Denizli’de 75 yaşında, 1.50 cm boyundaki 8 çocuk annesi Hatice Kocalar, kömür şirketi Avdan AŞ’nin 5 erkek görevlisini darp ettiği iddiasıyla yargılandığı davada para cezasına çarptırıldı.
Kocalar, zeytinliğine el konulup, ağaçlarının sökülmesine direnmişti.
ZEYTİNİME DOKUNMA
TÜFE'de beş aylık artış yüzde 16,61 oldu ya...
Hatırlayalım; Merkez Bankası'nın revize edilmeden önceki "yıllık hedefi" yalnızca yüzde 16 idi.
Enflasyonda hedef yüzde 16'dan yüzde 24 çıkarıldı. Buna göre yılın kalan yedi ayında yüzde 6,34'te kalınması gerekiyor.
Beş ayda yüzde 16,61, yedi ayda yüzde 6,34!
Ne kadar gerçekçi değil mi!
Ekrem İmamoğlu'nun önceki Özel Kalem Müdürü ve İBB Muhtarlıklar Daire Başkanı Yavuz Saltık, savunmasını yaptı.
İnsani yönün öne çıkan savunmada Saltık, bir anısını anlatırken gözyaşlarına hakim olamadı:
Ben tutuklandığımın 3. ayında "Avukat görüşü var" dediler. Ben de avukat görüşüne çıktım, elimde kâğıtlarımla beraber kabine girdim. İçeride tanımadığım bir avukat vardı. O sıralarda da tabii böyle işte "etkin pişmanlık" hani, bu ve benzeri konularda şeyler ortalıkta dolaşıyor. Avukatı tanımadım. "Yavuz Saltık siz misiniz?" dedi, "Benim" dedim. "Siz kimsiniz?" dedim, ismini söyledi. Benim hafızam iyidir Başkanım, yani ayıptır söylemesi üzerime 27 yıl önce su sıçratan arabanın plakasını aklımda tutarım; o yüzden ama ismini hatırlayamadım avukatın, adını tanımadım yani. "Yavuz Bey" dedi, "beni Ağrı Doğubayazıt'tan şu isimli bir vatandaş gönderdi." Onu da hatırlayamadım. "Hoş geldiniz" dedim, "buyurun" dedim, "nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Yavuz Bey" dedi, "siz bundan 1-2 yıl önce..." Sayın Başkanım, konuşmamın başında dedim ya, hem özel sektörde çalıştığım yıllarda hem kamuda çalıştığım yıllarda çok çeşitli sosyal sorumluluk projeleri için hem Türkiye'nin yoksul bölgelerinde hem Balkan coğrafyasındaki soydaşlarımızın olduğu bölgelerde böyle sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirdik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeyken de bu projelere hiç ara vermedim. Herkes bilir; herkes tatilde, bayramlarda annesinin, babasının yanına gider, ailesiyle geçirir. Ben o anlamda eşim ve çocuklarıma karşı da mahcubum; ben bütün tatil zamanlarımı Doğu, Güneydoğu'da, İç Anadolu'da ve Balkan coğrafyasında geçirdim. "Siz" dedi, "Doğubayazıt'a gitmişsiniz bundan birkaç sene önce bir kış ayında." "Onu hatırladım" dedim, "evet hatırladım ben o konuyu." Ondan sonra orada, dedi, 2500 tane çocuğa ilçe milli eğitim, kaymakamlığın da desteğiyle, ilçe milli eğitimin de rehberliğinde biz bot ve mont getirdik 2500 çocuğa, yoksul çocuğa. "Onları da almışsınız" dedi, "evet" dedim. "O siz çalışmayı bitirdiğiniz akşam..." Doğubayazıt'ı bilenler vardır, trafiğe kapalı bir caddesi vardı, İsmail Beşikçi Caddesi. "Orada oturuyoruz" dedi, alçak tabureli evlerde çay içerken...
"Sizin yanınıza" dedi, "bir çöp toplama işçisi geldi, aracın arkasından inerek." "Çok iyi hatırladım" dedim ben. Hatta sizi takdim etmişler; "İşte İstanbul Büyükşehir'den geldi arkadaşlarımız, böyle bir çalışma yapmışlar burada" diye. Siz bir de o çöp toplayan arkadaşla tanışmıştınız.
Öyle durunca benim işte İstanbul'dan bu amaçla geldiğimi görünce, üstünde tabii şey kıyafeti vardı, işçi kıyafeti. Dedi ki Kürtçe söyledi: "Heval" dedi, "biraz kirli" dedi "üstüm. Sarılmak isterim ama" dedi, "üstüm kirli, o yüzden" dedi, "eldivenleri çıkaracağım, elim temiz" dedi. "İnşallah başka bir zamanda sarılırım ama" dedi, "bir elini sıkayım senin, elini sıkayım" dedi. "İnşallah bir gün de sarılabilirim" dedi. Orada arkadaşları çağırdılar onu ve oraya araca konuştular. Tamam, ben detayların hepsini biliyorum, hatırladım ben, evet. O çöp işçisi tutmuş avukatı. "Git" dedi, "Yavuz Bey'e selam söyle.
