GÖZ GÖRE GÖRE SEYREMEYİZ 😥
Sağlık Bakanlığı TÜRKÖK tarafından 1 ay önce çağırılan ve uygun doku grubu olan İKİ KÖK HÜCRE VERİCİSİ YURTTAŞIMIZA SESLENiYORUM ;
Lütfen bizimle iletişime geçiniz.
LÖSEMİLİ Bir çocuğumuzun kaybına sessiz kalamazsınız .
Size hiç bir zararı yoktur.
Psikoloji bölümünü birincilikle bitiren arkadaşımızı kutluyoruz. Zekice yazılmış bu metni paylaşmadan edemedik. Mücadele her yerde her alanda!
-Bilkent Üniversitesi 2026 Mezuniyet, 1. Gün.
@OceanPunj Saçlarım bakır kıvırcık diye beni de yabancı zannedip almıyolardı. Başımı örtmek için şalımı ararken kendi aralarında gülüşüyorlardı giremeyecek zaten der gibi. Girerken tekrar sordular, abi Türk'üm ben diyince dumura uğradılar. Şaşırmadım yaptıklarına...
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
⚠️ Rabia Naz dosyasının avukatlarından Baran Kaya, küçük kızın ölümünün neden ‘şüpheli’ olduğunu tek tek anlattı:
• Önce olay yerini ele alalım. Rabia Naz’ın bulunduğu yer. Tüm meseleyi anlayacağımız yer de burası.
• Rabia Naz, apartmanın önünde tek başına, sırt üstü yatar biçimde ve bilinci kapalı halde bulundu.
• Dosyadaki tüm teorilerin de başladığı yer doğal olarak olay yeri oldu. Fakat soruşturma boyunca savcılığın buradan başlattığı tüm tezler, olayın intihar olduğunu kanıtlamaya çalışır gibiydi.
• Önce Rabia Naz’ın intihara meyilli olduğuna dair saçma sapan teoriler ortaya atıldı, ‘bilgisayar oyunundan etkilendi’ dahi denildi.
• Fakat sonra tepkiler üzerine bundan vazgeçildi. Ancak intihar teorisinden hiç vazgeçilmedi.
• Bir de defalarca çatıya polisin girip çıkması ve inceleme yapmasına rağmen bulamadığı Rabia Naz’ın kayıp okul çantası çatıda kapının yanındaki sandalyenin altında olaydan saatler sonra ‘tesadüfen’ bulunmuştu.
• Birinin çantayı sonradan oraya bırakmış olabileceği ihtimalini dikkate almayan savcılık, çatı ile Rabia Naz’ın yaralı olarak bulunduğu yer arasında ilişki kurabileceği intihar tezlerine yöneldi.
• Savcılık ilk olarak, bulunduğu yere, Vatan Apartmanı’nın çatısından yani 18.6 metre yükseklikten atladığı tezini işledi.
• Çünkü bulunduğunda bilinci kapalıydı, ayak bilekleri kırıktı, kalça kemiklerinde kırıklar vardı. Buradan pek hareket edebilecek gibi değildi.
• Fakat bu kez sundurma engeli çıktı, eğer buradan atladıysa sundurmaya çarpmadan yere düşemezdi, sundurmada ise hiç çarpma izi yoktu.
• Daha sonra apartmanın yan tarafından yaklaşık 16 metreden atladığı ve epey engebeli arazide yaklaşık 10 metre, sırt üstü, dirseklerinden destek alarak süründüğü tezini işlemeye karar verdi.
• Adli Tıp’a sordu, “Bir insan sırt üstü dirseklerinden destek alarak bu kadar mesafe sürünebilir mi?”
• Adli Tıp da ‘evet sürünebilir’ cevabını verince ihtiyacı olan tez bulundu.
• Savcılık Rabia Naz’ın sırtında, kıyafetlerinde herhangi bir sürtünme, yırtık vs izi olmadığını, ayak bileği parçalanmasına rağmen herhangi bir kan izi olmadığını göz önüne almadan takipsizlik kararı verdi.
• Şimdi bu iki tezin de neden mümkün olamayacağını çok basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.
• Ben bu tezleri gördükten sonra bir de olay yerini inceledim.
• Binanın terasına çıktım ve bahsedilen iki yerden aşağıya bakınca kafamda dönen tek şey bu yükseklikler olmuştu.
• Ben buradan atlasam herhalde her yerim kırılırdı diye düşündüm.
• Dosyadaki Adli Tıp raporlarını ve ölü muayene tutanağını incelediğimde gördüm ki, Rabia Naz’da yalnızca alt ekstremite kırıkları denilen, topuk ve pelvis kırıkları vardı.
• Bunun dışında iç organları sağlamdı ve belinin üstünde hiçbir hasar yoktu.
• Olay yeri görseline dikkatlice bakın. 7 metre yüksekliğe dair herhangi bir işaret var mı? Yok.
• Rabia Naz’ın çantası çatıda bulundu, Rabia Naz ise vücudunda bulunan yaralanmalarla ilgisi olamayacak bir yerde bulundu.
