Mert Başaran:
“Şaka yapmıyorum; günde 150 lira kahveye para verirsen, ayda 4.500 lira, yılda yaklaşık 50.000 lira, 10 yılda 500.000 lira eder!”
“Bu parayı en kötü altınla değerlendirsen bile, zamanla bir daire parası çıkarabilirsin.”
“Benim sırf kahve parasıyla, coin’lerden bir tane çok lüks araba, iki tane daire alan arkadaşım var!”
Dünyanın dört bir yanında aynı sevdaya gönül vermiş, sarı ve laciverti yan yana görünce kalbi heyecanla atan milyonların günü…
19 Temmuz Dünya Fenerbahçeliler Günümüz kutlu olsun. 💛💙
Öyle seversen ölürsün tabii. Bak Cemşit’e ölüyor mu hiç?
Bugünü hiç unutmayacaktım zaten, senin gidiş tarihin olması da iyice kazıdı hafızama.
Dünyanın en yakışıklı adamı, huzur içinde uyu.
Halılara kilimlere yakından bakmak, bütün o renkler, desenler başımı döndürüyor. Dünyada ne çok güzellik var, insan diledi mi neler neler var ediyor. ❤️
Uzun zamandır Fenerbahçe teknik direktörlüğüne İsmail Kartal'ın getirilmesi için öneride bulundum. Kendisiyle hiçbir tanışıklığım yok. Yalnızca oynattığı futbolu izleyerek, kenardaki efendiliğine bakarak ve otobüsü kurşunlanmış, yabancıları korkudan ülkeyi terk edip gitmiş bir takımı son ana kadar şampiyonluk potasında tutma çabasını göz önünde tutarak kendisini destekliyordum.
Bugün Kartal'ın bu göreve getirildiğini öğrendim. Çok doğru bir karar. Şimdi de bundan sonrası için bir öneride bulunayım: Kartal'ın işine hangi görevde olursa olsun kimse karışmamalı. Kimse ligi de, sistemi de takımı da ondan iyi bilmiyor. Ancak o sorarsa düşüncesini söylemeli.
Çin atasözüdür: Kaptanı çok olan gemi karaya oturur.
İsmail Kartal dönemi Fenerbahçe'ye ve Türk futboluna hayırlı olsun.
Bıktık bu, suratının rabbiyessiri silinmiş, sıfır hayat tecrübeli, varoş filozoflarının içi boş videolarından.
Sistem zannettiği evrenin ta kendisi; türün devamı böyle oluyor zaten. İnsanların tercihi ve yaşadıkları ülkelerin gerçekleri nasıl davranılacağını belirliyor. Ekonomi iyiyse veya özelde senin durumun iyiyse çalışmaz, çocuklarını yetiştirirsin; istersen 5 çocuk yaparsın, istifa edecek bir durumun da olmaz. Ama o durumda bile olsa, bunun gibiler yine yeni mazeretler üretir; vücudum yıpranmasın, kocam işe gidiyor, her şeyi ben yapıyorum der, yine memnun olmaz.
Çünkü niyet bozuk, kafa gidik, azizim.
Arm–army ile kol–kolluk arasında etimolojik bağlantı olmamasını, hatta “arm” ve “army”kelimelerinin aynı kökten gelmemesini kabullenemediğim için gece gece bin sayfa şey okudum yine. Bunun da huyu bu; anlamsız tesadüfleri sevmiyor.
Ahmet Erhan çok zor soruların var.
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Adını biliyor muyum bütün çiçeklerin?
Yaralarımı sağaltacak söz nerede?
Yaşamla aramda çözülmedik ne kaldı?
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Bu sembolistlerin eserleri de çevresine zarar verme ihtimali olan insanların hastalık belirtileri gibi.
Hiç iyi anlatamadım da neyse, Monet resimlerine bakalım biz.
Gün geçmiyor ki şükür vesilesi olacak bir saçmalık görmeyelim!
Peyami Safa, gerek anlatısındaki ustalığı gerekse karakter derinliği bakımından çağdaş Türk edebiyatının en iyi yazarlarından biridir.
Herkesi kör, âlemi sersem sanmanın lüzumu yok. Eserleri ortada ve milyonlarca Türk okuru tarafından hâlâ en çok okunan yazarlarımızın başında geliyor Safa. Sadece çıktığı dönemde okunsa geçici beğeniler denip geçilir ama her kuşağın, her dönemin hâlâ en çok okunan yazarlarından birinde milyonlarca insanın gördüğü bir ışıltı, bir zekâ, beğeni oluşturacak bir zevk olmalı, değil mi?
Buraya kadar söylediklerim objektif yargılar.
Şimdi şahsi kanaatimi söyleyeyim:
Peyami Safa, Fransız edebiyatını pantolonun sağ arka cebinden, İngiliz edebiyatını da sol arka cebinden çıkarıp mendil niyetine sallar.
Okumayı bilenler ve okuduğunu anlayabilenler için Türk edebiyatı olağanüstü romanlarla doludur ve bunların zirvesini Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile birlikte Yalnızız teşkil eder.