9 Haziran 2026’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Ürküt/Türkiye (Başvuru No: 17795/22) kararında Ali Ürküt hakkında çok önemli bir ihlal kararı verdi.
Mahkeme;
• AİHS’nin 5/1. maddesinin (özgürl��k ve güvenlik hakkı),
• 5/3. maddesinin (makul sürede yargılanma ve tutukluluğun gerekçelendirilmesi),
• 10. maddesinin (ifade özgürlüğü),
• ve 18. maddesinin (hak sınırlamalarının siyasi amaçlarla kullanılması yasağı)
ihlal edildiğine hükmetti.
AİHM açıkça; Ali Ürküt’ün yalnızca çağrının değerlendirildiği HDP MYK toplantısına katılmış olmasının tutuklama için makul şüphe oluşturmadığını, HDP’nin sosyal medya paylaşımlarının siyasi ifade kapsamında olduğunu ve 6-8 Ekim olaylarının bu paylaşımların doğrudan sonucu olarak kabul edilemeyeceğini tespit etti.
Daha da önemlisi Mahkeme, Ali Ürküt’ün özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hukuki değil, çoğulculuğu bastırmaya ve siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlandırmaya yönelik gizli bir siyasi amaç taşıdığına karar verdi. Bu nedenle AİHS’nin 18. maddesinin de ihlal edildiğine hükmetti.
Bu tespitler, daha önce AİHM Büyük Dairesi’nin Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ kararlarında vardığı sonuçlarla da birebir örtüşmektedir. O kararlarda da tutuklamaların suç teşkil eden fiillere değil, Sözleşme ile korunan siyasi faaliyetlere dayandığı ve siyasi saik taşıdığı açık biçimde ortaya konulmuştu.
Bugün ise, 29 Haziran 2026’da, Anayasa Mahkemesi de Ali Ürküt hakkında yeni bir ihlal kararı verdi. AYM, tutukluluğun devamına ilişkin etkili başvuru hakkı ve adil yargılanma hakkı yönünden ihlal tespit ederek, AİHM’nin ortaya koyduğu hukuksuzluğu bir kez daha teyit etmiş oldu.
Artık ortada hem AİHM’nin kesinleşmiş ihlal kararı hem de AYM’nin ihlal kararı bulunmaktadır.
Buna rağmen Ali Ürküt hâlâ cezaevindedir.
71 yaşındaki Ali Ürküt, cezaevinde bulunduğu sırada kansere yakalandı. Kanser tedavisinin cezaevi koşullarında sağlıklı ve yeterli biçimde sürdürülmesi mümkün değildir. Yaşı, sağlık durumu ve yaşam hakkı bakımından geri dönülmesi imkânsız sonuçlar doğmadan gerekli adımlar atılmalıdır.
Ali Ürküt’ün tutukluluğunun artık ne hukuki ne de vicdani bir gerekçesi kalmıştır.
AİHM’nin kesinleşmiş kararı, AYM’nin ihlal kararı ve insan hayatının korunması yükümlülüğü birlikte değerlendirildiğinde; Ali Ürküt derhal tahliye edilmelidir.
Bu kararlar yalnızca Ali Ürküt açısından değil, aynı ortak suçlamalarla yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakılan tüm Kobani Davası tutsakları bakımından da hukukun gereğinin yerine getirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Yıllardır “Abdullah Öcalan’ın Kürtler üzerindeki liderliği bitti” deniliyordu.
Dün Van ve Mersin, bugün İstanbul ve Diyarbakır’daki mitingler bu iddiaya sahadan verilmiş güçlü bir yanıt oldu.
Artık şu gerçeği teslim etmek gerekiyor: Öcalan kürtlerin iradesidir.
Hezar silav li jinên ku dengê azadî û aştiyê li qad û meydanan bilind dikin!
Özgürlüğün ve barışın sesini meydanlarda yükselten kadınlara bin selam olsun!
Kadir İnanır’ı kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrendik.
İnanır, yalnızca sinemanın unutulmaz isimlerinden biri değildi; halkların kardeşliğine, barışa ve demokrasiye olan inancını her koşulda kararlılıkla savunan bir aydındı. Sanatıyla olduğu kadar vicdanı, Kürt halkına olan dostluğu, cesareti ve toplumsal duruşuyla da hafızalarda yer edindi.
