GAZZE’DEKİ İNSANLIK DIŞI ABLUKAYI KIR!
Siyonist İsrail’in Gazze’de yaşattığı insanlık dışı ablukaya sessiz kalma!
Gıda, su, ilaç ve temel ihtiyaçların bölgeye ulaştırılmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
İnsani yardım bir lütuf değil, temel bir haktır. Gazze’ye insani yardıma engel olan siyonistlere hep birlikte dur diyelim.
#AblukayıKır #BreakTheSiege
Cumhurbaşkanımız ,Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yurtdışındaki Kürt kardeşlerimizin de hamisi olduğumuzu defaaten ifade etmişlerdir. Daha önce ifade ettiğimiz üzere Diyarbakır ile Ankara nasıl ki aynı kader ve duygu birliğine sahipse Hewlêr ve Qamişlo da Ankara ile aynı duygu ve kader birliğine sahiptir. Kürt halkı kadim kardeşi olan Türk halkı ile Ortadoğu’nun kurucu siyasi öznesi olacaktır.
Mem û Zîn’in sevdasından El-Cezerî’nin ilim ve irfanına; asırlardır yaşatılan köklü geleneklerin izinde, Terörsüz Türkiye ile Büyük ve Güçlü Türkiye idealimize yürüyoruz.
Dicle’nin bereketi, Gabar’dan Türkiye’nin yarınlarına akan enerji ve Şırnak’ın gönülden gönüle uzanan muhabbetiyle; birliğimiz baki, kardeşliğimiz daim olsun.🇹🇷
Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan:
"Ben bir Kürt sorunu olduğunu biliyordum ama Diyarbakır'a gittikten sonra bunun ciddi oranda bir ‘Türk sorunu’ olduğunuBen bir Kürt sorunu olduğunu biliyordum ama Diyarbakır'a gittikten sonra bunun ciddi oranda bir ‘Türk sorunu’ olduğunu gördüm."
Ben 1989 yılında Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'na tayin olduğumda 24 yaşındaydım. Bir sosyalist olduğumu söyleyemem ama -çünkü başka bir birikim gerektiren bir şey sosyalistlik- demokrat bir insan olduğumu söyleyebilirim. Belli bir altyapıyla Batı'dan, Ankara'dan kalkıp Diyarbakır'a gittiğimde hemen her şeyi çok iyi bildiğimi düşünüyordum. Gittiğim zaman hemen hemen hiçbir şeyi bilmediğimi gördüm.
Çünkü bir şehirde büsbütün yaşamak, ne zaman döneceğini bilmeden oralı olmak, orada yeni ilişkiler, sahici ilişkiler edinmek, oranın pratiğini yaşamak, o şehirde o bölgenin sorunları içinde kaybolarak yaşamak bambaşka bir deneyim oluyor. O zaman öğrenmeye başlıyorsunuz.
Ben bir Kürt sorunu olduğunu biliyordum ama Diyarbakır'a gittikten sonra bunun ciddi oranda bir ‘Türk sorunu’ olduğunu da tutumuyla, meselelere yaklaşımıyla sorunun çok büyük bir parçası olduğunu gördüm. Ve orada kafamda ülkenin gerçekleriyle ilgili daha sahici, daha elle tutulur, daha anlaşılır bir fikir oturmaya başladı.
Hem mesleki hem de insan olarak eğitimimin devam ettiği bir süreç oldu Diyarbakır süreci. Ben okulu bitirdim, artık profesyonel olacağım diye gittim Diyarbakır'a ama Diyarbakır, dört buçuk yılda daha profesyonel bir insan yaptı beni. Neredeyse boş gittiğimi gördüm ve orada öğrenmek için zamanımı iyi kullanmaya çalıştım. Arkadaşlarım, dostlarım oldu. Meseleye daha geniş ölçekle ve içeriden bakma fırsatım oldu.
O sırada biz Körfez Savaşı'nı da yaşadık. İşte örgütle devletin çok yoğun, sert bir biçimde neredeyse Diyarbakır şehrinin içinde bile çatıştığı bir dönemde orada olmak, bana bambaşka bir açıdan meseleyi görme fırsatı sundu. Hem orada yaşayan kamu görevlilerini anlamak hem halkı anlamak... Kendi dilini konuşamayan, kendi çocuğuna istediği ismi koyamayan, kendi dilinde, ana dilinde eğitim alamayan bir halkın derdini görmek...
