Refah sınır kapısında binlerce yardım tırını bekletip sembolik birkaç yardım kolisini uçaklardan atıp tekrar Gazzeli sivillerin ölmesine sebep olmak yalnızca şeytani bir oyundur!
Allah'ın laneti İsrail'in ve yandaşlarının üzerine olsun!..
HELAL OLSUN KEMAL KILIÇDAROĞLU KENDISINE MUHALIF OLAN SÖZCÜ TV’YE ÇIKTI…
ÖZGÜR ÖZEL
MAÇAN SIKIYORSA
SEN DE ÖRNEĞIN TGRT’YE ÇIK…
SÖZ VERIYORUM ALKIŞLAYACAĞIM…
AMA KORKARSIN,
TIRSARSIN…
CHP’LILER TIRSAN VE KORKAN BIR GENEL BAŞKANIN ARKASINDAN GITMEYE UTANMIYOR MUSUNUZ?
YORUM BEKLIYORUM CHP’LILER…
İmamoğluculara, Kılıçdaroğlu'nun koltuğa oturmasından fazla koyan şey, sanırım 34 bin troll hesabın ele geçirilmesidir.
Ellerinde ki tek silahları buydu..
Hücre evine baskın yapılmış, 2000'i fetöcü, 34 bin hesap,3 kaleşnikof, binlece mermi ele geçirildi gibi. puhaha.🤣
Ahlaki çöküntü sınır tanımıyor.
Sabık CHP il Başkanı ve sabık CHP’li Özgür Çelik.
Yalan söylemede dünya markasısınız be.
Öncelikle 10 milyar dolar değil 10 milyar lira.
Trump gelecek diye yapılmadı.
Zaten yapılacaktı.
Ama öte yandan NATO toplantısı gibi çok önemli bir toplantı Ankara’da olması bakımından son derece iyi oldu ama bunu sen anlamazsın.
Veee bu para İBB’den, Antalya ve Beliktaş Belediyesinden hortumlanan paraların yanında devede kulak kalır ve üstelik faydalı bir yatırıma gitti.
Hırsızların cebine değil.
Bunlar konuşunca cehalet prim yapıyor.
Malatya’da 19 Mart’tan bu yana sağ salim bulunmasını beklediğimiz Aysel Yıldırım evladımızdan maalesef acı bir haber aldık. Yürütülen titiz soruşturma neticesinde, kızımızın bir cinayete kurban gittiği ortaya çıkarılmıştır.
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde; İl Emniyet Müdürlüğümüz ve İl Jandarma Komutanlığımızla yürütülen saha çalışmaları, dijital veri analizleri, kamera kayıtları ve tanık beyanları değerlendirilmiş; olayın aydınlatılmasına yönelik önemli delillere ulaşılmıştır.
Elde edilen bulgular doğrultusunda 4 şüpheli gözaltına alınmış; kayıp vatandaşımızın cenazesine ulaşılması amacıyla dere yatağı ve gömüldüğü değerlendirilen bölgelerde arama faaliyetleri başlatılmıştır. Soruşturma çok yönlü ve büyük bir hassasiyetle devam etmektedir.
Bu süreçte titiz bir çalışma yürüten Malatya Cumhuriyet Başsavcılığımıza, Malatya İl Emniyet Müdürlüğümüze, Malatya İl Jandarma Komutanlığımıza ve emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.
Adaletin tecellisi, kayıp vatandaşlarımızın akıbetinin aydınlatılması ve ailelerimizin yüreğine su serpilmesi için İçişleri Bakanlığımızla güçlü koordinasyon ve tam bir eşgüdüm içinde mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Seri Devam...
BÖLÜM 2
İlk Kale
Mart 1999.
Aradan üç ay geçmişti.
Konya'daki o geceyi bilen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu.
Fakat bazı geceler vardır.
İnsan hayatında yıllar sürmez.
Dakikalar sürer.
Ama etkileri onlarca yıl devam eder.
Meral Akşener için de o gece öyle olmuştu.
O günden sonra hiçbir konuşmasına eskisi gibi çıkmamıştı.
Hiçbir toplantıya eskisi gibi girmemişti.
Ve hiçbir insanı eskisi gibi değerlendirmemişti.
Çünkü artık insanlara değil...
Pozisyonlara bakıyordu.
İsimlere değil...
Yerlerine bakıyordu.
