Değerli arkadaşlar, bu konu çok önemli.
Hapisteki öğrencilerin psikolojisi bozulmuş durumda. İntihar etmeyi düşünenler var.
Onları sesini duyurmak zorundayız.
Kusura bakmayın, küçük bir sitemimi paylaşmak istiyorum.
Ateist platformlarda ortaya atılan iddialara, çoğu zaman akıl ve mantık açısından ciddi problemler taşıyan şüphelere baktığımda,
bunların binlerce, hatta on binlerce defa paylaşıldığını görüyorum.
Bu tür sorulara cevap hazırlamak için bazen saatlerce araştırıyor, düşünüyor ve emek harcıyoruz.
Maksadımız ne takipçi kazanmak ne de bir görünürlük elde etmek.
Asıl arzumuz, insanların zihnindeki soru işaretlerine doğru ve sağlıklı cevapların ulaşmasıdır.
Fakat bu konuda hepimize düşen bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.
Din sadece birkaç kişinin meselesi değildir.
Hakikatin anlaşılması için ortaya konulan faydalı çalışmaları desteklemek, paylaşmak ve daha fazla insana ulaştırmak hepimizin katkısıyla mümkündür.
Bir yazıyı paylaşmak bazen birkaç saniye sürer,
fakat o yazının hazırlanması saatler süren bir emeğin sonucudur.
Belki de "Benim paylaşmamdan ne olur?" dememek gerekir.
Çünkü bazen bir paylaşım, hiç tanımadığımız bir insanın zihnindeki bir soruya cevap olabilir.
AİHM Kararlarına Uyulsun.
Nurcan ve Abdülkadir Arslan çifti, Eylül 2023’te çocuklarından koparıldı.
3 Yıl Haksız Gerekçelerle Tutuklu Annelerinden Ayrı Kalan Beşizler, annelerine kavuştu, babalarının ise haksız tutukluluğu sürüyor.
@nihatsirdar
Henüz 4 yaşındaki tüberküloz hastası Selman, 12 Eylül’den beri hem annesinden hem babasından ayrı.
Anne ve babası Melek–Yusuf Tekin cezaevinde; Selman ise hastalığıyla ve anne-baba hasretiyle baş başa.
Tenkil DevamEdiyor
Asude bebek 2.yaş gününü parmaklıklar arkasında kutladı.
Oyuncaklarla, parklarla, masallarla büyümesi gereken yaşta; cezaevi duvarları arasında büyüyor.
Annesi Deniz Gündoğdu, 2 Temmuz 2025’ten beri Edirne L Tipi Cezaevi’nde.
Yargıtay’ın bozma kararına rağmen Asude hâlâ parmaklıkların ardında.
Asude’nin çocukluğu cezaevinde geçmemeli.
@hacerfoggo
Tenkil DevamEdiyor
ATK Raporuna Rağmen MS Hastası Pilot Cezaevinde
KHK’lı Jet Pilot Kurmay Binbaşı Mehmet Gürler, cezaevinde MS hastalığına yakalandı. Denge ve konuşma bozukluğu var. Adli Tıp Kurumu’nun ‘cezaevinde kalamaz’ kararına rağmen tahliye edilmedi.
#AnayasaMadde90
#BuğraBaldan her zaman mütevazı olmuştur. ABD’de Pilotaj Eğitimini Birinci bitirdiği haberini oradaki sorumlu Türk Öğretmen Pilottan bizzat bir akşam evde iken rastlantı sonucu öğrendim. Söylediklerini not aldım. Evet tüm dallarda birinci seçilmişti Buğra Baldan. Birkaç resim ++
“KIZIM BEN TUTUKLANDIKTAN SONRA HASTALANDI VE ÖLDÜ”
KHK'lı akademisyen İbrahim Coşkun:
"Ben tutuklandığımda kızım 4 yaşlarındaydı. Adı Hümeyra Sinem. Normalde sağlıklı bir çocuktu ama ben tutuklandıktan iki yıl sonra hastalandı. Gen bozulmasıyla ortaya çıkan ve nadir görülen bir beyin hastalığı vardı. Bu hastalıkta vücut fonksiyonları tamamen duruyor. Önce konuşmayı, yürümeyi, daha sonra tüm motor hareketleri kaybetti. Yürümek, koşmak, yemek, içmek, görmek… Hiçbiri yoktu. Daha sonra ileri derece kasılmalar başlıyor. Hastalığın tedavisi yok ve 10’lu yaşlarda vefatla neticeleniyor.