Kadir İnanır’ın demokratik bir Türkiye, eşit yurttaşlık ve halkların ortak geleceği için ortaya koyduğu güçlü irade daima saygıyla anılacaktır.
Kendisine rahmet; ailesine, yakınlarına, sanat camiasına ve tüm halklarımıza başsağlığı diliyoruz.
Güle güle Selvi Boylum...
Sana sözümüz olsun ki halkların ve ezilenlerin aleyhine olan tüm oyunları bozacağız; eşitliği ve ortak mücadeleyi daim kılacağız...
Başaracağız!
Hep birlikte Önderliğimiz ile buluşacağız.
Gürül gürül akacağız meydanlara. O görkemli günü çarpışanların, vurulup düşenlerin hayalleriyle karşılayacağız!
🚩DBP'nin “Barışın Sözünü Halkla Kuruyoruz” şiarıyla düzenlediği halk buluşmaları sürüyor. Buluşmalarda konuşan halk, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne destek vererek, “Barış için hazırız” mesajı verdiler.
#MedyaHaber#MedyaHaberTv
“Özgür Önderlikle Demokratik Topluma” şiarıyla düzenleyeceğimiz Özgürlük Mitingi çalışmalarımız aralıksız devam ediyor.
Halkımız, seçilmişlerimiz, yerel yönetimlerimiz ve tüm demokratik kurumlarımızla birlikte seferberlik ruhuyla bulunduğumuz her alanda çalışmalarımızı sürdürüyor; halklarımızı 28 Haziran’da İstasyon Meydanı’nda gerçekleştirilecek mitinge katılmaya davet ediyoruz.
#Amed
#ÖzgürlükMitingi
Xebatê me ji bo Mirînga Azadiyê didomin. 28’ê Hezîranê saet 17.00 li Qada Îstasyonê em kom dibin. Hûn jî werin em dengê azadiyê bi hevre bilind bikin.
#Amed#MitîngaAzadiyê
Rahmi Koç hakkındaki suç duyurumuz
Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonumuz, Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu adına, Kürt kadınlara yönelik cinsiyetçi sözler sarf eden Rahmi Koç hakkında “Halkı Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik”, “Aşağılama” ve “Nefret ve Ayrımcılık” gerekçeleriyle suç duyurusunda bulundu.
https://t.co/wo2wie8keW
İzmir’de bir hastane açılışında, mizah kisvesi altında Kürt kadınların dilini, kimliğini ve bedenini hedef alan cinsiyetçi söylemler, erkek egemen iktidarın ayrımcı politikalarının bir sonucudur.
İktidar ve sermayenin Kürt düşmanlığının, kadın düşmanlığı üzerinden nasıl beslendiğinin bir göstergesidir.
Irkçılığın ve cinsiyetçiliğin mizah adı altında meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Haddinizi bilin!
#RahmiKoçÖzürDile
Bugünlere birden bire gelinmedi.
HDP genel merkez basılmış, parti binaları polis gözetiminde yakılıp, yıkılmıştı. İşte bugünün anti demokratik uygulamaları, o günlerin devamı sadece.
Bu yüzden "ama dem parti de canım" diye kurulan cümlelerin tarihsel bağı olmadığı için, bugün yaşananlar da anlaşılamıyor çok.
10 yıl önce HDP üzerine büyük saldırı dalgası vardı. Bugün Amed'e kayyum atayan, yarın CHP'li belediyelere de kayyum atar dedik. İnanmadınız, gülüp, geçtiniz. Demirtaş ve diğer Kürt siyasetçilerinin evleri basılırken, tepki vermezseniz, yarın sizin de genel başkanlarınızın başına gelir dedik. İnanmadınız, güldünüz. Ne dedikse maalesef hepsi oldu. Ama biz CHP ye bunlar yaşatılırken, sessiz kalmıyor, sevinmiyoruz. Aksine tepki gösteriyor, kınıyor, dayanışma gösteriyoruz. Ne var ki, o günkü suskunluğunuz, bugünün iklimini yarattı ve her şey normalleştirilmiş oldu.