Ama karşısındaki kamu görevlilerine, oraya gönderilmiş insanlara -biz tiyatro yapıyorduk, kamu görevlilerine de Kürtlere de tiyatro yapıyorduk- ikisine birden bir şey anlatmaya çalışmanın ne kadar zor, ne kadar uzak bir şey olduğunu gördüm.
Şimdi bunlar bir yerden okuyarak, birisinin size anlattığı zaman dinleyerek edinebileceğiniz deneyimler değil. O açıdan ‘89-93 dönemi, benim kendi dönemim, aslında benim temelim’ diyebiliriz. Artık sonra üstüne ülke meselelerinin hepsini düşünmeye, öğrenmeye çalışarak geçti yıllarım. Diyarbakır'ın üçüncü üniversitem olduğunu söyleyebilirim o açıdan.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Sayın Tülay Hatimoğulları’nın, barbar Netanyahu’nun ifadeleri üzerinden Kürt meselesini temellendirmesi büyük bir talihsizliktir.
Ülkemizin huzura doğru ilerlediği tarihi bir eşikte, Filistin’de soykırım makinesine dönüşen siyonist İsrail’in lideri Netanyahu’yu dolaylı olarak Kürtlerin dostu gibi gösterme çabası kabul edilemez. Kürt halkı, bin yıllık kardeşi olan Türk halkıyla bağlarını tazelerken, siyonizmin sabotaj girişimlerine can suyu vermek, sürecin önemli paydaşlarından biri olan DEM Parti Eş Genel Başkanı’na hiçbir surette yakışmamıştır.
Siyasilerin, bu hassas sürece sözün gücüyle gelindiğini unutmamaları ve bu bilinçle sözlerini tartarak konuşmayı asli bir sorumluluk olarak görmeleri gerekir.
Selahaddin-i Eyyubi’nin kavmi olan Kürtlerin taleplerinin sözcüsü olarak siyonizmi göstermek, tarih şuurundan ve siyaset bilincinden uzak, büyük bir talihsizliktir.
Bu sürecin ruhuna zarar verebilecek böylesine talihsiz ifadelerin bir daha dile getirilmemesini temenni ediyoruz.
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun 467 oyla Gazi Meclisimizde kabul edildi.
TBMM çatısı altında sağlanan bu emsalsiz mutabakat, bin yıllık kardeşliğimizin ve sarsılmaz iç cephemizin nişanesidir. Bu tarihi adım, Terörsüz Türkiye vizyonumuzun devletimizin vakarı ve milletimizin vicdanıyla taçlandığı an olarak tarihe geçmiştir.
Bu zemini inşa eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, tarihi bir kapı aralayan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’a ve destek veren tüm siyasi parti gruplarımıza, milletvekili arkadaşlarımıza şükranlarımızı sunuyorum.
Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun! Türkiye Yüzyılı, terörsüz bir Türkiye, terörsüz bir bölge, daha güçlü ekonomi ve daha fazla demokrasi ile taçlanacaktır! 🇹🇷
Meclis’te Çerçeve Yasa’nın ezici bir çoğunlukla kabul edilmesi, sadece sayısal bir ifade değil, aynı zamanda huzura ve barışa olan hasretin toplumsal mutabakatıdır. Yüce milletimizin iradesinin tecelligâhı olan Meclisimiz, bu Çerçeve Yasa ile huzur romanının önsözünü yazmıştır.
Çerçeve Yasa bir önsöz niteliğindedir. Bu romanın yazarları olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye şükranlarımızı sunuyoruz. Sürece katkı sunan bütün aktörlere de teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki süreçte de tüm aktörlerin sorumluluklarını aynı titizlikle yerine getireceğine dair inancımız tamdır.
Gazi Meclisimiz; tarihsel sorumluluğunu kusursuz bir şekilde yerine getirirken Kürtlerin, devletimizin asli kurucu unsurlarından biri olduğunu da tekrar küresel ve bölgesel kamuoyuna göstermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasıl ki Doğu Türkistan’daki Türk kardeşlerimizin hamisi ve devleti ise aynı şekilde Erbil ve Kamışlı’daki Kürt kardeşlerimizin de hamisi ve devletidir.
