HIRSIZ KİM?
Bir ülke düşünün.
Bu ülkede bir gün küçük bir memur yakalanıyor.
Kasadan para eksilmiş.
Gazeteler büyük harflerle yazıyor:
“HIRSIZ YAKALANDI!”
Adamın fotoğrafını basıyorlar.
Herkes rahatlıyor.
Demek hırsız buymuş.
Peki..
Hırsız kim?
Kasadan yüz lira alan mı?
Yoksa o kasanın anahtarını liyakatsiz ellere teslim eden mi?
Bir ihaleyi arkadaşına veren?
Arkadaşına verenin önüne dosyayı hazırlayan?
Dosyanın yanlış olduğunu bildiği halde imzalayan?
İmzalanırken susan?
Susmanın karşılığında makam alan?
Makamını kaybetmemek için bir sonraki yanlışa gözünü kapatan?
Hangisi?
Çünkü hırsızlık bazen elini kasaya sokmak değildir.
Bazen bir çocuğun geleceğinden çalmaktır.
Bir kadronun ehline verilmemesi hırsızlıktır mesela.
Kimsenin cebinden para çıkmaz.
Ama bir ülkenin geleceğinden bir parça eksilir.
Bir hastanenin bütçesinden çalındığında yalnız para çalınmaz.
Bir hastanın zamanı çalınır.
Bir okuldan çalındığında yalnız bina eksilmez.
Bir çocuğun ihtimali eksilir.
Bir devletin kurumlarından liyakat çalındığında ise kasada açık görünmez.
Devletin aklı eksilir.
En tehlikelisi …
…
Sonra hırsızlık büyür.
Önce tek kişi çalar.
Sonra birkaç kişi.
Sonra kimse buna çalmak demez.
“İş böyle yürüyor,” derler.
İşte o cümle bir ülkenin ahlak tutanağıdır.
Çünkü kötülü��ün en büyük başarısı, insanları kötü yapmak değildir.
Kötülüğü normal yapmaktır.
Bir süre sonra dürüst insan tuhaf görünmeye başlar.
“Saf.”
“İşi bilmiyor.”
“Düzeni anlamamış.”
Hırsız ise artık hırsız değildir.
Başarılıdır.
Çevresi vardır.
Kapıları açılır.
Ön sıralarda oturur.
Fotoğraflarda görünür.
Ve bir gün ülke öyle bir yere gelir ki kasadan para çalan küçük memur gerçekten suçludur!
Ama artık sistemdeki en küçük hırsız odur.
Peki devlet?
Devlet dediğimiz nedir?
Bina mı?
Bayrak mı?
Mühür mü?
Hayır.
Devlet aslında yukarıdan aşağıya yayılan bir davranış öğretisidir.
Tepedeki insan kurala uyuyorsa aşağıdaki memur kurala inanır.
Tepedeki insan hesap veriyorsa müdür hesap vermeyi aşağılanmak saymaz.
Tepedeki insan yakınını kayırmıyorsa aşağıdaki görevli torpili doğal hak zannetmez.
İşte o kurgu ülkede..
En tepede kural bükülebiliyorsa, aşağıya doğru tuhaf bir eğitim başlar.
Bakan müdüre bakar.
Müdür başkana.
Başkan memura.
Memur vatandaşa.
Ve herkes kendinden yukarıdakinin yaptığının daha küçük bir kopyasını yapar.
Sonunda hırsızlık artık bir suç olmaktan çıkar.
Bir yönetim kültürüne dönüşür.
İşte devletin tepesinin sorumluluğu burada başlar.
Her suçu tepedeki kişi işlemiş değildir.
Ama devletin tepesindeki davranışın sembolik ağırlığı, sıradan bir vatandaşınkinden aynı değildir.
Çünkü güç yalnız karar vermez.
Örnek üretir.
Bu yüzden hikâyenin başındaki küçük memura dönüyorum.
Adam mahkemeye çıkarılsın, kaldıysa adalet, varsayın var..
Hâkim sorsun:
“Parayı sen mi aldın?”
Adam başını eğsin, ağlasın hüngür hüngür..
“Evet.”
Hırsız bulunmuştur.
Dosya kapansın.
Ama adam kapıdan çıkmadan bi dönsün hele..
Ve belki bütün hikâyenin en tehlikeli sorusunu soruyor:
“Sayın hâkim…
Benim aldığım parayı buldunuz.
Peki bizden çalınan ülkeyi hangi dosyada arıyorsunuz?”
Salondaki sessizliğini ancak vicdanı olan duyar olsun..
Velhasılı..
Çünkü bazen bir ülkede en zor soru;
kimin çaldığı değil, çalmanın nereden öğrenildiğidir.
Sine Aras Akten
İhbardır:
Van Yyü rektörü @hsevli ve genel sekreteri Cahit Tekin, Rojin ile alakalı paylaşım yapmamam için iki silahlı tetikçisini bir passat marka araçla evime göndertip beni ve çocuklarımı ölümle tehdit ettmişlerdir. @VanEmniyet@ZeweAkay@valiozanbalci75@gulderenvarli
@ozcn_bayram@VanEmniyet@ZeweAkay@valiozanbalci75@gulderenvarli Rektör ve genel sekreteri derhal açığa alınmalı ve soruşturulmalıdır.
Hayırdır suçlular AKP'li ve MHP'li mi?
Meclis'te konu araştırılsın diye verilen önerge niye Akp ve MHP oylarıyla reddedildi. Reddedenler suçu ve suçluyu korumaktan sorgulanmalı...