“ÇIKMAK İÇİN KIZINI KULLANIYOR BİLE DEDİLER”
Kız çocukları babalarına düşkün oluyorlar, kızım da bana düşkün ve bu halde bana görüşe geliyorlardı. Aramalarda yüzde 99 ağır engelli çocuğa müthiş bir zorluk çıkarılıyordu. Sırf bu yüzden eve gitmek isterdi hemen. 2021’de denetimli sürecim başladı. Kızıma bakabilmek ve son zamanlarında yanında olabilmek için denetimli ve koşullu hakkımı verin diye başvurdum. İyi halli olduğum sabitti. Ama buna rağmen verilmedi ve 8 yıl 9 aylık bütün infaz süreci cezaevinde geçirildi. Çıkmama 1 yıl kala kızım 2024’te vefat etti. İzin vermemeleri ayrı problem, gerekçeleri ayrı problemdi. ‘Çıkmak için kızının hastalığını kullanıyor’ dediler. Oysa hukuki olarak şartları tutan bir insana zaten bu haklar veriliyordu.
Bir babanın ölüm döşeğindeki kızını görebilme hissiyatına karşı bunu söyleyebilmek, karar vericilerin vicdani hassasiyetlerini kaybetmek olarak görüyorum. Vicdan zamanla bürokrasi içinde kayboluyor. Babalar bir dosya numarası, evlatlar birer prosedürden başka bir şey değil. Vicdanını kaybetmiş bir bürokrasinin yapamacağı hiçbir şey olmadığını ben yaşayarak gördüm.
“CENAZEYE ELLERİM KELEPÇELİ GİTTİM”
Necip Fazıl’ın meşhur bir şiiri var. Zindandan Mehmet’e mektup. İlk iki hece şöyledi. Zindan iki hece/Mehmed’im lafta diye. Ben onu biraz değiştirdim. Sincan iki hece Sinemim lafta/ Mazlumlarla baban bir safta/ Bir de, geri adam, elinde yafta /Halimi düşünüp de üzülme Sinem/ Kavuşmak mı/ Belki/ Daha ölmedim. Ben bunu yazarken kavuşmak için bir umudum vardı. Ama çıkana kadar hatırası kaldı. Kızımın cenazesine gitmem müsaade ettiler, ellerim kelepçeli. Köyde bile. Altı jandarma vardı yanımda. Toprak atmama müsaade ettiler, kızımı toprağa ben koydum, ona müsaade ettiler.
“KIZIMIN KALBİNDEN EVVEL SİZİN KALBİNİZ DURMUŞ, DİYE DİLEKÇE YAZDIM”
Cezaevine döndüğümden savcıya ve ilgili kurula ‘Benim kızımın kalbinden evvel sizin kalbiniz durmuş.’ diye dilekçe yazdım. Bunun üzerine beni ağırlaştırılmış müebbetlerin yerine hücreye gönderdiler. Son 14 ayımı hücrede geçirdim. Evlat acısı çok farklı bir şey. Ne zaman bir annen babanın yanında çocuk görseniz yaranız kanıyor. Ve acılarınızla yaşamaya çalışıyorsunuz çünkü unutmak mümkün değil. Ben bu süreçte içerideyken otoriter rejimlerin tabii genotipleri nedir? DNA’sı nedir? Nasıl davranırlar bunlar? Ve tarih boyunca sergiledikleri davranış şekilleri nelerdir? diye çalışma yaptım. Bizim kültürel kodlarımızda, inancımızda merhamet emredilir, şefkat emredilir, adil olunması emredilir. Ama ne yazık ki otoritelik öyle bir hastalık ki tersine çevirebiliyor ve şu denilebiliyor. ‘Merhamet ederseniz merhamet edilecek hale gelirsiniz.’ Oysa Peygamber Efendimiz diyor ki, ‘Merhamet etmeyene merhamet edilmez.' Bu bir sadece ahirete yönelik bir söylem değil. Aileden en tepedeki yöneticiye kadar, karar vericiye kadar söylenmiş bir ahlak dersi.”