Türk-Kürt kardeşliği, Ortadoğu’dan Uzak Asya’ya kadar kurucu ve belirleyici konumunu tahkim etmiştir. Çerçeve Yasa, sadece ülkemizde şiddetin ve terörün siyasetten arındırılması değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel ölçekteki iddialarımızın güçlenmesi anlamına da gelmektedir.
Emperyalizmin ve Siyonizmin gelecek tasavvurlarını tarihin çöplüğüne gönderen bu yasanın Türkiye ve Ortadoğu halkları açısından büyük hayırlara vesile olacağına inanıyor; Türkiye Yüzyılı hedefinde büyük bir adımın daha atılmasının sevincini yaşıyoruz.
Bugün sadece bir kanuna “evet” demedik.
Bugün, yıllardır yüreğimizde taşıdığımız ağır bir yükü birlikte omuzladık.
Bir annenin gözyaşına, bir çocuğun yarım kalan hayaline, bir memleketin hasretine “artık yeter” dedik.
Bugün; acının değil umudun, ayrılığın değil kardeşliğin, korkunun değil huzurun tarafında durduk.
Dağlarımızda kurşun sesleri değil, kardeşliğin ve halayların coşkusu yankılansın diye…
Evlerimizde ağıtlar değil, çocuklarımızın kahkahaları çoğalsın diye…
Hiçbir anne evladının yolunu gözyaşıyla beklemesin, hiçbir çocuk babasının dönüşünü korkuyla beklemesin diye…
Bugün “evet” dedik.
Çünkü bazı kararlar yalnızca Meclis tutanaklarına değil, tarihin hafızasına yazılır.
Bazı adımlar yalnızca bugünü değil, henüz doğmamış çocukların yarınını değiştirir.
Biz bugün, geçmişi unutmadan geleceğe yürümeyi seçtik.
Yaraları kanatmadan sarılmayı, farklılıklarımızı ayrılık değil zenginlik bilmeyi, aynı vatanın altında aynı umuda bakmayı seçtik.
Ve inanıyorum ki;
Dağlar korkunun değil, türkülerimizin sesiyle yankılanacak.
Ve Türkiye, kardeşliğin gölgesinde daha güçlü, daha huzurlu, daha müreffeh bir geleceğe yürüyecek.
Bugün yalnızca bir kanuna değil;
huzura, kardeşliğe, ortak geleceğimize ve büyük Türkiye idealimize “evet” dedik.
Rabbim bu “evet”i milletimizin huzuruna, evlatlarımızın güvenli yarınlarına ve Türkiye’nin ebedî kardeşliğine vesile kılsın.
#BirlikteTürkiyeyiz 🇹🇷
Sayın Valimize yönelik bu değerli çağrıyı anlamlı buluyoruz.
Tarih boyunca ilim, hikmet ve medeniyetin merkezi olan kadim şehrimiz Diyarbakır’ın eğitimine ve geleceğine sunulan kıymetli katkıları takdirle takip etmekteyiz.
Peygamberler ve sahabiler şehri Diyarbakır’ımızın evlatlarının, bu köklü manevi mirasla uyumlu bireyler olarak yetişmesinde, okullarımız bünyesindeki mescitlerin mimari ve niteliksel varlığı büyük bir önem taşımaktadır.
Eğitim kurumlarımızdaki mescitlerin, Valiliğimiz öncülüğünde belirgin bir standarda ve nezih bir ortama kavuşturulması, konuya hassasiyetle sahip çıkan İl Millî Eğitim Müdürlüğümüz başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarımızın iş birliğiyle şehrimizin tarihi dokuauna yakışır bir manevi atmosferin oluşturulması yönündeki adımları son derece kıymetli buluyoruz.
Sendikamız, eğitim camiamız ve tüm hemşehrilerimizle birlikte bu anlamlı sürece her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.
Liderliğinizde hayata geçecek bu hayırlı adımın olumlu neticeler vereceğine inancımız tamdır.