• Bunlara bakınca Rabia Naz’ın başına elim bir olay geldikten sonra bulunduğu yere bırakıldığını kesin bir şekilde anlıyoruz.
• Peki o halde şunları soralım: Rabia Naz’ı oraya kim bıraktı? Çantayı çatıya kim bıraktı?
• Rabia Naz’a ne oldu?
Açız, çıplağız, yoksuluz; aylarca maaşsız, tazminatsız çalıştık dedik. En temel hakkımız için iki kez gözaltına alındık.
Elimizde baretimiz ve onurumuzdan başka bir şey yok. Şimdi tüm kamuoyuna sesleniyoruz; bizimle birlikte yazın, madenci kazansın!
👉#HakkımıVerDorukMadencilik
Beş aydır maaş alamıyorlar, seslerini duyurmak için 9 günde 190 km yol yürüdüler.
“Açız” dediler darp edildiler.
“Yoksuluz, çıplağız” dediler gözaltına alındılar.
Hakları için direnen madencilerin seslerini duyurmaları için daha ne yapmaları lazım?
konuşurken sürekli mahcup oluyorum artık kızları gibi oldum benden bile özür dileyip duruyorlar o kadar duyulmaya muhtaçlar ki YeşimAkbaş DosyasıAçılsın
gören herkes okuyabilir mi lütfen bu konu benim için çok önemli
sürekli paylaşıyorum biliyorsunuz ama üçüncü ölüm yıl dönümü yaklaşırken hem YeşimAkbaş DosyasıAçılsın çağrısı yapmak, hem de size bir kez daha hatırlatmak istiyorum ki kız kardeşimizin kanı yerde kalmasın artık 👇
Seni çok özledim canım İstanbul🌿
Çok kıymetli dostlar, sevgili arkadaşlar,
Bugün hakkımda tutuklama ve ardından ev hapsi kararı verilen Kent Uzlaşısı olarak bilinen davada çok değerli arkadaşlarımın tahliye edildiği haberini büyük bir mutlulukla aldım.
Sosyal medyadan gelen yoğun tebrik ve sevinç mesajlarına ne yazık ki dönemiyorum. Hepinize canı gönülden teşekkür ediyorum fakat bugün ki gelişme ile ev hapsimin kaldırıldığı bilgisi doğru değil.
Hâlihazırda 309. gününe ulaşan ev hapsim devam ediyor ve bu konuda henüz verilmiş yeni bir karar bulunmuyor.
Bugünkü kararlara istinaden ev hapsimin kaldırılması için avukat arkadaşlarım resmi başvuruya hazırlanıyorlar.
Bugünkü kararla tahliye olan sevgili arkadaşlarım Resul Emrah Şahan, Mehmet Ali Çalışkan, Ebru Özdemir’e ve başkanımız Ekrem İmamoğlu’na sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
Mesajlarıyla sevgilerini gönderen sevgili dostlar özgür günlerde emek ve özveriyle çalışacağımız İstanbul sokaklarında buluşmak dileğiyle…
Bu arada enkazdan çıkartılıp ambulansa verilen ablamın çöp gibi DNA'si almadan gömülmesi ve 2 ay boyunca gizlenmesi ve bizim zar zor mezar açtırıp bulmamızla ilgili kimse istifa etti mi, hesap verdi mi?
Deprem oluyor, enkazda çıkıyorsunuz canlı, ambulans geçiyor durdurup veriyorlar ve sonra kayboluyorsunuz? Kriz yönetimi bu mu?
"Yani Yusuf amma uzattın 3 senedir hep aynı şeyi söylüyorsun diyebilirsiniz" de afedersiniz bilmediğimden soruyorum da benim ablam kuduz köpek miydi lan ben bunun peşini bırakayım?
Ambulans ile mezar arasında kaç birim var? Kriz yönetimini o ara ayağına inşaat demiri saplanmış ben mi yapacağım? Enkazda ölen babam mı yapacak?
Ambulansa verilen biri nasıl DNA'si alınmadan gömülüp gizleniyor da ben 2 ay sonra zorla bir mezar açtırıp buluyorum?
Sosyal medya olmasa sadece kendimde olan bir sorun sanıp devam edecektim. Yalnız olmadığımı görüyorum. Umarım şifa gelir yaşayan herkese. Ne kadar yorucu ve üzücü bir şey olduğunu yaşamayan anlamaz. İlgi çekmek için bilerek yapılacak bir şey değil, o ses çıkmaz rol yapsa.
Lise 2'de Ocak Şubat gibi bir enfeksiyon geçirdikten sonra bende de böyle başladı öksürük. 18 yaş altındayım diye çocuk doktoruna götürdüler öksürük şurubu verdi sadece. Boğazın kızarmış dedi (1,5 aydır öksürdüğüm için olabilir mi?!) dedim bu beni anlamadı. Sonra özelde +
Aynı sesle aynı şekilde öksüren çocukları gördükçe çok üzülüyorum. Benim de son Aralık'ta geçirdiğim hastalık sonrası yine başladı 3 haftadır devam ediyor öksürük. Psikolojik olduğuna inanıyorum artık ama antidepresana bağımlı olmak da istemiyorum. +