#KHKlaraSon
Eşini ve 3 yaşındaki oğlunu Ege'de kaybeden KHK'lı edebiyat öğretmeni Hasan Aksoy:
"Oğlum can verdiğinde benim kucağımdaydı. Bizi kurtaran balıkçı teknesine çıktığımızda, bu bayrağın altına sığdırılmamış üç bebeğin cenazesi vardı. 79 ay hapis yattım, bu manzara zihnimden asla gitmedi, hayatım boyunca unutacağımı da zannetmiyorum."
Eşi Sena Aksoy ve oğlu Yusuf Baha’yı Ege’nin sularında kaybeden Hasan Aksoy, yaşadığı trajediyi ve 79 aylık cezaevi sürecini ilk kez anlattı.
Röportajın tamamı:
https://t.co/Ochn7rWDkN
SelmanHasta AnnesiHapiste
KHK’lı öğretmen arkadaşlara tavsiyem:
AYM’nin doktorlar ve hukukçular için verdiği kararları emsal göstererek Milli Eğitim Müdürlüklerine başvuru yapın.
“Özel okullarda öğretmenlik yapmak istiyorum. Diplomamı yok saymayın. Çalışma hakkımı engellemeyin.” deyin.
Hâlâ cevap yok!
Çankırı’da gözaltındaki 3 kadına yönelik tehdit, hakaret ve ahlaksız muamele iddiaları hakkında işlem yapıldı mı?
Başkomiser Rahman Cebe'nin başında olduğu bu polis ekibi hâlâ görevde mi?
@TC_icisleri@adalet_bakanlik@CankiriValiligi@valialicelik
Cevap alana kadar soracağız!
"Değerli Vekilim Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ben 9.5 yıldır cezaevinde bulunan Murat Koruyan’ım. Bu mektup yıllardır evlat hasretiyle yanıp, bir gün kavuşma ümidiyle yılları tüketen ve artık sürekli ertelenen vuslat gününün hayal kırıklıkları altında yaşam nedenini yitirmiş bir babanın son çığlığıdır. Sayın Vekilim; bana verilen cezanın kanuni yatar süresi dolmuş olmasına rağmen, İdare ve Gözlem Kurulu’nun hakkımda birkaç dakikalık bir görüşme neticesinde vermiş olduğu "İyi Halli Değildir" kararı nedeniyle cezaevinden tahliye olamadım.
...
6 ay,180 gün veya sayısını bilmediğim dakikalar yüzünden, artık sesi zihnimin içinde çınlayan kızımdan ayrı kalmaya mahkum ediliyorum. Buna 9.5 yıldır her telefon görüşmende bana "hayırlısıyla ölmeden senin çıktığını görebilecek miyim" diyen ve kanser tedavisi gören annemin tekrar 6 ay uzatılma haberim üzerine rahatsızlanan ve 10 gündür yoğun bakımda olan annemin durumu eklendi. Yıllardır cezaevi kurallarına riayet etmem, idarecilerle uyum içinde olmam bir kenara bırakılarak, sadece birkaç dakikalık bir görüşme neticesinde ayların bana zindan edilmesine artık ne akli dengem ne de evlat hasreti ile yanan kalbim dayanacak değildir. Sayın Vekilim; yıllardır bir gün kızıma kavuşma hayaliyle dayandım. Erken iyileşme hakkım elimden alınırken sesimi çıkarmadım, denetimli serbestlik hakkım elimden alınırken kızımın fotoğrafları ile avundum ama artık geldiğim bu son noktada ümidimi ve yaşam sevincimi yitirdim. Kızıma kavuşma hayalleri, yerini bir karanlığa bıraktı zihnimde. Gözümden yaş bile akmıyor artık, ağlamayı yitirdim. Nefes alıp veren bir cesetten farklım yok artık. Geriye bir tek yitireceğim son nefesim kaldı. Biliyorum bu dört duvar bana mezar olacak. Ama kızım bana darılsın istemiyorum. Minik kalbi üzülmesin. Sizin aracılığınız ile ailemden rica ediyorum, kızımı üzmeyin ne olur!"