Şehrimizin çocuklarının geleceğine ve manevi gelişimine gösterdiğiniz hassasiyet ile olumlu takdirleriniz için şimdiden şükranlarımızı sunarız.
@vali_zorluoglu@sadoglu_salih@Diyarbakirmem
Diyarbakırlı İş İnsanı Ahmet Amca
2010-2014 yıllarında Kaymakamlık yaptığım Kırşehir/Kaman’da tanıdığım hayırsever iş insanı Ahmet Aydeniz Amca’yı, aradan on iki yıl geçtikten sonra Ankara’daki bürosunda bugün ziyaret ettim.
Kaman’da çalıştığım yıllarda Ceviz Festivali hazırlıklarına başladığımızda, ilk ziyaret ettiğimiz ve maddi destek istediğimiz kişi Ahmet Amca olurdu. Ahmet Amca bizi Ankara/Gölbaşı’nda bulunan çiftliğinde misafir eder, mutlaka yemek yedirir ve Kaman’a varmadan parayı da Kaymakamlık hesabına gönderirdi.
Bir defasında yine Kaman Belediye Başkanıyla birlikte kendisini ziyarete gittik, festival için nakdi destek istedik. Ahmet Amca bize iki yüz dönümlük arazide kurulu çiftliğini, ardından üç bin dönümlük alanda oluşturduğu ormanlık alanı gezdirdi. Gezimiz araçla yaklaşık iki saati aşkın sürdü.
Ayrıca Ahmet Amca’nın Kaman’da 1200 dönümlük cevizliği vardı, 1000 dönüm daha arazi satın aldı, yeni bir ağaçlık alan tesis etme düşüncesi vardı. Maldivler Adası’nda oteli olduğunu da biliyorum. Yemek esnasında kendisine merak ettiğim bir hususu sormadan edemedim. Ahmet Amca dedim, gördüğüm kadarıyla servetin yedi sülalene yeter, 75 yaşında olmana rağmen hala niye çalışıyorsun, yatırım yapmaya, ağaç dikmeye çabalıyorsun dedim.
Aldığım cevap çok ibretlikti, aradan yıllar geçmesine rağmen zihnime çakılan o sözlerini hiç unutmadım. Ahmet Amca dedi ki :
-Kaymakam Bey, ben ihtiyacım olduğu için çalışmıyorum, ben bu çiftlikte 2500 kişiye istihdam imkanı sağlıyorum. Bu insanlar bizim memlekette (Diyarbakır) kalsalardı belki yanlış yollara sapabilirlerdi, ben en azından onları çekip kurtardım, şimdi işleriyle uğraşıyorlar, üretime katkı sağlıyorlar dedi.
İşte bugünkü ziyaretimde eli öpülesi hayırsever iş insanı Ahmet Amca’yı tekrar dünya gözüyle gördüm, elini öptüm, evlatlarına bu anıyı anlattım.
Ahmet Amca şimdi 86 yaşında ve rahatsızlığından dolayı artık kimseyi tanıyamıyor. Evlatları işleri yürütüyorlar, babalarının yolundan gidiyorlar.
Gönlü güzel, vatansever, hayırsever iş insanı Ahmet Amca var olsun. Allah sağlığına kavuştursun, hayırlarını kabul etsin.
Bugün Diyarbakır Kayapınar’da Dosso Dossi’nin açılışı yapıldı
Delil Dilaner sahne aldı. Dilaner söylediği Kürtçe şarkılar ile açılışa gelenlere güzel anlar yaşattı.
Bizde akşam dostlarla bu güzel mekanı ziyaret ettik
Çok güzel bir mekan olmuş. Hayırlı uğurlu olsun
CHP Grup Başkanı Özgür Özel'in Diyarbakır ziyareti, bölgenin gerçeklerini ve siyaset kurumunun asıl sorumluluğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Açıkça ifade etmek gerekir ki; Diyarbakır, siyasilerin Ankara'da her sıkıştıklarında uğrayıp, "Kürt Meselesi" ve "Demokrasi" kavramlarının arkasına sığınarak kendilerini arındıracakları bir siyasi vaftiz yeri değildir.