Ona benim yerime de sarıl" dedi; çünkü bizim bot ve mont verdiğimiz çocuklardan biri onun kızıymış. Ben de dedim ki —kâğıtlar vardı, elimden düştü kâğıtlar— dedim ki Elazığ'da, Palu'da bir yaşlı amcadan öğrenmiştim, çok güzel bir sözdür, aklıma nakşetmişim:
"Biz dostlarımızın azını çok, yokunu var sayarız." Söyle ona, onu geldi kabul ettim. Gönderdiği selamı da al.
Sayın Başkan, ben hayatımı insanların bu duygularını duymak, yaşamak, bu ülkenin kardeşlik hukukuna bir nebze de olsa kendi imkânlarım çerçevesinde katkı sunmak için yaşayan bir insan
KAZANDIK!
Doruk Madencilik direnişimiz zaferle sonuçlanmıştır. Madencilerin tazminatları, yıllık izinleri, TİS farkları, yasadışı zorunlu ücretsiz izinde geçen sürelerin ücretleri işçilerin hesaplarına yatırılmıştır. Hesaplamalarda eksiklik veya yanlışlık tespit edilme ihtimaline karşı sendikamız, bakanlık ve şirket arasında takip eden süreçteki bir işleyecek mekanizma tanımlanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sürdürdüğü sendikal haklara ve zorunlu ücretsiz izin uygulamasına ilişkin teftişin sonucunda ortaya çıkabilecek fazladan hakların da şirket tarafından itiraz edilmeksizin ödeneceği konusunda kesin mutabakata varılmıştır.
Hiçbir söze kanmadık, yalnızca irademize ve dayanı��maya inandık. Bizimle yürüyen halkımıza, madenci dostlarına teşekkür ederiz. Birlikte direndik, birlikte kazandık!
Ankara'daki heyetimizle Edirne'de sendikamız öncülüğünde 15 gündür direnen Özşen Madencilik işçilerinin yanına geçiyoruz. Köleliğe karşı her daim, her yerde mücadele edeceğiz!
Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
Latmos Beşparmak Dağları sömürge madenciliğiyle yok ediliyor. Anlattığım alan bir zamanlar zeytinlikti ve alanın her yerinden su fışkırıyor. Milas, Ketendere İkiztaş Köyleri arasında.
Abdullah Çatlı’yı bir de tetikçisi Haluk Kırcı’dan dinleyelim…
“Kapıyı çaldık, kapı açılır açılmaz içeriye girdik, hepsini yere yatırdık, ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah’a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk göndermiş, ‘Hepsini teker teker bayıltıp öldürelim’ demiş. Dışarıya çıkıp arabada bekleyen Abdullah’la konuştum: ‘Evde öldürmek zor olacak, ikişer ikişer götürüp öldürelim’ dedim, ‘Olur’ dedi. İki kişiyi büyük reisin arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük, müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik, geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, ‘Tek tek boğalım bunları’ dedi. Bir tanesini zorla boğdum, diğer dördünü bu şekilde öldürmek zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim, sonra da sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsini boşalttım, silahı da g��türüp Abdullah’a verdim.”
Bu kan donduran sözler, 1978 yılının 8 Ekim gecesinde yaşanan Bahçelievler Katliamı’nın faillerinden Haluk Kırcı’nın Sıkıyönetim Mahkemesi’nde verdiği ifadeden alındı.
Katliam, 12 Eylül öncesinde işlenen siyasi cinayetlerin belki de en vahşisiydi. Ülkücü Gençlik Derneği bağlantılı silahlı bir grup, Türkiye İşçi Partisi üyesi gençlerin yaşadığı bir evi basmış; yedi genç, Kırcı’nın ifadesinde anlattığı şekilde öldürülmüştü.
Sekreter: Başlayalım mı hocam?
Doktor: Evet
Sekreter: Mehmet Bey buyurun.
Kapı kapanır.
Dr: Geçmiş olsun Mehmet Bey.
Kapı açılır.
…: Hocam randevu alamadım, muayene olabilir miyim?
Dr: İçerde hasta var.
…: Alabilir miyim hocam?
Dr: Gelmeyen hasta olursa alabilirim, şimdi lütfen kapıyı kapatır mısınız?
…: Kaşeli kağıt alsaydım.
Sekreter kapıyı kapatır, kilitler.
Dr: Mehmet Bey şikayetiniz neydi?
Kapı çalınır, çalınır, ısrarla çalınır.
Sekreter kapıyı açar.
…: Hocam sonuç gösterecektim.
Dr: İçerde hasta var.
…: Muayene olmayacam hocam, sadece sonuç gösterecem.
Sekreter: Hasta çıktıktan sonra gelin.
Kapı kapanır.
Mehmet Bey: Doktorum, ben çok hastayım, bende kalp…
Kapı açılır.
…: Doktor Bey randevu alamadım, uzaktan geliyorum. Muayene olabilir miyim?
Dr: İçerde hasta var.
…: Çıkınca muayene olabilir miyim?