Ve ilk kez büyük resmi görmeye başlamıştı.
Başkentte siyaset kaynıyordu.
DYP'nin içerisinde görünmeyen bir gerilim oluşuyordu.
Televizyonlar bunu fark etmiyordu.
Gazeteler bunu yazmıyordu.
Ama koridorlarda dolaşan herkes hissediyordu.
Bir şey değişiyordu.
Meral Akşener artık yalnızca konuşan bir siyasetçi değildi.
Gittiği her şehirde daha büyük kalabalıklar topluyordu.
Katıldığı her toplantıda daha sert konuşuyordu.
Parti içindeki bazı isimler onu alkışlıyordu.
Bazıları ise dikkatle izliyordu.
Çünkü yükselen her yıldızın gölgesi de büyür.
Ve gölgeler bazen insanları korkutur.
Bir akşam...
Parti genel merkezinin alt katındaki küçük toplantı odasında dört kişi bir araya geldi.
Kapılar kilitlendi.
Telefonlar kapatıldı.
Perdeler çekildi.
Masanın ortasında sadece bir çaydanlık vardı.
Meral Akşener sessizce oturuyordu.
Karşısındaki yaşlı adam konuştu.
"Bu gidişle seni durdurmaya çalışacaklar."
Meral Akşener çayından bir yudum aldı.
"Kim?"
Adam hafifçe güldü.
"Siyasette kim olduğu önemli değildir."
"Ne zaman olduğu önemlidir."
Odadakiler sessizleşti.
Adam devam etti.
"Çünkü herkes aynı hatayı yapar."
"Rakibini görür."
"Ama rakibini hareket ettiren eli göremez."
Meral Akşener masanın üzerindeki dosyayı açtı.
İçerisinde onlarca isim vardı.
Bazılarının yanında kırmızı işaretler bulunuyordu.
Bazılarının yanında ise mavi işaretler.
"Bu insanlar kim?"
diye sordu.
Yaşlı adam derin nefes aldı.
"Bir kısmı kariyer peşinde."
"Bir kısmı makam peşinde."
"Bir kısmı para peşinde."
"Asıl tehlikeli olanlar ise başka şeylerin peşinde."
Meral Akşener dosyayı kapattı.
Aklına üç ay önceki harita geldi.
İlk kale.
İlk mücadele.
İlk sınav.
Belki de her şey şimdi başlıyordu.
Yaz ayları yaklaşırken parti içerisindeki gerilim büyümeye başladı.
Koridorlarda fısıltılar dolaşıyordu.
Bazı gazeteciler kulis haberleri yazıyordu.
Bazı televizyoncular yeni dengelerden söz ediyordu.
Fakat kimse olayın tamamını göremiyordu.
Çünkü görünen kavga ile görünmeyen kavga aynı şey değildi.
Görünen tarafta insanlar koltuk için mücadele ediyordu.
Görünmeyen tarafta ise geleceğin siyasi haritası çiziliyordu.
Bir gece.
Meral Akşener çalışma odasında yalnız oturuyordu.
Masanın üzerinde onlarca dosya bulunuyordu.
Saat gece yarısını geçmişti.
Telefon çaldı.
Numara görünmüyordu.
Telefonu açtı.
Karşıdan gelen ses sakindi.
"İlk kalede ilerliyorsun."
Asena bir anda doğruldu.
Bu sesi daha önce duymuştu.
Yıllar değil...
Aylar önce.
Karlarla kaplı o köy evinde.
Beyaz Ulak.
"Sen misin?"
Karşı taraf cevap vermedi.
Sadece konuşmaya devam etti.
"Unutma."
"İnsanlar liderleri takip eder."
"Ama sistemler insanları takip eder."
"Asıl mücadele kişilere karşı değil."
"Düşüncelere karşıdır."
Asena ayağa kalktı.
"Peki ikinci kale ne zaman?"
Sessizlik oldu.
Uzun bir sessizlik.
Sonra yalnızca tek bir cümle duyuldu.
"İlk kale düşmeden ikinci kapı açılmaz."
Hat kesildi.
Kasım ayı yaklaşırken büyük kongreye günler kalmıştı.
Parti içerisindeki herkes sonucu konuşuyordu.
Kim kazanacak?
Kim kaybedecek?
Kim yükselecek?
Kim tasfiye olacak?
