü ordu güçlü millet meselesidir. O milletin ismi Türk milletidir. Yerine hiçbir şeyi koyamazsın. Tarih,coğrafya ve akıl izin vermez. Bu hamaset değildir. Ferasettir basirettir. Ahmaklığın lüzumu yoktur. Ne olursak olalım bu üst kimlik bizi var eden ve bir arada tutan kimliktir. Bu bir harcdır. Herkesin alt kimliklerine de saygı duyulmalıdır. Onları folklörik ölçüde yaşamaları ve yaşatmaları için imkanlar verilmelidir. ABD nasıl "united we stand" diyorsa biz de "Türk birliği varsa hayattayız" demeliyiz. Bunun lamı cimi yoktur. Tartışmaya kapalıdır. Anayasaya bu manada dokunmak ateşe koşmaktır. O ateş hepimizi gavurun menziline sokanları eninde sonunda bulur ve yakar. Allah birliğimizi daim devletimizi kaim etsin.
Kıbrıs fatihi kimine Göre Ecevit, kimine Göre Erbakandır, ama bir gerçek varki, dönemin başbakanı Bülent Ecevit'i İngiltere'ye uğurladıktan sonra Esenboğa havalimanında dönemin başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan'la bir toplantı yaparak sayın başbakan diye sözlerine başlayan ve daha sonrasında yarın Kıbrıs diye bir yer olmayacak kaybedecek bir saniyemiz bile yok, ya bu gece orduya çıkartma emrini verirsiniz, yada ben tek başıma bir kayığa biner kıbrısa giderim diyen dönemin genel kurmay başkanı Semih Sancar'ı kimse yad etmez...
Binlerce kahraman anılır ancak Semih Sancar kimse tarafından hatırlanmaz...
Allah rahmeti ile muamele etsin.🇹🇷🇹🇷🙏🙏
Afganistan, Irak, Suriye derken sıra İran'da... ABD emperyalizmi, İsrail'le birlikte yıkım planını uygulamaya devam ediyor.
Bu süreçte etnik ayrılıklar, din ve mezhep farkları derinleştirildi. Devletler önce içeriden çökertildi.
Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin iç ve dış saldırılarla çökerttiği ülkelerden farklıdır. Atatürk'ün bir bağımsızlık Savaşı'nın ardından üniter, laik bir ulus devlet olarak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin gücü de buradan gelir. Türkiye Cumhuriyeti'nde yurttaşlar tüm farklılıklarıyla laik hukukun önünde ve ay yıldızlı bayrağın gölgesinde "Türk Milleti" olarak birleşmiştir. Türkiye'de ulusal bütünlüğü yok etmeden Türkiye'yi çökertmek olanaksızdır.
Ne diyor Ankara'daki ABD Büyükelçisi? "Osmanlı millet sistemine dönün" diyor. Ne demektir millet sistemine dönmek? Atatürk'ün kurduğu laik ulus devletin ortadan kaldırılması demektir.
Türkiye'de Atatürk'ün kurduğu üniter laik ulus devleti zayıflatacak girişimlerde bulunmak Türkiye'nin değil ABD emperyalizminin çıkarlarına hizmet edecektir.