Sekreter: Boşluğumuz olursa alabiliriz ama şimdi hasta var, lütfen kapıyı kapatır mısınız?
Dr: Devam edin Mehmet Bey.
Mehmet Bey: Kalp var bende. Geçen gün doktora…
Kapı açılır.
…: İlaç yazdıracaktım, randevu bulamadım. İlaçlarımı yazar mısın?
Dr: İçerde hastam var, bu şekilde giremezsiniz.
…: Muayene olmayacam, sadece ilacımı yaz diyorum, eline mi yapışır?
Dr: Lütfen dışarı çıkar mısınız?
…: Allah belanızı versin! Bizim vergilerimizle maaş alıyorsunuz. İlacımı yazmadan çıkmayacağım.
…..
Basın: İlacını yazdırmak isteyen yaşlı hastayı randevusu yok diye doktor dışarı attı. Vatandaş mağdur!
Sağlık Bakanlığı: Size ulaşabileceğimiz iletişim bilgilerinizi lütfen paylaşır mısınız?
…
Cimer, sarı zarf, soruşturma ve savunma yazısı…
…
Evet Mehmet Bey, devam edin lütfen…
Bu gencimize iyi bakın!
Arkadaşlar, bu ailenin sesini duyurmalıyız.
Aslen Samandağ Koyunoğlu Mahallesi’nden, 24 yaşındaki gemi kaptanı Ali Yol, yaklaşık 2 aydır Birleşik Arap Emirlikleri’nde (Abu Dabi) tutuklu.
Basına yansıyan bilgilere göre;
Ali Yol’un, görev yaptığı gemide operasyon sırasında denize bırakılan çapanın internet fiber kablolarına zarar verdiği iddiasıyla tutulduğu belirtilmektedir.
Bu durum kasıt değil, gemi faaliyetleri sırasında yaşanan teknik ve idari bir olaydır.
Ali Yol’un annesine söylediği sözler yürek yakıyor:
“Anne yalvarıyorum, beni buradan çıkar, boğuluyorum…”
Bir Türk vatandaşı, yurt dışında böylesine ağır koşullarda yalnız bırakılamaz.
Talebimiz nettir:
➡️ Konsolosluk desteği
➡️ Hukuki sürecin hızlandırılması
➡️ İnsani koşulların sağlanması
📌 İlgili mercileri göreve davet ediyoruz:
@TCDisisleri
@TC_Ulastirma
@denizcilikgm
#AliYolYalnızDeğildir #İnsaniÇağrı #VatandaşınınYanındaDevlet
🥩 Et ve Süt Kurumu, son üç yılda Macaristan’daki bir firmadan tam 4 milyon kilo et ithal etmiş.
🤔 Nereden biliyor musunuz?
🇭🇺 Et ve Süt Kurumu’nun başındaki Mücahit Müdürün Macaristan’daki et firmasından!
💰 7 dolara aldığı 4 milyon kilo eti 17 dolara satan mücahit, 40 milyon doları, yani 1,7 milyar lirayı cebe indirmiş.
📍 17 bin TL maaş alan bir emekli aylarca evine et götüremezken,
💰 Etçi mücahit 1,7 milyar TL’yi bir çırpıda götürüvermiş.
👉 Bunlar en küçükleri… Bir de büyük BAŞları var bunların!
💡 Yıllık et ve canlı hayvan ithalatının 1,5 milyar doları bulduğu düzende,
💰 Asıl büyük BAŞ çetelerin neler götürdüğünü siz hesap edin.
👇 Et vurgununun yapıldığı Macaristan’ daki şirket de bu binada faaliyet gösteriyormuş!
-İçinde bulunduğumuz yıl Gelir Vergisi tarifesinin ilk dilimi 158.000 TL idi.
-Yeniden Değerleme Oranı artışı ile önümüzdeki yıl bu tutar 190.000 TL olacaktır.
-Oysa 2000 yılından bu yana Yeniden Değerleme Oranı kuruşu kuruşuna uygulansaydı ilk dilimin önümüzdeki yıl 190.000 TL değil 521.210 TL olması gerekirdi.
-Mevzuatın çalışanlar aleyhine kurgulanması ve sair sebeplerle milyonlarca bordro mahkumunun bu gizli vergi zammının kurbanı olması ve bu makasın her geçen yıl daha da açılması kaçınılmazdır!
Alpedo Dondurma’yı "yerli ve milli" diyerek okullarda, Tenofest'te dağıtıyorlar, kışlalar ve kamu kurumları da satın alıyor.
Peki ne oldu? Alpedo Dondurma'da insan sağlığını ölümcül düzeyde bozup hastanelik edebilecek seviyede bakteriyle dışkı izi tespit edildi!
Ayrıntılar👇
Burası AKP Milletvekili Cantürk Alagöz’ün Giresun’daki madeni
Madenin kimyasal atık havuzu yağmurun etkisiyle taştı. Kimyasal atıklar toprağa ve dereye karıştı
Bakanlık, Valilik çevre katliamını izlemekle yetiniyor. Harşit Vadisi zehirleniyor. Buna ne zaman dur diyeceksiniz?