her okuduğumda ilk kez denk gelmişim gibi beni etkiliyor;
evinde ailesiyle güven içerisinde oturan kimse, Allah Teâlâ’ya ve lütfuna, denizde bir tahta parçası üzerinde olan kimseden daha az muhtaç değildir.
• el-vasiyyetü’l-mübâreke, 77
henüz karşılaşmadığım ama evi daha çiçekli, daha ışıklı, yaşamı daha çok seven ve kendiyle arası daha iyi olan, sesinde kuşların olduğu, çocukluğuna benzeyen, halinden daha memnun uyanan bir “ben” olduğunu bildiğim ve onunla karşılaşacağıma çok inandığım için yaşıyorum biraz da.
Kızlar sadaka verin. Ekmek alırken para üstünü sadaka kutusuna atın. Askıda ekmek bırakın. Cuma günleri sadaka verin. Birinin işini kolaylaştırın. Gülümseyin. Öfkenizi yutun. Hepsi birer sadakadır. Sadaka belayı önler, sıkıntılı zamanları giderir, duaların kabulüne vesile olur.
Bana kalırsa olgunlaşmanın en büyük eşiği, bir noktada egonun kırılmasıdır. Bursa kadısına pazarda ciğer sattıran da bu misaldir. Egon bir yerde kırılmalı ki; haddini, tevazuyu, empatiyi, acziyetini öğrenesin.
Ulema der ki; nasıl gece ve gündüz varsa, kalbin de mevsimleri vardır. Allah, kulu sürekli ferahlıkta (bast) tutmaz ki, kul kendi gücüne güvenmesin. Sıkıntı verir ki, kul acziyetini anlayıp "Ya Rabbi!" desin.