Fakat kimsenin bilmediği başka bir soru vardı.
Belki de en önemli soru buydu.
Bu kongre gerçekten bir son muydu?
Yoksa çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcı mıydı?
Meral Akşener pencereye yürüdü.
Şehrin ışıklarına baktı.
Aklında Beyaz Ulak'ın sözleri vardı.
"Önce merkez."
"Sonra ayrılık."
"Sonra yeni bir yuva."
O gece ilk kez şunu düşündü:
Belki de bazı yollar insanın seçtiği yollar değildir.
Belki bazı yollar insanı seçer.
Ve o seçildiğini hissetmeye başlamıştı.
Ama henüz önünde duran fırtınanın büyüklüğünü bilmiyordu.
Çünkü ilk kale hâlâ ayaktaydı.
Ve savaş daha yeni başlıyordu.
Fakat bu savaşta taraflar yoktu.
En azından dışarıdan bakıldığında.
Gazeteler başka şeyler yazıyordu.
Televizyonlar başka şeyler konuşuyordu.
Parti binalarında başka hesaplar yapılıyordu.
Fakat görünmeyen tarafta farklı bir oyun oynanıyordu.
Çünkü bazı insanlar seçim kazanmaya çalışır.
Bazıları parti yönetmeye çalışır.
Bazıları ise gelecek inşa etmeye çalışır.
Ve bu üçü aynı şey değildir.
Kasım 1999.
Büyük kongre günü gelmişti.
Başkent günlerdir hareketliydi.
Otel lobileri doluydu.
Gazeteciler koridorlarda koşuşturuyordu.
Delegeler grup grup toplantılar yapıyordu.
Telefonlar susmuyordu.
Herkes sonucu merak ediyordu.
Ama Meral Akşener sonucu merak etmiyordu.
Çünkü sonucu zaten biliyordu.
Merak ettiği şey sonucun ardından ne olacağıydı.
İşte gerçek soru buydu.
Kongre salonu insanlarla doluydu.
Konuşmalar yapıldı.
Sloganlar atıldı.
Alkışlar yükseldi.
Kameralar çalıştı.
Saatler geçti.
Ve beklenen sonuç açıklandı.
Parti yönetimi yerini korumuştu.
Salonun bir tarafı seviniyordu.
Diğer taraf sessizdi.
Fakat Meral Akşener'in yüzünde ne öfke vardı ne de hayal kırıklığı.
Çünkü o gün kaybetmediğini biliyordu.
Çünkü bazı savaşlarda geri çekilmek yenilgi değildir.
Yeni cephe açmaktır.
Aynı gece.
Saat 01:17.
Şehrin dışında eski bir çiftlik evinde altı kişi toplandı.
Masanın üzerinde haritalar vardı.
Dosyalar vardı.
İsim listeleri vardı.
Meral Akşener içeri girdiğinde herkes ayağa kalktı.
Kimse konuşmuyordu.
Sonunda Süleyman Soylu sözü aldı.
"Birinci kale tamamlandı."
Meral Akşener sessiz kaldı.
Süleyman Soylu devam etti.
"Şimdi ikinci aşama başlıyor."
Masadaki siyah dosya açıldı.
İçerisinde onlarca isim vardı.
Bazılarının yanında yıldız işareti bulunuyordu.
Bazılarının yanında kırmızı çarpı.
Bazılarının yanında ise yalnızca soru işareti.
Meral Akşener sayfaları çevirmeye başladı.
Bir süre sonra durdu.
Başını kaldırdı.
"Bu liste nedir?"
Odadaki herkes birbirine baktı.
Sonunda Süleyman Soylu cevap verdi.
"Yarının sahipleri."
Meral Akşener gözlerini kıstı.
"Peki kırmızı işaretler?"
Sonunda Süleyman gülümsedi.
"Yarının sahipleri olamayacak olanlar."
Odadaki hava bir anda değişti.
Aynı gece.
Şehrin başka bir noktasında.
Beyaz Ulak yeniden ortaya çıkmıştı.
Bu kez yalnız değildi.
Karanlık bir odada dört kişiyle oturuyordu.
Masanın üzerinde eski bir harita vardı.
Konya'daki toplantıda görülen haritanın aynısı.
Sadece bu kez yeni işaretler eklenmişti.
Birinci kalenin üzerine siyah bir mühür vurulmuştu.