Hükümlü Murat Koruyan - Batman T Tipi Ceza İnfaz Kurumu - Kuyuların Dibinden Gelen Sesler - 76
ṢU TAG'A 1 EL ATSAK GÜZEL İNSANLAR
Cizre’de görev yapan Giresunlu öğr.KHK ile atılp tutuklanyor,
Cezaevnde hapsedilyor.Ailesi görüşe giderken trafik kazasında hepsi ölüyor
Öğretmene 4günlük izin veriyorlar
Gidip ailesinin mezarı başında bu şekilde bekliyor
#TenkilHafızaMerkezi
15 Temmuz’la ilgili görüntüler servis edildikçe, kumpasın detayları ve kirli planın açıkları da bir bir ortaya çıkıyor!
15 Temmuz gecesi, Tümgeneral Yavuz Türkgenci, Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu,
Emniyet Müdürü Murat Çelik gibi asker ve emniyet mensuplarının ortak teçhizatları olmamasına rağmen, aynı tür beyaz çelik yeleği giymeleri; adeta pazılın kayıp parçası gibi resmî birleştiriyor!
Pek çok kez ifade ettiğimiz üzere o gece sokağa çıkan halk açık hedefti. Kumpasçılar halk ve askeri karşı karşıya getirmek için, önceden yerleştirdikleri keskin nişancılar ile masum insanları nişan almıştı. Böylece çıkan kargaşada binlerce insanın ölümü planlanmıştı. Ancak rejim tarafından hain ilan edilen kahraman askerler, bu oyuna gelmemiş, kendi canları ve özgürlükleri pahasına millete silah çekmemişti.
O sırada halkın arasına karışan beyaz çelik yelekli bu asker ve emniyet mensuplarının rolü neydi? Bunun gibi pek çok soru akla geliyor!!!
1) Keskin nişancılara “beyaz çelik yelekli kimse hedef alınmayacak” emri mi verildi?
2) Bu teçhizatları nereden aldılar? Beyaz çelik yelekler kimin envanterindeydi?
3) O gece herşeyin aniden geliştiğini iddia ettikleri dikkate alındığında; bu hazırlığı ne zaman yaptılar?
4) Beyaz çelik yeleğin hiçbir kamuflaj özelliği yokken, hedef ayrımı yapmak için mi bu teçhizat seçildi?
5) Herbiri yakın çekimden yapılan bu kayıtlar; kendilerini daha sonra kahraman ilan etmek için mi arşivlendi?
6) 15 Temmuz’a ilişkin tüm kayıtlar kimin elinde? Neden parça parça servis ediliyor? Neden bir bütün değil, kırpılmış olarak paylaşılıyor?
7) O gün beyaz çelik yelekler ile sahada olan bu kişiler, hangi terfi ve makamlar ile ödüllendirildi?
8) Bu kişilerin ifadesi alındı mı? Çapraz sorguları yapıldı mı?
Başka hiçbir şey olmasa bile @hdpdemirtas'ı hapse yollayan sürecin önünü açtığı için @kilicdarogluk'nun yatacak yeri yok. Bu arada şu videolardaki uyarıları anlasalardı herşey çok farklı olabilirdi.