Kendi içlerindeki iktidar çatışmalarından, Sayın Özel ve Sayın Kılıçdaroğlu çekişmesinden başını kaldıramayanlar, siyaseten sıkışınca mutlak bir çaresizlikle Diyarbakır’ı ve Kürt Halkını hatırladıkları açıkça görülmektedir. Ancak bu kadim şehir, Ankara’daki koltuk hesaplarının ve parti içi krizlerin sahnesi haline getirilemez. Aylardır Meclis çatısı altında Kürt meselesi ve bölge sorunları tartışılırken ortalıkta görünmeyen CHP, ne hakla Diyarbakır'a gelmiştir? Biz Şeyh Said’e, Seyid Rıza’ya ve Bediüzzaman’a yapılan tarihsel haksızlıklar karşısında dik durup, bu uğurda partimizden istifa etmeyi bile göze alırken ortada olmayan Özgür Özel CHP'sinin, Kürt Halkının rezerv muhalefet enerjisi olduğu zannına kapılıp Diyarbakır'a koşmasına halkımız gereken cevabı vermiştir. Aynı zamanda yüz yıllık CHP zihniyetinin, Kürtleri nasıl konjonktürel bir siyasi unsur olarak gördüğü de kamuoyu önünde bir kez daha tescil edilmiştir.
En başta da vurguladığım gibi: Diyarbakır, Ankara’da sıkışan siyasilerin vaftiz yeri değil, bizzatihi çözümün ve huzurlu bir geleceğin merkezidir.
“Özür dilerim, kabahat benim” deyip, telaşla görevden aldığınız daire başkanını iade edecek misiniz?
Rektör olarak önce suçu Vali’ye attınız.
Valiliğin böyle bir müracaat karşısında salon tahsis etmediğini ve reddettiğini öğrenince, “Ne yapacağız şimdi?” dediniz.
Valiliğin reddettiği bir konuda üniversite olarak salon tahsis etmiş duruma düşünce, bu görüntülerin nasıl sızmış olduğu telaşıyla bu kez suçlu arayıp daire başkanını görevden aldınız.
Bugün kamuoyuna da yansıyan görüntüler, Bilgi İşlem departmanı ile ilgili bir olay olmadığını çok net gösteriyor.
Günah keçisi olarak daire başkanını niye seçtiniz ve suçsuz yere üyemiz olan personelinizi örseleyip, mağdur edip itibarsızlaştırdınız?
Masum olan daire başkanını görevine iade edecek ve özür dileyecek misiniz?
“Suçlu benim, üniversite de ‘SABOTAJ’ı ben yaptım” diyerek erdemli davranacak mısınız?
Kaldı ki; kapalı devre bir güvenlik toplantısı mı ki ev sahipliği yaptığınız etkinlik, “Dışarı nasıl sızmış” telaşı yaşıyor sunuz?
YÖK’ün konuya ilişkin inceleme/soruşturma başlattığı konuşuluyor.
Üzeri örtülecek, geçiştirilecek bir sorumsuzluktan öte, üniversitede yaşananlar…
Munzur Üniversitesi üç yıldır peş peşe yaşadığı skandallar dizisini hak etmiyor.
Bu skandaldan bağımsız söyleyecek o kadar çok şey var ki…
Üniversiteye yazık oluyor.
@tcbestepe | @YuksekogretimK
Akıllılar önden görür demiştik...
Tarihte böyle bir kepazelik görülmedi.
@trt1 bu sahne ile Fatih'i bitirdi. YAZIK
Büyük Kartal, Drakula'yı öldürmüş😁 Hem de gardaşım diyerek😁.
Masal mı anlatıyorsunuz yaa. Dünyayı güldürdünüz kendinize. Fatih'i böyle mi yücelttiğinizi sanıyorsunuz?
Haydi aleyhimde bir video daha çekin. Paralı trolleriniz alkışlar sizi!
Ne dersin @zahidsobaci
Sahi Cumhurbaşkanımız tarihe sadık kalın derken sizden bunu mu istemişti? @RTErdogan
Bu kadar panik yapman normaldir.
Siyonist terör örgütü İsrail çok yakın zamanda yok olacak ve sizin gibi işgalcilerin tümü geberecek.
Şuan en büyük korkunuzun bu olduğundan eminiz.