İkinci kalenin çevresi ise kırmızı çember içine alınmıştı.
Beyaz Ulak haritaya baktı.
Sonra sessizce konuştu.
"Beklediğimizden hızlı ilerliyor."
Karşısındaki adam sordu.
"Risk var mı?"
"Her zaman."
"Peki başarısız olursa?"
Beyaz Ulak ilk kez başını kaldırdı.
"Başarısız olamaz."
"Neden?"
Çünkü o yalnızca bir kişi değil."
"O artık bir süreç."
2000 yılına girildiğinde siyasi dengeler değişmeye başlamıştı.
Henüz kimse bunun farkında değildi.
Ama bazı gazeteciler aynı isimleri farklı yerlerde görmeye başlamıştı.
Bazı bürokratlar beklenmedik şekilde görev değiştiriyordu.
Bazı iş insanları yeni çevrelerle tanışıyordu.
Bazı eski siyasetçiler ise birden bire ortadan kayboluyordu.
Tesadüf gibi görünüyordu.
Ama değildi.
Çünkü görünmeyen ağ yavaş yavaş kuruluyordu.
Ve ağ kurulduğunda artık geri dönüş olmayacaktı.
Bir gece.
Meral Akşener evine döndüğünde kapısının önünde küçük bir kutu buldu.
Gönderen yoktu.
İsim yoktu.
Adres yoktu.
Kutuyu açtı.
İçinden eski bir anahtar çıktı.
Paslıydı.
Yıllardır kullanılmamış gibiydi.
Yanında tek satırlık bir not vardı.
"Asıl kapı henüz açılmadı."
Asena notu defalarca okudu.
Sonra anahtarı cebine koydu.
Çünkü artık şunu anlamaya başlamıştı.
Kendisine verilen görev bir parti meselesi değildi.
Bir seçim meselesi değildi.
Bir liderlik yarışı hiç değildi.
Daha büyük bir şeydi.
Çok daha büyük.
Ve tam o günlerde...
Devletin en gizli arşivlerinden birinde...
Yıllardır açılmayan bir dosya yeniden raftan indirildi.
Dosyanın kapağında yalnızca şu yazıyordu:
PROJE KAFDAĞI
Dosyayı açan görevli içerideki ilk sayfaya baktığında yüzü değişti.
Çünkü ilk sayfada yazan isimlerden biri Meral Akşener'di
Fakat onu asıl şaşırtan şey isim değildi.
Tarihti.
Çünkü dosyanın hazırlanma tarihi 1987'ydi.
Yani Meral Akşener'in siyasette adının bile bilinmediği yıllar...
Dosya yıllar önce hazırlanmıştı.
Ve görünüşe göre bazı insanlar...
Henüz oyun başlamadan oyuncuları seçmişti.
Ama dosyanın son sayfasında yazan cümle her şeyden daha ürkütücüydü.
"Birinci aşama tamamlandığında ikinci taşıyıcı devreye alınacaktır."
Peki ikinci taşıyıcı kimdi?
Meral Akşener miydi?
Yoksa bütün hikâyede henüz adı bile geçmeyen başka biri mi vardı?
İşte asıl soru buydu.
Ve cevabı bilen tek kişi...
Beyaz Ulak'tı.
(devam edecek)
Kim bu Sözcü’nün firari sahibi FETÖ sanığı Burak Akbay ile yine Halk tv’nin firari sahibi Cafer Mahiroğlu’na “kredi” adı altında 100 milyon doları fişekleyen ve sonra da sırra kadem basan, “botokslu genel müdür” lakaplı eski Banka Genel Müdürü? İsmini açıklayacak bir Allah’ın kulu yok mu?
Bankanın yeni Genel Müdürü halkın tasarruflarından hortumlanan ve ödenmeyen bu krediyi tahsil etmek için ne bekliyor?
Bu hortumlanan parayla ve Ekrem’in katkısıyla adamlar yeni ve satılmayacak bir gazete bile çıkarıyor.
Eskiden insanlar öğrenmek isterdi.
Şimdi haklı çıkmak istiyor.
Bir ömürlük sorulara, on saniyelik cevaplar aranır olmuş.
Herkes hüküm vermeye hazır.
Kimse anlamaya niyetli değil.
Bilgi çağında yaşıyoruz.
Ama düşünmeye ayrılan süre her geçen gün azalıyor.